YKY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YKY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2022 Çarşamba

ALTIN GÖZLÜK - GIORGIO BASSANI




Sevgili kitap dostu, blogumun takipçisi, anlattıklarımın dinleyicisi:
 bugün de bir başka okudum bitti bölümünden hepinize selam olsun.

Bu kitabımızın çevirisi Yelda Gürlek tarafından yapılmış.
93 sayfa, 1. Basım 2016. 

    "Mutlak yalnızlık içinde, etrafındaki herkesin düşman kesildiği böyle bir yaşamın sonsuza kadar sürmesi mümkün müydü?"

    Nasıl desem sanki bu kitabı daha önceden biliyordum, aslında daha önce okumadım fakat  okumuşum gibi hissettim, bir nevi dejavu yaşadım, belki her kısmında değil ama bazı kısımlarında. Belki de haksızlığa dair satırları fazlaca okuduğumdandır bu hal, kim bilir... 

    Kitapta anlatılanlar içinde,  İtalyadaki Yahudi toplumuna davranışlar, bu topluluk için yapılacak olası yasal düzenlemeler var ama asıl konu bir lgtb hikayesine dayandırılıp , aslında genel olarak kimlik sorgulamasına kadar götürülmüş.
Fakat belki sayfa sayısından mütevellit yarım kalmaya mahkum edilmesi lazımken,  yarım 
bırakılmak istenmeyen hikayenin aslında beklenen ama istenmeyen sonu ile bitirilmiş.   

Filmi de varmış,  keşke Fransız yapımı olsa dedirtti bana. Öylesi bir hikaye. 

Hak ile yemek arasındaki incecik çizginin kutsal açlık ayına denk gelen kısmında, her gün bu ülkenin gencecik evlatlarına bizim içimiz yanarken milletin ziyafet sofralarında arzı endam etmekten ar etmemesine, "ar" ve "had" kelimelerinin bunlardan yoksun kişilerce ahkamlarının kesilmesine, son umutların bir kısım ecnebi videolarında yitirilmesine ilaç olamadı kitap. Ama bunlara ilaç olabilecek bir kitap yazılamadı henüz. 

Bir, okudum bitti zaten kısacık bir şeydi postundan daha selam ederim. Hoşça kalın sevgili dostlar, sağlıkla kalın...








 

9 Ocak 2022 Pazar

ABŞALOM, ABŞALOM! -WILLIAM FAULKNER

    “Çünkü insan çok küçük bir etki yaratıyor, anlatabiliyor muyum. Dünyaya geliyorsun, bir şeyler için didinip duruyorsun ve neden sadece kendin didindiğini bilmiyorsun ve aynı zamanda pek çok insanla birlikte dünyaya gelmiş oluyorsun, onlarla karışmış oluyorsun, sanki kollarına bacaklarına ipler bağlanmış da onları hareket ettirmeye çalışıyormuşsun, mecburmuşsun gibi, ama aynı ipler bütün diğerlerinin de kollarına bacaklarına bağlanmış ve hepsi didiniyor ve onlar da nedenini bilmiyor, sadece iplerin herkese engel olduğunu biliyorlar, aynı tezgâhta hah dokumaya çalışan beş altı kişi gibi, tek farkı herkesin kendi desenini işlemeye çalışması; ve bunun hiçbir önemi yok, biliyorsun, yoksa tezgâhı kuranlar daha iyi bir düzenleme yaparlardı, yine de bir önemi olmak zorunda, çünkü didinmeyi sürdürüyorsun ya da didinmeyi sürdürmeye mecbursun, sonra birdenbire her şey sona eriyor ve geriye tek bıraktığın üzerine bir şeyler çiziktirilmiş bir taş parçası, tabii mermere yazı yazdırmayı, onu dikmeyi hatırlayacak ya da buna zaman bulacak birisi varsa, sonra bu taşın üzerine yağmur yağıyor, güneş yakıyor, bir süre sonra ismi ve yazıların ne anlatmaya çalıştığını bile hatırlamıyorlar ve hiç önemi kalmıyor.”

