Hakan Günday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hakan Günday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2021 Perşembe

ZAMİR - HAKAN GÜNDAY


    1. Baskısını Ekim 2021'de yapmış olan kitap 368 sayfadır.

"Gördüğüne inanmayanların ninnisi, 
görünmez olan her şeydi. "

    Ben Hakan Günday severim, kendisini tanımam ama bütün yazdıklarını şevkle okurum, ve   konuştuğum dilin yazarlarından biri olması da benim için kendisini özel yapar.  Yazdıkları genel olarak "yeraltı edebiyatı" diye tanımlanır bu demektir ki kalemi keskindir, serttir. 

    8 yıl sonra kitap çıkarmış olması, yıllardır kitap almıyor oluşum gerçeğini yalana düşürüverdi.

    Fakat, bakın bu fakat önemli, acaba Zamir için 8 yıl beklemeye değer miydi? Kabul şapkadan tavşan çıkarmasına gerek yok ama yani ille de zor olsun, ille de bağlantı bulunsun, ille de bu bağlantılar ne alaka olsun diye yazılmış intibaı verdi kitap. Zaten sanki kendisi de bu kitabı daha önce yazmış ta sanki 'eh artık bu masanın üzerinde daha fazla beklemesin' demiş gibi yeni bin yıla girişi anlatmış. Bu bin yılı, ben kitaba başladıktan sonra uzunca bir müddet 3000'e giriş  olarak düşündüm, kitabın diğer  okurlarının intibaını meraktayım :D 

    Ve yine fakat sevmedim demiyorum, zira yazan kaleme aşina olan okur, eski bir dostla görüştüğünü düşünüp ne anlattığına bakmaksızın anlattıklarından keyif alır. Özlemek böyle bir şeydir. Zamir de hayat hikayesiyle, sanki eski dostlara benzer izlerle girdi yaşamıma, aslında çok bilindik çok aşina ama benden çok uzaklarda yaşayanları izlediğim gibi okudum Zamir'i... Uzaktan... 

   Günday'ın stilini özlediğimden olsa gerek 3 günde okudum kitabı, bilinen bir lezzetin şekeri az gelmişi gibi bir tat bıraktı dimağimda, canı sağ olsun, bir sonraki kitabını okumaktan bu kadar ayrı tutmasın bizi.
        
    Sağlıkla kal sevgili okuyan, kitapla kal... 






 

15 Ocak 2018 Pazartesi

SİNEMA'DA BU HAFTA- DAHA


Onur Saylak 'ın ilk uzun metrajlı filmi olması değildi beni bu filme sürükleyen .

Tam bir Hakan Günday  hayranıyım , blogumu takip edenleriniz biliyor.

Filme adını veren kitabı 2 yıl önce okumuşum , ne kadar etkilendiğime bakmak için DAHA' ya tıklayın lütfen.

Filmin sonunda , "Daha romanından uyarlamadır" yazıyor , evet bir miktarı uyarlanmış ama kitabı bu filmle kıyaslamaya kalkarsak , dev bir okyanus ile ufak bir göleti kıyaslamış oluruz. 

Belki de kitabın sadece çok az bir kısmının alınmasıdır sebebi , tamamını çekmeye kalksalar 24 saatten fazla sürebilirdi film.

Onur Saylak'ı da severim ama bu filmi başka biri mi çekseydi acaba ?

Mesela Zeki Demirkubuz.

Off bir an hayal ettim de , muazzam olmaz mıydı?

Ahmet Mümtaz Taylan için edilecek tek laf yok , Gaza'yı canlandıran 

Hayat Van Eck 'in sanırım ilk oyunculuğu ama harika iş çıkarmış , aslında bütün oyuncular iyi . 


Genel olarak bakıldığında daha etkili bir film beklerdim , sarsıcı , şok edici bir şey hatta sinemaya birlikte gittiğim arkadaşıma "çok sert olabilir" cümlesini birden fazla kurarak , onu hazırlamaya çalıştım filme girmeden önce.

