2021'de okuduklarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2021'de okuduklarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2022 Cumartesi

2021 ARALIK

ARALIK

    La Casa del Papel efem, en meşhur olanından.  Money Heist de nam-ı diğer.  Bakmayın burada 9 bölüm yazdığına,  Netflixten 10. Bölümü de izledim 😃 Aslında dizi iyi de beni pek sarmadı sanki, 2. Sezon için "hayırlısı " diyeyim o halde 😄

 

⭐⭐⭐⭐
    Enteresan bir konu, nasıl anlatılır ya da ne denebilir The Unforgivable için bilmiyorum,  tutkunları Sandra için de izleyebilir, benim için bu tutku Viola Davis.  Etkileyici bir film de denebilir aslında, biraz adaleti sorgulayıcı biraz görünen ve arka yüzü gibi şeyler var filmde,  bir bit yeniği olan filmleri sevenler kaçırmasın diyelim o halde. 
⭐⭐⭐⭐⭐
    Ve How to get away with murder 2. Sezonu da derhal 3.'ye başlamamak için kendimi zorladığım bir şekilde bitti. O bir efsane,  o bir Analise, o bir Keaton, o bir Viola Davis ve o çok harika... Doğruyla yanlışın bu kadar iç içe bu kadar zekice geçtiği çok ender yapımlardan. Buraya kocaman bir 💜 bırakıyorum. İzleyen varsa spoilersız yorumlarınızı okuyabilirim efem. Saygılar...
    Ve Friends'in ilk sezonu bitti, Türkçe altyazılı izlesem bu kadar uzamazdı bitmesi ama İngilizce altyazılı izlemek bir miktar sıkıcı olabiliyor bazen.  Bazen altyazısız denediğim için daha da çıkmaza sokuyorum bölümü 20 dakika olan diziyi... 

    Daha da dizi bitiremem, vallahi yılın son 3 günü yatar yuvarlanırım daha da bir şey edemem, "amaaan boş vir"(Yasemin Sakallıoğlu şivesiyle) derkeeen "şaaak bi 10 milyon $"(!) pardon bi Unorthodox patlatışım beni bile şaşırttı,  "arkadaşlara dedim lan biz mi bi şey yaptık"(son dönemin en popüler, en aranan karakterinin şivesiyle) fakat onlar da ne yaptıklarıni bilmiyormuş... Maskaralık nedir diye bir düşünce aldı beni ...

    Ayy diziyi anlatacaktım durun ya...Dizi için; Çok beğendim diyemem fakat Yidiş dilini hiç duymamıştım bu açıdan memnun oldum,  Hasidik Yahudileri hakkında herhangi bir bilgim yoktu ama bu dizi sonrası onlarla ilgili bir iki yazı da okuyunca fark ettim ki bizimkilerden çok ta farklı değillermiş. Onlarda da kadınların saçlarını göstermesi yasak, onlarda da kadının tek önemli görüldüğü yer çocuk verebildiği zaman...Kadınlar hiç okula gönderilmiyor ve 18 yaşında evlendiriliyor. Ve tabii ki özgürlük kavramı akşama ne yemek pişirebileceğine karar vermenin ötesinde değil...Bu konularda yazacak ya da söyleyecek çok şeyim var ama     "gerçek İslam bu değilciler" ile uğraşamam, ilk emri uygulayın canım kardeşim. 

   Ve ne yazık ki bitmedi...
 Başıma bir şey gelmeyecekse, Cem Yılmaz esprilerini normalde sevmem, fakat eşimin çalıştığı bir yeni yıl akşamında 20 yaşında oğlumla ne izlesek te birlikte takılabilsek ya da neyi izlemeyi teklif etsem burun kıvrılmayacak düşüncelerine en uygun cevap bu atraksiyon olabilirdi. Daha önceki yıllarda yüzüklerin efendisinden 2 film ard arda izleyip sabaha ermiştik fakat bu yıl buna başladıktan 50 dk sonra oğlan pes etti. Ve "playstation oynarım daha eğlenceli" deyip beni ekti. 
    Benim enteresan bir şekilde hoşuma gitti ve sonuna kadar izleyebildim. En güzel kısmı Ata Demirer taklitleriydi, üzgünüm Cem Abi benim için her zaman en iyisi o dalga geçtiğin kısımlar ve Ata Demirer olacak, yok şöyle zekiyim yok böyle IQ yüksekim demeyeceksin, bizi o Trakyalı dayı taklidi daha çok eğlendiriyor :D





    Ve bu ayın kitapları. Zaten her birinin yorumu bloga girildiğinden merak ettiklerinizin yorumlarına bakabilirsiniz.

   Yeni yıl dileklerinde bulunma kısmını geçmiş hissediyorum kendimi, her yıl yeni yılda umutlanan, yeni hedefler belirleyen ben 2 yıldır bu halden pas geçiyorum fakat bu geçtiğimiz yıl ilk defa icraate geçebildiğimden demek ki yılın son günü yapılan plana gerek yok diye düşünüyorum, yıl sonu bilançosunda bu yıl için bana iyi gelen şeylerden bahsettiğim için burada tekrar etmeyeceğim, bir ay bir yıl daha geride kaldı...Umarım gelen yıl gideni aratmasın, sağlıkla kalın... Hoşça kalın... 

15 Aralık 2021 Çarşamba

GÖZYAŞI - LAUREN KATE

Epsilon yayınevinin 1. Basımını 2014'te yapmış olduğu Teardrop orijinal adı olan kitap 405 sayfadır. Bu kitabın yazarı aynı zamanda daha önceden çok okunmuş olan Düşüş serisinin yazarıymış.  Sanırım ben o seriyi de okumamışım. 