    Aslı Biçen çevirisinden ve elektronik kitap şekliyle okudum Abşalom, Abşalom kitabını. Kitabın elime ne zaman, nerede ve ne için geçtiğini kesinlikle hatırlamıyorum. Ne için sorusuna olasılık dahilinde  yazarın tüm kitaplarını okuyacağım gayreti gösterilebilir. 
   
    Efendim  edebiyatta pek az görülen bir teknikle, bilinç akışı tekniği ile yazılmış kitabımızda ilk bakışta kitabın ismi dikkat çekiyor değil mi? Abşalom,(dini metinlere ilgisi olanların bileceği ya da anımsayacağı üzere)Tanah metinlerinde,  ensest nedeniyle üvey kardeşini öldürmesi ve babasının düşmanlarından intikam alması ile yer bulur kendisine. Bu kitabında da  benzer bir temayı almış yazarımız, en azından mayasını bununla tutmuş demek mümkün, üzerine roman karakterlerinden kimisine olayı anlattırarak, kimisinin bilincinde yaşatarak, diğerine yine aynı olayın farklı cepheden yeniden anlattırarak ve bunları pek te sıra gözetmeden yaptırmış. 
    Tabii okur için bundan daha eziyetli başka metotlar vardıysa bile bu teknik kadar etkili olanı da azdır. Öyle lalettayn her okur kitabı bitirmek şöyle dursun ilk kısmı bir seferde anlayarak okuyamaz. Gözler ile dimağ koordine olacak, sessiz fakat uyku getirmeyecek bir mekanda bütünlüklü bir okuma yapılacaksa amenna fakaaat en ufak bir dikkat dağınıklığı affedilemez ve kesinlikle yeni baştan okunmaya başlanması elzem hale gelir haberiniz olsun.

    Kitabımızın kahramanı Thomas Sutpen, Bayan Rosa/Rosa Teyze, ve kimliği belli belirsiz sezilen birkaç kahramanın ağzından anlatılan hikayede, ancak olaylar açıldıkça anlatanın kimlik tespitini yapabilen okur olayın nedenlerini ancak neredeyse kitabın sonunda idrak edebilecektir. Pek tabii ki olaylar çözüldükçe hayret ve dehşete gark olabilecek okurun bu duyguları hissedebilmesi ya hikayeyi anlayarak okuyabilmesine ya da son sayfalardaki haritadır, kimlik analizidir, kim kimdir özetlerine bakmasına bağlıdır. 

    Şimdi bunca şey yazdım ama demeyin ki Eylem Faulkner'e de mi giydiriyor(!), alakası yok arkadaşlar, yazarın kullandığı teknik bu, bazı modern yazarlarda denkliği var, okurca sevilir sevilmez orası okura kalmış olsa da edebi teknik anlamında hakkı yenmemesi gerekenler arasındadır. Malumdur ki yazar Nobellidir ve hatta eğer yanlış bilmiyorsam bu kitabındaki bir cümle sanırım roman türünün gelmiş geçmiş en uzun cümlesi olarak tespit edilmiştir, kitapta italik font ile yazılmış olan cümlenin noktasını bulmaktan ziyade bir kerede anlamak oldukça zordur :D Zira bu tekniğin bir diğer özelliği de muazzam uzatılabilen ana cümlelere eklenen cümleler, baş ile sonların belirsizliği ve bu belirsizliğin sağlanması için araya giren birden fazla ara cümle ya da bolca detay olmasıdır. Noktalama işaretlerine, anlatımın kime, niye geçtiğine de pek dikkat edilmez.

    Şimdi hep şekilde kaldın diyecekler için; Faulkner bildiğimiz gibi, bu kitapta da, toplumsal adaletsizliği, ırkçılığı(zenci sorunu), ahlaki çöküşü, sosyal düzeni ve Güney anlatılarını hayli yoğun bir şekilde işlemiş. Hatta neredeyse kurgusunu bunların üzerine inşa etmiş demek mümkün.