Ama hazırlanılacak kadar sert çekilmemişti , yanlış anlaşılma olmasın konu çok hassas zaten , pek bizim halkımız bu kadar dürtülmeyi kaldıramaz  , o halde filmi biraz yumuşak mı tutalım dediler acaba(film acımasız demek değil anlatmak istediğim kitap kadar vurucu olmadığını anlatmaya çalışıyorum).

Ama bu yazdıklarımın hiçbiri , filmin İstanbul'da bile sınırlı sayıda salonda oynatılması için sebep değil.

Bu yazdıklarımdan da beğenmediğim anlaşılmasın , film iyi ,gerçekten iyi, zaten konu çok iyi.

Ama neden yani , tamam Deliha'ya , Arif'e 2 ve üstü salon ayırmanızı eleştirmiyorum ama böyle bir film de es geçilmemeliydi.

Ne yazık ki kayda değer şeylerin değeri pek yok güzel ülkemde .

Gerçeklerin dile getirilmesi ise adeta yasak! 

Film aynı zamanda ödüllü ,

 ulusal prömiyerini yaptığı 24’üncü Uluslararası Adana Film Festivali’nden Yılmaz Güney, SİYAD En İyi Film, Adana İzleyici ve Umut Veren Genç Erkek Oyuncu ödüllerini aldı.

Siz yine de gidin Daha 'ya ya da daha iyisi alın kitabı okuyun mutlaka . 


5 Şubat 2016 Cuma

9-DAHA- HAKAN GÜNDAY

1. Baskı 2013
417 Sayfa


Daha'yı 2 senedir bekletiyorum.

1. Baskı olarak görünmesinin nedeni bu, hala 1. baskısının bulunabilmesi ise mucize gibi.

Neden ? Bu kadar okunmuş görünen , üzerine onlarca yorum yapılan bir kitap neden ilk baskıda hala?


Geride bıraktığımız yıl "Encore" adıyla Fransızca'ya çevrilen  ve Fransa'da Prix Medicis ile "En İyi Yabancı Roman Ödülü"'nü alan kitaptır "Daha".

Hemen tamamını alıntılayıp , şu postu sayfalarca uzatmak istediğim kitaptır. 

Diğer kitapları gibi değildir ; kolay okunur .

Lakin diğer kitaplarına benzer  yanları yok değildir;

zor hazmedilir.

Hakan Günday ,  kendime özel yaptığım sıralamaya göre, En İyi'lerim arasında üst sıralardadır.

Hatta her okuduğum kitabından sonra , birinciliğe  "Daha" fazla oynamaktadır.

O nasıl bir yazım , nasıl bir üslup , nasıl bir anlatım abi , biri bana anlatsın.

Hatta direk Hakan Günday anlatsın. :D


Ben deli , divane gibi anlatıyorum ama tür olarak çok kişinin hoşuna da gitmez.

Çünkü reeldir anlattıkları , kurgu gibi görünür ama aslında gerçeğin ta kendisidir.

Hakan Günday sevmeyen arkadaşlar , film dalında Zeki Demirkubuz'dan da hazzetmezler.

Biri edebiyatın 'yeraltı' sıdır, diğeri  sinemanın.

Bu kadar gerçeği kaldıramam ,zaten gerçek hayat yeterince ağır , kitaplarda bari toz pembe olalım diyenler , aman diyeyim , bulaşmayın.

Zinhar ciddi mide bulantısı , gerçek takıntısı , inanamama gibi yan etkileri olabilir.

Neyse çok uzattım , aslında "DAHA"  çok şey yazacaktım da , siz sevgili kitapseverleri sıkmayayım.

Zira bir miktar (bence çok az ama size çok  fazla gelebilecek) alıntı paylaşacağım "daha".



*************************************
"Geçmişte yaşayan bir ben vardım .Başka da kimse yoktu."

"İnsanları çaresiz bırak , iç organlarından roket yaparlar."

"Nasıl aşık olunur bilmiyordum ama böyle bir şey olmalıydı...Doğru hamleler , doğru anlar  peşinde koşmak ...Avlanmaktan pek bir farkı yoktu aslında.Hatta dünyanın ilk leopar desenli giysisini üreten adam da böyle düşünmüş olmalıydı.Aşk , avlanmakla ilgiliydi.Yoksa hangi kadın bir hayvan gibi görünmek isterdi?"