"Gerçek diye bir şey yoktur.  Sadece inandıklarımız ve reddettiklerimiz vardır."

Arka kapak yazısı diyor ki, bu kitaptaki öyle bir romantizm ki 
bir Romeo ve Juliet...
Bir Edward ile Bella...

Ben bu kitaptan ya da anlattıklarından şöyle kısaca bahsedecek olursam;
17 yaşındaki Eureka ana kahramanımızdır, annesiyle Miami havaalanına gidiyorlarken başlar hikaye. Sıradan bir Florida yerleşimindeki, sıradan bir lise öğrencisi iken hayatına bir anda, oldukça sıra dışı olayların/kişilerin dahil olmasıyla devam eder. Açıkçası 2. kitabı da varmış, bunu öğrenmeden önce sonucu konusundaki muallaklığı eleştirecektim fakat devam kitabının oluşu bu zevkten mahrum etti beni.
 
Kitap akıcı fakat tabii yaş itibariyle bana hitap etmedi pek, şimdi diyeceksiniz ki "kardeşim bunca ergen hikayesi okudun buna neden böyle tribal davranıyorsun ", ve fakat bazı kitapları okumak ya da o anlatılanları hayal edebilmek bazı zamanlarda gerçekten imkansız oluyor,  mesela bir fantastik hikaye bile ülkemin realiteleri karşısında  daha normal, daha inanılır, daha sıradan kalabiliyor. 

En baba distopyaları cebinden çıkarabilecek nitelikte şeyler  yaşadığımızı hissettiğimiz şu günlerde, sanırım bize bu tür kitaplardan daha sertleri ya da daha fantastikleri lazım hiç olmadı eser miktarda pudra şekeri lazım ki yaşananların gerçekliğini bir nebze unutalım. 

Çok yazılacak şey varsa da susayım, ve sağlık dileyeyim canım arkadaşlarım, cümlemize...

 Akıl başta , beden sağlığı ikincil olmak üzere 2022'den beklentilerimizin arasında yer alsın o halde. Sevgiyle kalın. 



 

9 Aralık 2021 Perşembe

ZAMİR - HAKAN GÜNDAY


    1. Baskısını Ekim 2021'de yapmış olan kitap 368 sayfadır.

"Gördüğüne inanmayanların ninnisi, 
görünmez olan her şeydi. "

    Ben Hakan Günday severim, kendisini tanımam ama bütün yazdıklarını şevkle okurum, ve   konuştuğum dilin yazarlarından biri olması da benim için kendisini özel yapar.  Yazdıkları genel olarak "yeraltı edebiyatı" diye tanımlanır bu demektir ki kalemi keskindir, serttir. 

    8 yıl sonra kitap çıkarmış olması, yıllardır kitap almıyor oluşum gerçeğini yalana düşürüverdi.

    Fakat, bakın bu fakat önemli, acaba Zamir için 8 yıl beklemeye değer miydi? Kabul şapkadan tavşan çıkarmasına gerek yok ama yani ille de zor olsun, ille de bağlantı bulunsun, ille de bu bağlantılar ne alaka olsun diye yazılmış intibaı verdi kitap. Zaten sanki kendisi de bu kitabı daha önce yazmış ta sanki 'eh artık bu masanın üzerinde daha fazla beklemesin' demiş gibi yeni bin yıla girişi anlatmış. Bu bin yılı, ben kitaba başladıktan sonra uzunca bir müddet 3000'e giriş  olarak düşündüm, kitabın diğer  okurlarının intibaını meraktayım :D 

    Ve yine fakat sevmedim demiyorum, zira yazan kaleme aşina olan okur, eski bir dostla görüştüğünü düşünüp ne anlattığına bakmaksızın anlattıklarından keyif alır. Özlemek böyle bir şeydir. Zamir de hayat hikayesiyle, sanki eski dostlara benzer izlerle girdi yaşamıma, aslında çok bilindik çok aşina ama benden çok uzaklarda yaşayanları izlediğim gibi okudum Zamir'i... Uzaktan... 

   Günday'ın stilini özlediğimden olsa gerek 3 günde okudum kitabı, bilinen bir lezzetin şekeri az gelmişi gibi bir tat bıraktı dimağimda, canı sağ olsun, bir sonraki kitabını okumaktan bu kadar ayrı tutmasın bizi.
        
    Sağlıkla kal sevgili okuyan, kitapla kal... 






 

5 Aralık 2021 Pazar

ŞEYLER - GEORGES PEREC

 


1. Basımı 1998'de yapılmış olan Les Choses, Fransızca'dan dilimize Sevgi Tamgüç tarafından çevrilmiştir.

    "Bir şeylerin, yaptıklarının önemli, gerekli, çok değerli olduğunu, korkak çabalarının onlar için bir anlam taşımadığını, gereksinim duydukları bir şey olduğunu, kendilerini tanımalarına, değişmelerine, yaşamalarına yardımcı olabilecek bir şey olduğunu kendilerine kanıtlamasını isterlerdi."


    2 bölümden oluşan anlatı roman olarak tanımlanmışsa da  bence bir uzun öykü de sayılabilir. 1960'larda Fransa'nın dahil olduğu 7 yıl savaşı döneminde, 2 sıradan üniversiteli Fransız'ın yaşam öyküsüdür anlatılan.  İlk bölümde Fransa'daki devrimci hareketlere katılmaları, arkadaş çevreleri ile yaptıkları mesleklerin sıradanlığını kırmaya çalışmaları, 2. bölümde Sfaks/Tunus'a uzanan hikayeleri ile aslında son olmayan bir son ile bitirilmiştir.
    Çok fazla "şey" kelimesinin kullanılmaması dikkat çekse de çok fazla "şey"den bahsedilmiştir; herkes tarafından önemli görünen aslında önemsiz şeyler ve insanların yaşamında bazen bu yaşamlara yön veren şeyler, aslında hedeflenen şeyler ile elde edilen şeyler bunların başında geliyor. 