    Eğer edebiyat bir keyif, benim için zevkle okuyacağım bir iki satır,  ya da okumak kafamı dağıtsın'cılardansanız aman diyeyim SAKIN, fakat edebiyatı bilmek isterim, bilhassa modern yapıtlar uzmanlığım olsun isterim'cilerdenseniz muhakkak okumanız gerekenlerden biri. Bu arada Ses ve Öfke'yi okumak isteyenler önce bu kitabı okursa onlar için daha güzel olacaktır. 
    
    Hala burada olup okumaya devam eden canım arkadaşlarım sevgiyle, kitaplarla kalın. En çok sağlıkla kalın tabii, bir de yoruma "okudum" yazın :) Erken ayrılmışlar için de bir sonraki kitap yorumum daha kısa olacak sözü vereyim de hemen takipten çıkmasınlar  :D
   




 

2 Aralık 2021 Perşembe

KURTLARLA YAŞAM- MISHA DEFONSECA

 


Zehra Gençosman çevirisi ile 1. Basımı 2013'te YKY tarafından yapılmış bu roman oldukça enteresan. 

"İnsanlar, hayvanlara yaptıklarını kendi türdeşlerine de yapıyorlar ve yaptılar da. İnsanları da aynı şekilde astılar. İnsan, yeryüzünün lanetli yağmacısı."

Konu malumunuz 2. Dünya Savaşı, konudan malum olduğu üzere Yahudi bir kahraman ve hayat hikayesi anlatılıyor kitapta, daha doğrusu 7 yaşında bir kızın Almanya, Polonya, Ukrayna'yı içine alan hayatta kalma mücadelesi.  Buraya kadar konu gayet bilindik, pek çok roman yazıldı üzerine fakat kitabı enteresan yapan burası değil,  yazar kendi hayatımı anlattım diyor kitap için yaptığı ilk röportajlarında, buraya kadar da bir sorun yok zira pek çok yazar o dönem hayatını konu etti zaten romanlarında...
Enteresan olan yazarın sonradan hikayenin kurgu olduğu söylemi. 1998 de benim gerçek hayatım bu dediği; 7 yaşında Yahudi bir çocuğun Belçika'da anne babasız kalmasını, hayatta kalma mücadelesini  anlatmışken , 2008'de itiraf ettiği üzere aslında 4 yaşında Katolik bir çocukken babası nazilerce alınmış ve konuşturulduğundan ötürü "hain" olarak damgalanmış. Bu sebepten de yazar bu kurguyu yaratmış ve bunu oldukça iyi pazarlayabilmiş.

"Pek çok soru soruyorum. Artık hangi duaları istiyorlarsa onları okuyorum, itaat ediyorum, evet ben, küçük dişi kurt. Yavaş yavaş insanların mimiklerini, ikiyüzlülüğünü öğrenmeye başlıyorum."

 Sanırım bu ikiyüzlülüğü kopya da edebilmiş reel hayatında yazar, zira Amerika dahil, Avrupa'nın pek çok ülkesinde toplantılara katılıp hıçkırıklarla bu kitapta anlattığı hikayeyi insanlara gerçek gibi anlatmış...

 Bu bilgileri XO yayınlarının sahibi B. Fixot kitabın sonuna eklemiş, keşke önsöz olarak konulabilseydi kitaba, "kurgu olduğunu bilsem de basardım kitabı" diyen yayıncının beyanını esas alsak bile kitabın konu ve inandırıcılık açısından okurda biraz hayal kırıklığı yaratması muhtemel.

 
Bu kadar spekülasyon yeter buraya, size söyleyebilecek olduğum şeylerden biri bence kitap kurgu da olsa gerçek te olsa gerçek olamayacak kadar fantastik.  Bu fantastik buraya uymadı ama uyan bi kelimem yok şu an için. 
 