"Ama bugünü ,dünü unutmak için yaşamak , hiçbir halta yaramadı. Aksine ...Unutulması gerekip te unutulamayanlar , katlana katlana çoğaldı.Meğer önce yarını unutmak gerekiyormuş..."

"Son olarak da Türkiye , doğusundaki aynaya bakınca şişman olduğunu , batısındaki aynaya bakınca da kemiklerinin sayıldığını düşünen , üstüne giydiği hiçbir şeyi kendine yakıştıramayan , bulumik ve depresif bir genç kızdı."

"Demokrasi! En mantıklısı buydu.Sonuçta toplumla lider ilişkisi , aynı kafeste kapalı kalmış bir insanla bir hayvanın durumundan pek farklı durumda değildi.Diktatörlükte kafesin kapısı birden açılır ve içeri aç bir aslan atılırdı.Ama demokrasi , insanın ne tür bir hayvanla kafese kapatılacağını seçme özgürlüğüydü."

"Lider yalan söyleyerek yönettiğini sanıyor , halk da uyduğu bütün kanunların kendi iyiliği için konduğuna inanıyor, ülkenin tek yayın organı olan radyonun spikeri de her şeyi görüyor, ancak deli taklidi yapıyordu."

"İtaat , iradesinden vazgeçen için , dünyanın bütün hatalarını yapabilme özgürlüğüdür."

"Bir şempanzeye dokunmakla bir insana dokunmak arasında ne kadar fark olabilir ki ?İkisi de aynı primattan gelmiyor mu?Adem denilen primattan...Evet belki biri diğerinden daha zekiydi, doğru!İç güdülerini kullanıp şempanzeliğe sapmış ve evrimine doğayla uyum içinde devam etmişti .Diğeri de, bütün salaklığıyla , tatminsizlikten geberen bir yaratığa dönüşmüş ve kendini doğanın dışında bulmuştu."

"Sonuçta ben bir deliydim...Ama insanlara dokunacak kadar değil!"










i

12 Ekim 2013 Cumartesi

88-KİNYAS VE KAYRA-HAKANGÜNDAY(#kitapkardesligi)

2012 Ocak ayında 6. kitabım olarak okumuşum , Kinyas ve Kayra'yı.

Şimdi ise Twitter üzerinde #kitapkardesligi etkinliğinde okudum.

Daha önceki etkinliklere katılamamıştım ne yazık ki.

Fakat Hakan Günday okuduklarını öğrenince "Hayır "diyemedim.

Daha önceki yorumum  http://kitapeylemi.blogspot.com/2012/01/kinyas-ve-kayra-hakan-gunday-dogan.html

burada.

Kitaptan bir kaç satırı okudum sizler için:)

16 Ocak 2012 Pazartesi

6.Kinyas ve Kayra- Hakan Günday

KİNYAS VE KAYRA
-
HAKAN GÜNDAY
Doğan Kitap
567 Sayfa-2000 Basım
(12.Baskı)

Hakan Günday'ın aynı yayın evinden çıkan 7 kitabından biri, benim de okuduğum 7. Hakan Günday kitabı.Ve Kinyas ve Kayra yazarın en iyi kitabı diye yorumlanır, hatta kendisi dahi "ikinci defa hangi kitabınızı okursunuz ?" sorusuna "Kinyas ve Kayra " diye cevap vermiştir.
Hakan Günday'ın en iyi kitabı AZ'dı bence, kendisine, beynine , yazımına, ifadelerine hayran kalmıştım o kitapla.
Kinyas ve Kayra'da ise çok uzun bir giriş yapmış sanki.Karakterleri tanıtma çabası birazdan daha uzun sürdü , bundan önceki okuduğum kitaptaki karakterlerdeki depresif, blumik, obsesif, nörotik  kişiliklerle uyumlu olan kitap karakterleri bende kısa süreli bir sıkıntıya neden olup , kitabın elimde günlerce kalmasına da sebeptir.
Asıl olansa kitabı çok beğendim , hatta sık sık işaretler koyup , tekrarlar yapıp sindirmeye de çalıştım.Çarpanlar'da yazdıklarım işaretlediğim bir kaç cümlesi sadece.
Bence de tekrar okunabilir bir kitap...