    "En mutsuz insanların kendileri olmadıklarını söylüyorlardı.Belki de haklıydılar. Ne ki modern yaşam, başkalarının mutsuzluğunu yok ederken onların mutsuzluklarını göklere çıkarıyordu; ötekiler doğru yoldaydı."

    Kitabı sevdim diyemiyorum ama net olarak ta şuyundan hazzetmedim demek çok mümkün değil, 2 günde okumuş olmamdan sebep aslında enteresan bir şekilde akıcı yazılmış denilebilirse de kolay anlaşılabilirliği tartışılır.
    Yazarın önceki okuduğum kitabını pek sevdiğimden bir şans daha vereceğim muhtemelen kitaplarına... Siz de verin bence :D 
    Sevgiyle, sağlıkla, hoşça kalın arkadaşlar...

15 Kasım 2021 Pazartesi

LEVIATHAN - JULIEN GREEN


Yeni bir kitapla yine buradayım sevgili okur, umarım sen de bütün dikkatinle buradasındır :D

 Leviathan ilk basımı Everest Yayın evi tarafından 2013 yılında yapılmış olan, Işın Gürbüz'ün Fransızca'dan dilimize çevirdiği, 298 sayfalık bir roman.

Yazarımız Academie Française'nin 1971 yılında üyeliğe kabul ettiği ilk yabancı yazarmış, yabancı olması ana-babasıyla alakalı yoksa zaten kendisi Paris'te doğmuş ama konumuz bu değil. "Günah" romanları yazdığını ifade etmiş yazarımız, benim de kendisine karşı gelmek gibi bir zorunluluğum yok , kendisi ne derse o.

"Diğer birçoklarını unuttuğu gibi bir gün unutacağı biri için acı çekmek ve arzularını, hep aynı olan arzularını başka bir yere yöneltmek için bu kişiyi terk etmek; ne bıktırıcı bir mukadderat!"


Fakat şunu itiraf etmekten çekinmeyeceğim, kitap herkese göre değil, nedeni de şu;
 tam bir betimleme ustası olan yazarımız bazen bir sayfanın üçte birini sadece yerdeki yaprağı betimlemek için kullanmış. Yaşar Kemal okuyanlar belki daha kolay anlayacak ne demek istediğimi, :D Julien de inanılmaz kelime oyunları ile tam bir tarif sanatçısı, açıkçası ben de betimlemeleri pek etkileyici bulurum romanda, sırf bu sebepten yazarı sevmemiş olmamın imkanı yok.

"Birine aşık olmak, sonsuza dek bütün özgürlüğünden vazgeçmek demekti; arzu körelebilirdi, tutku tamamen yok olabilirdi, fakat kalbin derinliklerinde, verilebilen, ancak geri alınamayan, başkasına aktarılamaz bir tortu kalırdı." 

Bir de sıradan olabilecek bir yerleşkeye olağanüstü bir kahraman ve olağan dışı iki vak'a ilave ederek zaten hali hazırda sıkılacak okuru avuçlarının içine almayı başarmış .

 Sonundaki müphemlik eser miktarda can sıkıcı olabilirse de,
ben ilk defa okuduğum bu kalemi sevdim, imkanım olsa oldukça hacimli olan külliyatını okumak isterim ve fakat bu kısım o kadar imkansıza yakın ki benim için, ama sen sevgili okur eğer de betimleme sever biri isen denk düşürdüğünde kaçırma bu eseri, belki bir başka eserini Green'in , neden olmasın.

"İnsan ruhunu satmıştır ve nefret aşkın yerini almak için boşuna uğraşır; insan ölene kadar sevdiklerine aittir. "

Sağlıkla, başarıyla, kitaplarla kal, ne yapmak hayatına anlam katıyor ise onlarla kal...





 

4 Kasım 2021 Perşembe

KABİL - JOSÉ SARAMAGO

 

"İnsanların tarihi, tanrı'yla anlaşmazlıklarının tarihidir; o bizi anlamaz, biz de onu anlamayız."

    "Her koşulda, masumlar zaten günahlarının bedelini ödemeye alışkındır."

    "Sodom'da yanarak ölenlerin arasındaki tek bir çocuk bile onu gözünün yaşına bakmadan mahkum etmeye yeterlidir, ama tanrı için adalet boş bir kelime..."

    İnsan türünün evrendeki yeri ve varlığının haklılığını ya da nedensizliğini sorgulayan Jose, kullandığı dille, kullanmadığı imla kuralları arasında okuruna bir beyin fırtınası, bir teoloji anlatısı, bir iman sorgulaması yaşatıyor.

      Koşulsuz yazılmış olması, ön yargısız okunursa anlam kazanacak olması ve pek tabii ki dinlerin tamamına dokunması okuru zorlayabilir. İroni, kritik ve alayın birbirine karışması;  din konusunda hoşgörü sahibi olmayan ya da dinleri sorgulama kısmında fazlaca muhafazakar olanlar için uygun bir okuma olmayacaktır. Zira teolojinin altından girip üstünden çıkmış yazar :D 

    Fakat zaten 130 sayfacık olduğundan,  ve bir de din sizin kırmızı çizginiz değilse, her şeyi sorgulayabilirim ben, bütün fikirleri dinlemek/okumak isterim diyenlerdenseniz, farklılıklar sizi ürkütmüyor ise sizin için oldukça keyifli bir okuma olacak diye düşünüyorum, yine de siz bilirsiniz der çekilirim. 