Bu kelimeyi nasıl anlatsam, 7 yaşında bir kız çocuğu orta Avrupa'da tur üstüne tur atıyor hem de vahşi yaşamın içinde,  kurtlarla arkadaşlık ediyor, aç kalıyor,  ormanda kalıyor, asker öldürüyor, ve ailesini aramaktan asla vazgeçmiyor.  

İnanamadım anlatılanlara, mümkün olması çok zor şeyler.  Mesela kahraman 17 yaşında olsa muazzam bir ütopya ya da inanılırlık seviyesi yüksek bir biyografi olabilirdi fakat 7 yaş gerçekten çok zor. 

Kitap Gibi bloğunun sahibi Gül Hanım'ın hatırlaması ile farkına vardım ki; kitabın ya da hikayenin filmi de çekilmiş hem de 2021 yılında, ilgilenenler 

Yine de bütün bu anlattıklarıma rağmen merakınızı celbetti ise okuyun, sağlıkla kalın, hoşça kalın...


23 Eylül 2021 Perşembe

KARISINI ŞAPKA SANAN ADAM- OLIVER SACKS


 "Kişinin IQ'su ne olursa olsun, ruh armoniktir."

    Bu kitabı ne kadar uzun zamandır okumak istediğim konusunda bir fikrin var mı dostum,  hiç zannetmiyorum 😃
O halde öğreneceksin, kitap listelerimin başında sonunda mutlaka olan kitaptır kendisi fakat ben bu kitabı her defasında farklı listelere nasıl eklemiş olabilirim diye düşündüren kitap özelliği de göstermektedir. Peki bu özelliği hak etmiş midir, tabii ki her satırında etmiştir.  

Kitap:
    Çevirisi Çiğdem Çalkılıç tarafından yapılmış olup, YKY'nin ilk basımını 1996'da yaptığı, ve Yaşantı kategorisine uygun bulduğudur.  Buraya kadar benim açımdan büyük bir durum yok fakat Editör koltuğu Birhan Keskin 'e verilmiş ki bu benim için oldukça mühim, bu durum kendisiyle "toprak" oluşumuzla alakalı bir durum olabilir olsa da kalemine, yetkinliğine gözü kapalı güvendiklerim arasında oluşu daha ehemmiyetlidir.
    Biraz da içeriğinden söz edeyim kitabın,  kurgu olmayışı dışında siz kitap okurlarının mutlaka bilmesi lazım gelen husus, Nöroloji bilimi üzerine, Nöroloji ilmine gönül vermiş birince ve bolca Nöroloji terimleriyle yazılmış olmasıdır.  
    Kitap her okura hitap etmeyebilir fakat okumanın sadece göz kası çalıştırmak olmadığını düşünen her birey için tatmin edici olacaktır, zira Nöroloji kendi başına anlatılmaz kitapta, reel örnekler üzerinden, psikolojik ve sosyolojik ilave bilgilerini de vererek derinleştirilmiştir. Özellikle eğitim camiasında yer bulmuş arkadaşlar için fevkalade faydalı olacağını ve kitabı kapattıktan sonra bitirebilecekleri bir hikaye okumadıklarını anlayacaklarını garanti ederim. 
    4 bölümden ve 236 sayfadan ibaret kitap muazzam bir kaynak kitap aynı zamanda ;
    Freud desen var, Piaget , Bertrand Russell, Strauss, Leibniz, Kierkegaard,  Tourette, Borges Myers, Silverberg ve yazarın Nörolojiyi bilim haline getiren kişi kabul ettiği Hughling Jackson olmazsa olmaz durumunda. Hatta hatta Gauss ve Chomksy karşılaştırması da var kitapta, yok yok demek bu duruma cuk oturabilir :D

"Entelektüel farklılıklar ne olursa olsun, rol yapma, oynama ve 'olmak' insan hayatının ayrılmaz bir parçasıdır. "