ÇARPANLAR
".....Ve en büyük acının kendininkinin olduğunu düşünüyorsun.Dünyadan haberi olmayan bütün geri zekalılar gibi."

"....Belki de tek sorun şuydu:biz ne istediğimizi bilememiştik hiç bir zaman .Ve dolayısıyla her şeyi deniyorduk...."

"....Yalan ayrıntılarla gerçek olur, birini kandırmanın en iyi yolu ayrıntılardır."

"....Doğal nedenlerle ölmeyecek kadar doğa düşmanıyım..."
"....Hayatı öpmediğim gibi öpüyorum ölümü...."

"Yalnız kaldım.Kalabildim!Altı milyarın arasına doğdum .Ve hiç birine çarpmadan geçtim aralarından."

"Bazen normalliğin , bazı insanlara doğuştan verilmiş bir yetenek olduğunu düşünüyorum..." 

ARKA KAPAK
"hiç uykum yok. hiç uyuyamıyorum. domuz gibi içiyorum. ama gözlerimi kapalı bile tutamıyorum. sabaha beş saat var. annemi düşünüyorum. nerededir şimdi? aynada kendime bakıyorum bazen. ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor. sağ omuzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir japon tarafından çok daha iyi işlenmişi. sol dirseğimin iki parmak yukarısındaki kurşun yarası. bileklerimdeki otuz dört dikiş. medeniyeti bir aralar, herkes gibi yaladığımı kanıtlayan apandisit ameliyatımın izi. ve sırtımı kaplayan, tanrı'nın yüzü. bilmiyorum... hızlı yaşadım. ama genç ölmekten çok, hızlı yaşlandım! ama hayattayım.''


3 Aralık 2011 Cumartesi

ZARGANA
-
HAKAN GÜNDAY

Doğan Kitap
2002 Basım-8 Baskı yapmış
205 Sayfa



Açıkçası Hakan Günday'ın Zargana'sıyla bütün kitaplarını okumuş oldum(bugüne kadar basılmış).

Ancak bu kitabını çok da beğenmedim.Aslında kitap güzel de ben çok yoğun bir hafta geçirdiğimden olsa gerek pek hakkını veremedim kitabın.

Ama yine de diğerleri farklı mıydı ne..Neyse hiç Hakan Günday okumadıysanız, kendisiyle biran önce tanışın ve okumadığınız günler için hayıflanmaya başlayın diyorum...

ARKA KAPAK
Kimsenin birbirine bakmadığı, yalan, ihanet, şiddet, tecavüz ve acımasızlıkla yoğrulmuş, yalnızca hayallerin göz göze geldiği bir hayattan intikam almanın en iyi yolu yaşamaktır. Anlam aramak boşunadır ve her şeyin "hiç"e dönüşmesi gerekir. Henüz on ikisinde Berlin'de dört kişinin tecavüzüne uğrayan Zargana, bu olaydan sonra kendini insan sınıfından sıyırır. Ne var ki insan olmaktan uzaklaşıp "hiç"e yaklaştıkça kendisine döner; aşık olur. Parçalanmış benliğini onarmak için, başkalarının oynadığı bir "hayat oyunu"nu sahnelemeye koyulur..

Türk edebiyatında şimdiden farklılığını kanıtlamış olan Hakan Günday, Zargana'da bunca karmaşık bir öykünün altından yalın ve duru bir anlatımla kalkıyor. Hayat, varlık, hiçlik, oyun, zeka, kudret ve acizlik arasında gidip gelen bir metin.

7 Kasım 2011 Pazartesi


ZİYAN
-
HAKAN GÜNDAY
Doğan Kitap
2009 Basım-302 Sayfa

Hakan Günday’a hayranlığımı daha önce yazmıştım sanıyorum, adamın değişik çalışan bir beyni olduğunu düşünüyorum.