Kalın sağlıkla...

28 Ekim 2021 Perşembe

GOETHE - GENÇ WEATHER 'İN ACILARI


Tutku Yayınları'nın 2013 yılında 1. basımını yaptığı 150 sayfalık kitabın çevirmeni Füsun Dikmen'dir.

"Eğer insanlar sürekli geçmişi hatırlamak yerine şu günlerin tadını çıkarsalardı bu kadar acı çekmezlerdi."

Ne yazık ki basım hataları mevcut olan kitabın bu hatalarını yüze vurmak, fiyatına mukabil uygun değil o sebepten çok üzerinde duramayacağım.

"Bizim dışımızda her şey bize daha iyi, herkes bizden daha üstün görünüyor."

Bu kitabı daha önce okuduğumdan gayet iyi biliyorum ki, aynı zamanda  elimde ve  okuyor olduğum Mahmut Makal'ın Bizim Köy adlı yapıtı olmasa çok daha etkileyici bulacaktım . Ne ki yurdum kırsalı ile istem dışı yapmış olduğum kıyaslama çok ağır geldi. Öyle ki neredeyse iki asırlık bir zaman dilimi olmasına rağmen iki kitap arasında,o zamanların Almanyası ile bu kadar uçurum olması, çok fena. 

İçinizden "Eylem, iyi güzel de bu kitap heer ne kadar kırsalda geçse de bir köy anlatısı değil " diyenler olacak, bu kişiler de pek haklı olacak ve fakat okunan satırlardan anlayabileceğimiz ya da çıkarsayabileceğimiz gerçekler bunlar, bakınız her iki kahraman da orta düzey bir memur, her ikisi de kırsalda yaşamakta oysa ki aradaki fark muazzam, vah bizim ülkemize! O zaman için de, şimdi bile !

Neyse mevzu derin, anlaşılması zor ya da imkan dahilinde olmuyor tarafımdan, anlama kapasitesine ve anlatma yeteneğine güvenen varsa aydınlatsın.
 
Oysa klasiklerden bir kitaptı bu da, daha önce farklı yayın evlerinden okumuşluğum da var , yine de yeni bir basım bulduğumda kaçırmam. :)

Hemen her klasik ve romantik anlatıda olduğu gibi memnu bir aşk olmazsa olmaz, mübalağa ise tuzu biberi pek tabii ki yine de dönemi itibariyle çok etkileyici bulunmuş ve Almanya halkını intihara sürüklediği ve kılık kıyafetine epeyce müdahil olabildiği söylenegelmiştir.

Bir Alman klasiği de okusam fena olmaz diyenler, ya da Almanların nasıl bir  platonik ve çaresiz aşıkı olurmuş diye merak edenler için çok hoş bir okuma olacağı kanaatindeyim. 

Keyifli okumalarınız olsun...





 

26 Ekim 2021 Salı

ÖLÜMCÜL ŞİFRE-TOM MARTIN

432 sayfalık, orijinal ismi Pyramid olan Tom Martin kitabının tanıtımıdır, bu kitap çekilişle bir kişiye hediye etmiş olduğum iki kitaptan biridir aynı zamanda. Haydi bakalım yeni çekilişlere ve yeni kitaplara diyelim o halde...

"Ama en önemlisi, hiçbiri eğitim almak zorunda değildi, her biri kendini seçimi doğrultusunda uzmanlaştığı alanda çığır açacak bir keşif yapmaya adıyordu."

Kitap bir macera, bir gizem, bir bilim-kurgu, bir fantastik-kurgu, bir eskatoloji hikayesi...

Aslında dayandırdığı mantık, kurduğu bağlantılar bakımından inandırıcılığı var, fakat hikaye o kadar hızlı başlıyor ve kahramanlar o kadar "süper" ki bu kadarı da fazla dedirtiyor bazı yerlerde.

Yazarın Goodreads'a kayıtlı 2 kitabı var gibi görünüyor, buradan yola çıkıp bu kitabın belki bir ilk kitap olabilme ihtimali aklıma geldi, bu ihtimal gidişattaki bazı aksaklıkları daha kabul edilebilir kılacak zannederim.

Kitap macera içerdiğinden olacak;
And Dağları'ndan başlayıp, San Andreas fay'ına...
 Peru'dan Gılgamış Destanı'na...
Zerdüştlük'ten Gnostiszm'e...
Oradan da Mısırı Piramitlerine uzanarak konuyu bağlıyor 
ama 
bağlama kısmı önemli :) 

Bazı sayıları tutturma şekli ya da bağlantısını kurma yolu bana bir siyasi liderimizin partisinin yıl dönümü hesaplamasını hatırlattı desem, vallahi gülmeyin ama ya,  o kadar zorlayınca 40 ta yapar neden yapmasın :D

Bu hesaplamalar kısmı neden  kitabın orijinal isminde değil de Ölümcül Şifre adıyla basıldığının açıklamasıdır aynı zamanda . Mantıklı yani...

Bu kitap bana ;

orta-alt düzeyde iyi denilebilir bir kurgu, 

aksiyondan yana zengin, 

koşturmalar arası çok boşluklu, 

ve aynı zamanda sayfa kullanımı bakımından oldukça bonkör davranılmış ,
 gibi geldi .