    Yazarın, kitaba adını veren hayatı daha etkileyici bulmuş olabilirliğine rağmen bana göre "sayıları iletişim aracı olarak kullanan ikizler" daha etkileyiciydi. 
    Kitabın yine bence tek kusuru Otistik, Moron ve Özürlü kelimelerinin kullanılmış olması. Ama bu işin ustasına laf etmem abes olur tabii, bir de bu isimlerin bir miktar aralarında fark olduğunu anlatmaya başka çare yok belki de diye düşünmekte fayda var. Zira yazar da kişilerin ne kadar özel olabilir olduğunu anlatmaya çalışmakta bütün kitap boyunca.  Bu durumda sevgili dostum siz hiç okumamış olanlara okumak, biz okumuşlara da tekrar etmek hiç olmazsa kaynakçasından bir kitap daha seçmek düşer. 
    Sağlıkla, kitapla, sevgiyle kalman dileğiyle :D
    
 


5 Mayıs 2021 Çarşamba

J. D. SALINGER - ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR


"Tüm düzen, hayatlarının şu ya da bu döneminde çevrelerinin onlara veremediği şeyleri arayan insanlar için kurulmuştur. Ya da çevrelerinin onlara sağlayamadığını sandıkları şeyleri arayan insanlar için. "

Kitabı yeğenden araklamışım, zira o istediğimi ben de aldığımı hatırlamıyoruz, muhtemelen O'nun masasını kullandığım bir zaman okurum diyerek kendi okuyor olduklarımın arasına karıştırdım fakat konumuz bu değil. 

Sonunda okuma şansı bulduğum bu kitap aslında bir efsane, zira 1950'lerin Amerika'sında sansür yemiş, yıllarca yasaklı kalmış bir kült yapıt diye anılıyor. Elimdeki baskısı YKY tarafından 59. kez gerçekleştirilmiş ve 198 sayfa. 

Bizde bu kitap 1967'de  Adnan Benk tarafından Fransızca'dan Gönülçelen adıyla çevrildiğinden bu isimle bilenleriniz de olabilir. Orijinal ismi ise; The Catcher in the Rye.

Aslında böyle bir eseri okumaya niyet etmek bir okur için oldukça risklidir, zira kitap yıllardır okunagelmiş ve övüle övüle bitirilememiştir, "edebiyat şaheseri", "mucizevi bir anlatım", " hayat değiştiren bir öykü" , "ölmeden önce okunması gereken 1001 kitaptan biri" ,olarak tanımlanmıştır. Fakaat kitabı elinize almanız ile yüzünüzü ekşitmeye başlamanız arasında geçen süre 20 dk'dır. O halde anlayamadığınızdan şüphe edersiniz, çünkü ne anlatmak istediği hakkında bir fikir sahibi olamamaktasınızdır karakterin. O şartlarda biraz araştırırsınız ve hikayenin aslında bir anti-kahraman tarafından ilk ağızdan anlatıldığını öğrenirsiniz. Bahtsız okur olarak en sevmediğiniz türün Anti- kahraman anlatıları olması size kitabı sonuna kadar okutacak ama hemen her satırında karakterin fikirlerine sinir olacaksınızdır. Bu tür Anti-kahraman/ antipatik karakter anlatılarını sevemiyorum, o çok sıradan aşk romanlarından bile kendime çıkardığım dersler olabilirken bu kadar antipatik tipleri okumaktan sıkılıyorum. Etrafımda o kadar çoklar ki bir özellikleri yokmuş gibi geliyor, genel olarak bana anti-kahraman, kötü çocuk vs hikayeleri hiç cazip gelmiyor. 

Sonuçta söylemek istediğim şey şu, kitap her ne kadar dünyaca sevilse de benim tarafımdan sevilmedi, goodreads puanım 1. Ben sevmezsem bir şey olacağından değil tabii ama arada sırada sürüden ayrılsak bir şey kaybetmeyiz zannımca.