Ziyan’da askerlikle başlayan hikaye o kadar gerçek ki resmen bütün heyecanı ve bunalımı hissettim.En güzeli de kitabın sonunda kocaman bir sürpriz vardı , bu sürprizin ne olduğunu söylemeyeceğim ancak eğer Hakan Günday okuyorsanız, okumuşsanız ya da okuyacaksınız Azil’den önce Ziyan’ı okuyun diyorum.

ARKA KAPAK
'Beyaz gövdeli zenci köpeklerimiz var. Adları da var. Ama onlar birer heykel. Çağırınca gelmiyorlar artık. Cennetin kapısını bekliyorlar. Karla karışık toprağa gömülebilmek için kulakları dik donuyorlar! Öyle bir cennet ki, paslı demirin bile ak sakalı var. Bizi saran tel örgüler beyaz angoradan örülmüş. Havası havlamayı bırakmış, ısırıyor. Beyaz ağzı etimizle dolu. Bu yüzden sessiz bir ayaz var. Saçaklardan sarkan mızrak dişleri ensemize saplanmış. Gazete kâğıdı gibi buruşmuş derimizde mor diş izleri, bekliyoruz.
Cennetten kovulmayı. Bembeyazız. Soğuk. Donmak. Çözülmek. Tekrar donmak.
Daha fazla hiçbir şeye gerek yok. Fiilleri çekmeye bile. Herkes kalsın yerinde. Bıraksınlar, yaslansın göğsüm sırtlarına, ılıklaşsın enseleri nefesimle. Yavaş yavaş sokayım dilimi derilerine. Aksın içlerine hayatımın zehri. Yirmi adet mermi. Muhteşem! Hepinizi geberteceğim! Ama hepinizi!'

26 Ekim 2011 Çarşamba

MALAFA-HAKAN GÜNDAY
Doğan Kitap
2005 Basım-210 Sayfa
6 Baskı yapmış


Hakan Günday'la AZ sayesinde tanışmış ve uzun vadeli dostluğumuzun temelini AZİL'le atmıştım.Yeraltı edebiyatı denince akla gelen yerli yazarlarımızdan olan Hakan Bey'in zekasına AZ'la hayran kalmıştım.Malafa da beni hayal kırıklığına uğratmadı ancaaaaak, kitabı okumak için, ya da bir kerede anlamak için keşke bir sözlük ekleyebilseydi kitabın arkasına.Cidden hiç bu kadar anlamak için çabaladığım bir kitap oldu mu, bilmiyorum .Tezgahtar sözlüğü diye bir sözlük vardı da, ben mi duymadım acaba?Neyse sonunda terimleri bulduğunuzda ya da anladığınızda ya da kavradığınızda okunması zevkli kitaplardan oluyor.Bu arada turizm için pek yaralı bir kitap değil, kitabın realiteleri de var ütopyaları da ..Bütün Günday kitaplarında olan kadar....



ARKA KAPAK
"Topaz Jewellery Center evrenin en büyük kuyumcusudur. Temeli Kapalıçarşı'da, çatısı Antalya'dadır. Çatının altında dört kat yatar. Her biri yedi yüz metrekaredir. Topaz'ın penceresi yoktur. Havalandırma sistemi eşsizdir. Bina, var olmayan bir ülkenin büyükelçiliğine benzer, içine adım atıldığında Türkiye'den çıkılır. Dışarıdan Kabe'ye, içeriden ana rahmine benzer. Topaz, üç delikli bir kasadır. Her deliğin şifresi farklıdır. Birinci delik ana giriştir. Ön cephenin balina grisi rengindeki duvarı, hayat geçirmez camdan üretilmiş kapılar taşır. Girerken yüksek, çıkarken alçak görünmesinler diye doğu cephesinde ikizleri vardır. Topaz'ın ikinci deliği doğu cephesindeki siyah camdan kapılardır. Binanın bağırsağına denk düşen arka cephedeyse duvarla aynı renkte tokmak taşıyan balina grisi demir bir kapı vardır. Topaz'a giren birinci deliği, çıkan ikincisini kullanır. Çünkü Topaz'a girmiş olan turistle, girecek olan turist karşılaşmamalıdır. Topaz'da çalışansa girip çıkmak için, duvara gömülmüş, görünmez delikten geçer. Topaz Jewellery Center, evrenin en büyük kuyusudur."