Kime gittiyse kafa dağıtmalık yeni bir okumalık edinmiş oldu, sorunsuz bir şekilde ilettiğim kitaplar umarım severek okunsun,, umuyorum herkes sağlıkla , esenlikle  ve kitaplarla kalsın.
Sevgiyle...

N







 

25 Ekim 2021 Pazartesi

APTALI TANIMAK - A. M. CELAL ŞENGÖR

Kitapta Celal Şengör'ün Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji Dergisi için yazdığı yazılar var. Her satırına katılmak zorunda değilsiniz elbette, ve fakat bir bilim insanının bilhassa bu vatanın günümüzdeki düzen ve işleyişi hakkındaki fikirlerinden edineceğiniz birkaç şey mutlaka olacaktır. 
Altta kitaptan bir kaç satır var...
Okuyunuz, okutunuz...

"Akıllı insan problemin çözümüyle ilgilidir, aptal ise kendi kafasındaki herhangi bir fikri çözüm diye dayatmak ister."


"Okullarında itaat ve kanaat öğreten toplumlar başkalarına itaate ve kendilerine verilene kanaate mecbur olurlar."


"Cehalet en büyük düşmandır. Ama bu düşman dışarıdan gelmez.  Bunu biz kendimiz büyütür, bizi daha çok cahil edecekleri başımıza getirmek için sandıklara koşarız,  zira cehalet rehaveti,  rehavet yalancı bir rahatlığı, o da sonunda felaketi getirir."


"Bilimin ülkemizdeki çöküşünün en önemli sebebi ise tamamen bilgisiz politikacılardır..."


"Görmeden, kontrol etmeden,  muhakeme kurmadan inanmayı öğrenmiş bir toplum gerçeği aramaz."


"Bir şeyi ortadan kaldırırken yaptığınızı başkaları fark etmesin isterseniz en iyi yol, yok etmek istediğiniz nesneyi sulandırarak çoğaltmaktır."


 

24 Ekim 2021 Pazar

MATRIONA'NIN EVİ - SOLJENITSIN

 Üç öykünün yer aldığı kitabın ikinci basımını Cem yayınevi 1974 yılında yapmış,  çevirmen koltuğunda Gülseren Devrim var. 
1970 yılının Nobel ödülünü almış olan Sovyet yazar pek tabii ki uzun yıllar Sovyetler'de yasaklanmış. Buna sebep olarak Sovyetler Birliğini  kötülemesi gösterilmiş oysa yazar genel olarak sistemin eksik ya da kusurlu gördüğü taraflarını kaleme almış yazıtlarında. Bunun pozitif eleştiri olarak algılanıp kendine çeki düzen vermek gerekirken neden kötü gösterildiğine yorulup yasak koyma yoluna gidildiğini anlayan beri gelsin. 

"Bir şeyler edinmek, sonra bu bir şeyleri hayatından daha değerliymiş gibi saklamak için kahretmezdi kendini."

Komünizmi bitirenin Soljenitsin olduğu da söylenir ve fakat Rusya başkanı Putin 2007 yılında yazara ödül de vermiştir.  Bizimkiler de Nazım'ı getirmeye çalışıyordu bir ara, 
sanırım aynı hesap ya neyyyseee... 

" Öğretmenlikte, bütün hayat boyu böyleydi işte:
Her an, hazır cevaplığınızı ve zekanızı ispatlamak zorundaydınız, bütün bir kalabalık önünde tek başınıza ve her defasında bir başka konuda."


 Yazarın hayatı bir miktar karışık, o sebepten okuduğum bu kitap üzerinden yazayım biraz. Bir kere 3 öyküde de hep zamanın Sovyet yönetimi, ille saf ve temiz duygular içinde bir kahraman ve klasik kötü gerçek kişiler mevcut. 3 öyküden bilhassa Matriona'nın evini okurken bir nebze Aytmatov hikayelerindeki havayı hissettim, belki her ikisinin de aynı coğrafyayı anlatıyor oluşu etken bu duruma.

"Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, gerçek bir bilime sahip olmayan, gerçek bir idareci olamaz artık !"

Yine ister istemez düzene karşı insani taraf kıyaslaması yapılmış ki o sistem için paha biçilemez bir karşılaştırma, bir zorunlu tercih halini oluşturmakta. Açık konuşmak gerekirse belki okuldan, sistemden, öğretmekten , çalışmaktan bahsetmesi sebebiyle Bir Amaç Uğruna adlı 3. Öyküsünü diğerlerinden daha çok beğendim. İlk ikisinin betimlemeleri keza harikulade ise de bir belirsizlik durumları da mevcut...Ki aslında ben pus ta severim hikayede, ve fakat bu tarz toplumsal ve gerçek köy hikayeleri bence direkt anlatılması bakımından tercih sebebimdir. 

Uzatmayayım, burada Soljenitsin üzerinden konuşuyorsam da  bilhassa Rus yazarların,  edebiyatçılar tarafından mutlaka okunması ve hatta bu okumaların birden fazla yapılması elzemdir diye düşünüyorum.  

Okuyun, dilerim sağlıklı ve umutlu kalın.  


 


19 Ekim 2021 Salı

VEJETARYEN- HAN KANG




    "Abla... Dünyadaki bütün ağaçlar kardeşim gibi. "

     156 sayfalık 3 öykünün birleşmesinden oluşan  romanın 1. baskısını April yayıncılık , 2017’de,  Göksel Türközü çevirisi ile yapmış. 

    Han Kang'ın bu kitabı,  2016 Man booker ödülünü almış ve aynı isimle  filmi de yapılmıştır. 