Kalın sağlıcakla.

 

17 Şubat 2021 Çarşamba

GIOVANNI'NİN ODASI -JAMES BALDWIN

Çeviri: Çiğdem Öztekin


"Ne yaparsam yapayım, içimde bir başka ben yaşıyordu, yaşamındaki sorun karşısında dehşetten buz kesmiş, kaskatı kalmış bir ben."

"...alabildiğine yaşandığında özgürlük kadar dayanılması güç bir şey yoktur."



1956 'da yazılmış roman,  o zaman için bile birkaç tık üzerindeymiş genel kabul görmüş toplum kabullerinin. "Bile" dedim ama günümüzde bazı kesimlerde bir hayli kabul ediliyor bence aynı cinsler arasındaki ilişkiler ya da sevgiler. Bazı kesimler kabul ediyorsa da bazıları da tam aksi yönde reddetmeye meyilliler, ama konumuz onlar değil. Belki de olmalı ama... 

Neyseee, biz kitaba gelelim, aslında kitapta anlatılan hikaye oldukça gerçekçi, bakmadım ama biyografik ögeler taşıması muhtemel gibi geldi bana, ya da yazar empatikliğini dibine kadar yansıtabilmiş.  İşin aslı, kitabın özeti : Hetero seksüel bir ilişki içindeki erkeğin, homoseksüel bir yaşam kesiti ile hayat sorgulamalarını bulacaksınız kitapta. Ben kahramanın bazı davranışlarını hiç anlamadığımdan zira erkek değilim ve biliyorum ki sadece "gender" değil aramızdaki farklılık, mantalitemizde de ciddi anlamda ve boyutta aykırılıklar mevcut.

 Her ne kadar gerçek anlamda hetero bir yaşam sürsem de, kabul etmeliyim ki tam bir Yaoi sever, ciddi bir BL kolik, ve sevdanın her türüne saygısı olan bir bireyim. Yine de bazen bazı haller oluyor ki muhatapları alıp karşıma uzun nutuklar atmak geçiyor içimden;
"bak güzel kardeşim ne güzel sevmişsiniz ve kavuşmuşsunuz, uz durun ve bu sevginin kıymetini bilin", gibisine.
Ya da daha pratik eylemlerde bulunmak; ikisinin kafalarını biribirine vurmak gibi, geçmiyor değil aklımdan, ancak şiddetin her türüne şiddetli biçimlerde karşı olduğumdan, üstüne bir de "bana ne birader, benim derdim mi sanki" deyip çok güzel 3 Maymundan biri olabilirim. Ay ay nerelere geldi konu. 

Neyse özetle: Çok sevmedim kitabı, çünkü ana karakteri fazlaca bencil buldum, ayrıca sanki bir şey eksik hissi kısacık olan kitapta hep aklımda idi, neden bilmem, okuyanlar fikir beyan ederler ise çok bahtiyar olabilirim tabii. 

Sevgiyle, kitapla kalın, adalet ne yazık ki bize uzak ama adil olana yakın olun, ve layıkıyla yapın her ne yapıyorsanız, sağlıklı anlar dilerim.



 

21 Mart 2020 Cumartesi

BİNBOĞALAR EFSANESİ - YAŞAR KEMAL

1. Baskı 1971 Cem Yayınevi
YKY’de 15. baskı 2013


‘1876`da Türkmenle Osmanlı arasında Çukurova`da bir savaş oldu. Osmanlı Türkmeni yerleştirmek, toprağa çakmak, ondan vergi almak, onu asker etmek istiyordu. Türkmense buna karşı koyuyordu. Dövüş beter oldu, bu dövüşte Türkmen yenildi ve iskan edildi. O gün bu gündür bu yenilginin acısı, iskanın kepazeliği hiçbir Türkmenin yüreğinden çıkmaz.’