    Kitap sade, anlaşılır bir dille yazılmış olabilir fakat kabul etmeliyiz ki oldukça etkileyiciydi. 

    Aslında sıra dışı bir yaşanmışlık anlatılmışsa da  öyle bir şekilde sıradan insanların günlük yaşamlarına yedirilmiş ve yazar öyle uç eylemleri öyle sıradan insanlara yaşatmış ki aslında bu kadar tanıdık olanın bu kadar vurucu olması şaşırtıyor okuru. 

    Güney Kore edebiyatından bir örnek,  bir tespit olarak özellikle belirtmek isterim ki Asyalı yazarlar sinematograf gibi yazıyorlar, çoğu zaman okumuyor izliyorum kitabı. 

    Ve kabul edilmeli ki hep etkileyiciliği yüksek oluyor yapıtlarının, film, dizi ya da kitap farketmeksizin...

    Bir miktar toplum normlarına ters bir anlatı da olsa, bence kitap ya da edebiyat severler beğenecektir.

    Aykırı şeyler için çok kapalı değilseniz okuyun :D

    Akıl sağlığımızın da beden sağlığımız kadar yerinde olabilmesi dileğiyle, etkili okumalarınız olsun... 

   



14 Ekim 2021 Perşembe

BEN, ROBOT- ISAAC ASIMOV

İthaki, Ekin Odabaş çevirisi ile 2017 de yapmış 3. Baskıyı, 238 sayfa olarak.

"İstese de istemese de, sadık, sevecen, kibar biri. Makine sonuçta; öyle yapmışlar. İnsanlar için aynı şeyi söyleyebilir misin?"

"Bir zamanlar insanlık, evreni tek başına göğüslerdi. Kimsesi yoktu. Şimdiyse yardım edecek yaratıkları var; kendisinden daha güçlü, daha inançlı, daha kullanışlı, kendisine tamamen sadık yaratıklar. İnsanlık artık yalnız değil."

    Kitaptaki ilk robot hikayesi olan Robbie'yi 1939'da yazmış yazar. 19 yaşındaymış.  Bunu kitabın sonunda okuduğum zaman oraya kadar okuduğum hikayelerde anlatılanlara bir kez daha hayran oldum. 
    Çeşitli hikayeler var kitapta,  Robbie'ler, Speedy'ler , Cutie'ler... Tabii bunların robotların hikayeleri olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. İnsanoğlunun robotlarla imtihan hikayeleri, dönemi göz önüne alınarak okunursa müthiş etkileyici, dönemi göz önüne almadan okunursa etkileyici hikayeler. Sevecen demek robot hikayeleri için belki doğru bir tanım değil yine de sevecen demek geliyor içimden bu hikayeler için. 
    Beni en çok etkilemiş olanları: Cutie ve Mantık hikayesi. 

    Sevdim kitabı genel olarak, hatta oğluma da verdim ama son zamanlardaki sağlık problemleri ve psikolojik olarak çok kitap okuma havasında olmayışından mütevellit okuyamadı henüz, okusaydı O'nun da fikirlerini yazmak hoş olacaktı :D
    
    Sağlıkla kalın arkadaşlar, kitaplarla ve tabii şans ta gülsün yüzünüze :) Yeni kitaplarda görüşmek üzere...







 

26 Eylül 2021 Pazar

LANET - F. PAUL WILSON


Neşe Mesutoğlu Kırım'ın çevirdiği,559 sayfalık kitap, 2 adet çekiliş  kitabımdan biriydi, orijinal ismi Panacea olan kitabın bir macera oluşu sizi değişik coğrafyalara sürüklemeye, ve kurgusal olarak bir tık ütopik olmak kaydıyla mantık çerçevesine davet ediyor. 

Çok muallak oldu bu tanımlama haklısın sayın okur, ama bir kitabı hiçbir ipucu göstermeden anlatmak ta takdir edersin ki kolay değil. 


"Yaşlandıkça inançlı olmak O'nun için daha da zorlaşmıştı."


Fakat mesela bu kitapta günümüz konularından;
 mutasyonlu virüsten tut, Maya köylerine,
Kadüse figüründe duraklayıp tarikatların içine temas edecek desem anlarsınız ya. Demem! İlla sağ kulağımı sol elimle tutacağım :D

"Kuralları güce sahip olanlar koyar."

Neyse aslında ikisi de Arkadya yayınlarından çıkmış olan, ikisinde de fantastik unsurlu macera denebilecek türle teması olan kitaplardan bu daha soluksuz okundu tarafımdan ama bu demek değil ki bu kitap daha iyi!

"İnsanlar hak ettikleri şeyleri almıyor, sadece hayatın onlara getirdiklerini alıyor."


Tabii daha iyi de olabilir sonuçta kitapları edebi bakımdan inceliyor değiliz fakat bu iyilik benim motive olabilme süremle alakalı muhtemelen. Zira ben eski ben olmadığımdan okuma motivasyonum da eski halinde değil. ,
Bu gereksiz detayı da beyninize zerk ettikten sonra kapanış babında kalın sağlıcakla demek düşecek bana , evet tıpkı kitaplardaki gibi "dan "diye :D





 

23 Eylül 2021 Perşembe

KARISINI ŞAPKA SANAN ADAM- OLIVER SACKS


 "Kişinin IQ'su ne olursa olsun, ruh armoniktir."

    Bu kitabı ne kadar uzun zamandır okumak istediğim konusunda bir fikrin var mı dostum,  hiç zannetmiyorum 😃
O halde öğreneceksin, kitap listelerimin başında sonunda mutlaka olan kitaptır kendisi fakat ben bu kitabı her defasında farklı listelere nasıl eklemiş olabilirim diye düşündüren kitap özelliği de göstermektedir. Peki bu özelliği hak etmiş midir, tabii ki her satırında etmiştir.  

Kitap:
    Çevirisi Çiğdem Çalkılıç tarafından yapılmış olup, YKY'nin ilk basımını 1996'da yaptığı, ve Yaşantı kategorisine uygun bulduğudur.  Buraya kadar benim açımdan büyük bir durum yok fakat Editör koltuğu Birhan Keskin 'e verilmiş ki bu benim için oldukça mühim, bu durum kendisiyle "toprak" oluşumuzla alakalı bir durum olabilir olsa da kalemine, yetkinliğine gözü kapalı güvendiklerim arasında oluşu daha ehemmiyetlidir.
    Biraz da içeriğinden söz edeyim kitabın,  kurgu olmayışı dışında siz kitap okurlarının mutlaka bilmesi lazım gelen husus, Nöroloji bilimi üzerine, Nöroloji ilmine gönül vermiş birince ve bolca Nöroloji terimleriyle yazılmış olmasıdır.  
    Kitap her okura hitap etmeyebilir fakat okumanın sadece göz kası çalıştırmak olmadığını düşünen her birey için tatmin edici olacaktır, zira Nöroloji kendi başına anlatılmaz kitapta, reel örnekler üzerinden, psikolojik ve sosyolojik ilave bilgilerini de vererek derinleştirilmiştir. Özellikle eğitim camiasında yer bulmuş arkadaşlar için fevkalade faydalı olacağını ve kitabı kapattıktan sonra bitirebilecekleri bir hikaye okumadıklarını anlayacaklarını garanti ederim. 
    4 bölümden ve 236 sayfadan ibaret kitap muazzam bir kaynak kitap aynı zamanda ;
    Freud desen var, Piaget , Bertrand Russell, Strauss, Leibniz, Kierkegaard,  Tourette, Borges Myers, Silverberg ve yazarın Nörolojiyi bilim haline getiren kişi kabul ettiği Hughling Jackson olmazsa olmaz durumunda. Hatta hatta Gauss ve Chomksy karşılaştırması da var kitapta, yok yok demek bu duruma cuk oturabilir :D

"Entelektüel farklılıklar ne olursa olsun, rol yapma, oynama ve 'olmak' insan hayatının ayrılmaz bir parçasıdır. "

    Yazarın, kitaba adını veren hayatı daha etkileyici bulmuş olabilirliğine rağmen bana göre "sayıları iletişim aracı olarak kullanan ikizler" daha etkileyiciydi. 
    Kitabın yine bence tek kusuru Otistik, Moron ve Özürlü kelimelerinin kullanılmış olması. Ama bu işin ustasına laf etmem abes olur tabii, bir de bu isimlerin bir miktar aralarında fark olduğunu anlatmaya başka çare yok belki de diye düşünmekte fayda var. Zira yazar da kişilerin ne kadar özel olabilir olduğunu anlatmaya çalışmakta bütün kitap boyunca.  Bu durumda sevgili dostum siz hiç okumamış olanlara okumak, biz okumuşlara da tekrar etmek hiç olmazsa kaynakçasından bir kitap daha seçmek düşer. 
    Sağlıkla, kitapla, sevgiyle kalman dileğiyle :D
    
 


12 Eylül 2021 Pazar

BOYALI KUŞ- JERZY KOSINSKI

 

 Merhaba Sayın okuyan, yeni bitirmiş olduğum bu kitabı alıntılarıyla ve bencileyin yazacağım. 


Kitap ilk kez 1968 yılında E yayınevinin ilk kitabı olarak, yayınevi kurucusu Aydın Emeç çevirisi ile yayımlanmış.  Orijinal adı da The Painted Bird. Elimdeki 2011 basımı, 239 sayfa... Muhtemelen bana sahaflar turlarımdan birinden hatıra, yine muhtemelen yasaklı kitaplar listelerinde üst sıralarda yer alışı etken bu buluşmaya.  

"Çocukları tehlikeye düştüğünde yardımına koşmazlarsa neye yarardı anneler, babalar!"

Aslında kitap sarsıcı.
II. Dünya savaşında ailesinin, korumak için uzak bir köye gönderdiği 6 yaşında küçük bir çocuğun 12 yaşına kadar yaşamı var kitapta. 
Bu çocuğun  yaşadıkları ve hayatında iz bırakmışlar, her birine 1 bölüm ayrılarak ve  14 bölümden oluşan öyküsü anlatılıyor, çocuğun ağzından.  

"Ne yağmurun, ne rüzgarın, ne de ateşin işlenen suçların izlerini silemeyeceğine inanılırdı. "

Sonunda yazar otobiyografi değil kurgusal dese de o dönemi gerçekten yaşamış olanların otobiyografik yazıtlarından anlaşılan,  bu kitabın gerçek olma ihtimalinin bulunduğu. Doğu Avrupa'da yasaklı kitaplar listesinde uzun yıllar üst sıralarda yer alması da bu anlatılanlar üzerindeki gerçekliği arttırıyor.  

"Tanrı, bütün olayların üstünde olduğuna göre,  bu köylüler neden dinleri, papazları ve kiliseleri için korkuyorlardı."