‘Çık da bu şehriyin içine, bir gör olan biteni... Azıcık insanlık kalmış mı? Doğru, şehir büyümüş, her bir evi saray olmuş, ama insanlığı kalmamış bu şehrin. İnsanı yozlaşmış gitmiş.’

‘Koca adamların çocukları dövdüğü, ötekilerin de bön bön baktığı bir ülke çürüktür, ölmüştür.’

Yaşar Kemal bir efsanedir gözümde, en çok İnce Memed’ini sevsem de her yazdığını severek okumuşumdur. Aslında Bir Ada Hikayesi’nin 3. kitabını okuyacaktım ama... 

İşin açığı her ne kadar çok iyi bir kitabı, en iyi yazınlarından biri olabilecekse de bence bir İnce Memed değil. 

Yine de evde kaldığımız şu günlerde yürek dağlayacak kadar etkili bir efsane.

Çukurova’nın yine muhteşem anlatılarından biri;
koyaklardan geçip kışlak aradığınız, akarsu kenarlarında Hızır ile İlyas’ı beklediğiniz, yarpuz kokularını sizin de hissedebildiğiniz...

Okuyun, bilhassa Yaşar Kemal okuyun...


5 Ocak 2019 Cumartesi

YALNIZ SENİ ARIYORUM- ORHAN VELİ

1. Baskı 2014
4. Baskı 2018
165 sayfa

Murat Yalçın kitabın ön sözünde  Orhan Veli için;
"Boğazın bir ucunda, Sarıyer'de, yalnızlık ve yoksunluk içinde yaşayan bir adam...Sıkboğaz eden parasızlıkla boğuşurken bile sevdasıyla soluklanmayı, gönül işçiliğiyle geçinmeyi öğrenmiş bir adam...
Orhan Veli: Şiirlerinde şairaneliğe sert darbeler indirirken mektuplarında koyu bir kederi imbiklerinden geçiren efkarlı bir şair."

diyor ve hakikaten de tam olarak O'nu anlatıyor.

Orhan Veli'nin, yasak aşkı Nahit Hanım'a mektupları.

Acı bir parasızlık ile uzakta bir kadın hasreti... 
Orhan Veli, bana şiiri sevdiren şair. Türk şiirine, sıradan insanı getiren şair. Bir devrin, bir dönemin şairi.

Okuyun efendim, mektup türünü sevmiyorsanız, 1947-1950 arası Türkiye'sini anlamak için,
 her ne kadar mektuplarda çok tarih bahsi olmasa da...

Belki sevda için, belki hissetmek için....

Sonra da durup İstanbul'u bir daha dinleyin.



30 Ekim 2018 Salı

MEMLEKET HIKAYELERI - REFİK HALID KARAY

197 Sayfa

Yine bir öykü kitabı ve yine Türk Edebiyatının ilklerine imza atan ustalardan biri.

Refik Halit, Fecr-i Ati kurucularındandır.

 Sinop Cezaevi ve sürgün yıllarında yazdığı hikayelerini Memleket Hikayeleri adlı kitabında toplamıştır.

Memleket Hikayeleri kitabındaki öyküler:
Yatık Emine
Şeftali Bahçeleri
Koca Öküz
Vehbi Efendi'nin Şüphesi
Sarı Bal
Şaka
Küs Ömer
Boz Eşek
Yatır
Komşu Namusu
Yılda Bir...
Hakkı Sükut
Kuvvete Karşı
Cer Hocası
Garip Bir Hediye
Bir Taarruz
Ayşe'nin Talihi
Garaz



Türkçeyi en iyi kullanan yazar diye bilinir.

Her ne kadar hikayelerini okuduysam da "kirpi" adıyla yazdığı hicivleri de oldukça ünlüdür.

Okunması gerekenlerden,  hatta edebiyat tutkunlarının "mutlaka " okuması lazım gelenlerden biridir.

Kitapla kalın...