Kitap belki mekanik bir anlatıma sahip fakat edebi bakımdan değeri sanırım tartışılır.  Bence yazar teknik olarak fazlaca yetkin olunca da betimlemeler çok stratejik olabilir. İster etkilenerek okuyun anlatılanlardan, ister edebi açıdan değerlendirin okuyun. Bazı kitaplar insanların vahşetini gün yüzüne çıkarıyor, bir kesim insan bu vahşet anlatılmasını sakıncalı buluyor bence büyük puntolarla yazılması gereken, herkes tarafından okunması hatta ezber edilmesi gereken kitaplar bunlar. 

"Çok seviyorum kitapları.  Çevremizdeki dünya kadar gerçek; neredeyse ondan daha zengin bir evren fışkırıyordu sayfaların arasından. Hayat boyu, yanından geçtiğimiz kişilerin düşünceleriyle isteklerini öğrenebiliyorduk kitaplardan. "


Bu Doğu Avrupa da olsa böyle,  Orta Doğu da olsa böyle,  bu dünyadaki en vahşi varlık insan ne yazık ki. 

"İlk günahın korkusu, iyi bir Hıristiyanın kafasını nasıl kurcalıyorsa, ailenin gölgesi de herkesi öylece eziyordu ."


Akıl sağlığınızın statik kalabildiği, beden sağlığınızın fazladan korunmaya ihtiyaç duymayacağı güzel günlere...




15 Ağustos 2021 Pazar

OĞUZ ATAY- GÜNLÜK

 Bütün Eserleri 6

Oğuz Atay’ın bütün eserlerini bu kitapla nihayete erdirdim sayın izleyen :D
Ve oldukça etkilendim, diğer bütün kitaplarından etkilendiğim kadar ve bunun içindir ki size de anlatayım bu kitabı istedim. 
Bu kitabın ilk baskısı 1987’de yapılmış, elimdeki 2017’de yapılmış ve  24. basım. Kapak fotoğrafı Ara Güler'e ait ve 286 sayfa fakat aslında 143 sayfa çünkü her sayfanın karşısında orijinal şekli verilmiş bu da oldukça etkileyici.
25 Nisa 1970’te aşağıdaki satırlarla başlıyor Atay günlüğüne ve okuru bir anda afallatıyor.

" Kimse dinlemiyorsa beni - ya da istediğim gibidinlemiyorsa - günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda, bana, bunu da yaptınız." 
☝
Bilhassa kitabı okudukça Oğuz Atay hayranlığınız gelişiyor, genişliyor. Bütün o sosyolojik tespitleri, edebi birikimi aklınıza ‘ya bu adamın alanı edebiyat değil ki bu kadar bilgili nasıl olabilir bu konuda ? ‘ sorusu geliyor, fakat sayfaları ilerlettikçe okuduğu yazar ve kitapların farkına vardıkça ayıkıyorsunuz duruma. 

224. Sayfadaki Türk romanı tespitlerine katılmak istesem de bunun kabulü zor, edemem ve fakat fikirlerini onaylamasam da, kesinlikle okumaktan sıkılmadığımı herhalde itiraf etmek elzem. 
Bila kayd ü şart, 5 Ocak 1975 tarihli yazısı efsane.

Pek çok yerde haklı kritikleri olduğunu da itiraf etmekten gocunmayacağım. Bir de bu kadar kısa bir kitap içine sığdırılmış bir Atay külliyatı taslak durumu var ki, aslında; ne neden yazılmış, hangi kitaptaki hangi karakterin filanca özelliği neden ona verilmiş öğrenebilirsiniz. Sırf bu sebepten bütün kitapları art arda okuyup zaman geçirmeden bu kitabı okumalısınız diyeceğim ama tabii bunu yapmak biraz namümkün. 
 

"İnsanın geliştiği filân yok. Yalnız kusurlarına alışıyor, o kadar. "
☝

Nihayet Halit Ziya ile benzer temaları olduğunun itirafı ve Mai ile Siyah benzerliklerini kurmuş olması beni ziyadesiyle mutlu etti, Mai ile siyah ta pek severim zira. 

Uzun lafın kıssası okuyun derim, ısrar da ederim bu kitap için ki her kitaba bu muameleyi yaptığımı göremezsiniz.

Yeni nesil için pek çok acayip kelimeler var bu postta ama bazen günlük dilin dışına çıkmak zaruriyetten oluyor blog yazarları için, sürç-i lisanım affola. 

Kalın sağlıcakla ve kitaplarla :)




27 Temmuz 2021 Salı

FRANSIZ ÖPÜCÜĞÜ- KRISTEN HARMEL

 


Sevgili blog takip eden bloguma hoş geldin :D
Bitirmiş olduğum bu kitap için diyebilirim ki;
Turkuvaz kitaptan çıkan kitap 299 sayfa, The Art of French Kissing orijinal adı ve Tuğçe Ayteş'in çevirmenliğinde basılmış. 

    Aslında fazlaca romantik bir hikaye olsa da (bir kısmı Paris ' te geçiyor nasıl olmasın) çok akıcı yazılmış,  çok hoş anlatılmış bir arka plan olsa da çok gerçekliği olma şansı olmadığından belki de beni vurup geçmedi. 
    Gerçekliği yok derken, fantastik ya da ütopik demek istemiyorum ama kişiler bazında bakıldığında her gün karşılaşabileceğiniz bir aşk hikayesi değil anlatılan, ha imkansız da değil :D
    Yine de özellikle Fransa betimlemeleri ve yer tanıtımları bakımından oldukça zengin olduğunu belirtmek isterim, bilhassa Fransaya ilgili iseniz okumanız hoş bir tat verebilir.
    Çok sıcak olan şu yaz günlerinde buharlaşmadan yapacağınız keyifli okumalar dilerim, sağlıkla kalın.