26 Ekim 2018 Cuma

HOŞGÖR KÖFTECİSİ

5. Baskı 2014
Yky
53 sayfa

Orhan Veli'yi nasıl tanırsınız?

Aslını isterseniz bana şiiri sevdiren adamın öykü yazmış olduğunu bilmemem büyük ayıp! Edebiyat okuma sebeplerimden birine, tam da bu kitabı okumama vesile olduğundan dolayı "iyi ki" deyişlerimden biridir bu kitap.

Son zamanlarda, derslerimle doğru orantılı olarak öykü okumalarına yoğunlaştım.

Bu bağlamda bir sürü öykü kitabı indirdim, çünkü derslerimden biri Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Nesri. 

İlk bitirebildiklerimden biri de -zira bir sürü öykü kitabına başlamış olsam da hem sınavların yakın oluşu , hem formasyon dersleri, hem de stajımın başlaması kitap bitirmeme pek imkan vermemekte- bu kısa öykü kitabıydı.

Şiirini sevdiğim üstadın hikayelerine de bayıldım. Kitabın içindeki hikayelerin isimleri de şöyle;


Hoşgör köftecisi 
Kan
Baharın ettikleri
Öğleden sonra 
İşsizlik 
Denize doğru 
Yaşasın aşk( william sorayan çevirisi)
Ve Bahadır Dülger anketi
Aşk çevirisi



Not: İlgilenen arkadaşlar için:
 Orhan Veli, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri'nde Garip Hareketi ya da diğer adıyla Birinci Yeni'nin öncüsü olarak görülür .Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile Ankara Erkek Lisesi'nde kapıldıkları şiir tutkusu onların bir döneme imza atmaları ile sonuçlanır. 

Sevgiyle , kitapla kalın...

23 Haziran 2018 Cumartesi

KIRMIZI ZAMAN - MİNE SÖĞÜT

1. Baskı 2004
7. Baskı 2016
219 Sayfa


Kitap için, çok sevgili blogger arkadaşım , harika ötesi bir okur , umut veren öğretmen , gelecek nesiller için yeniden umutlarımı yeşerten sevgili Damla 'ya teşekkür ederim , seviliyorsun kuzum :=)

"Vicdan 
Tam kalbinizin altında duran bir organ ...
Vicdan, bir bebeği ilk ağlatan, 
Bir ölüyü son terkeden...
Vicdan..."

"Hayal kurmak her zaman ve her yerde serbest ama tehlikelidir."

"Yaşamın ilk şartı bir gün mutlaka ölmektir."

"Rastlantı belki de tanrının ta kendisidir."

"İnsanlar delilerden uzak dururlar çünkü kendi içlerindeki delinin uyanmasından korkarlar."

"Doğduğumuz andan itibaren yarıştığımız , savaştığımız ve sonunda mutlaka yenildiğimiz zaman! Bizden önce de bizden sonra da var olan, biz varken varlığıyla bizi kavuran , içinde şuursuzca can çekiştiğimiz kadim kavram..."


17 Ekim 2017 Salı

GÖĞE BAKMA DURAĞI - TURGUT UYAR

1. Baskı 2008
26. Baskı 2017
105 Sayfa 

"Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk."

2. Yeninin önde gelen 3 şairinden biridir Uyar.

"Ne kadar hüzün geçmişse bu dünyadan 
Ne kadar acı geçmişse yaşayacağız."

Bu akımın temsilcilerinden okuduğum ve sevdiğim Cemal Süreya vardı.

"Bir süregen ilkbahar 
Önce diyelim ki şiir bir kuşkudur 
Bir otobüs yolculuğunun kimliğini taşır 
Bir şarkı olup sonbaharda 
Onulmaz bir güzelliğe ulaşır."

Fakat yeğenin elinde görülmüşse mutlaka okunmalıdır düsturuyla hareket eden bir Eylem varmış  :D

Kitabın sonlarındaki şiirlerini daha başka sevdim.

Buraya yazmadığım Kırlardan Geliyorlar'ın tamamını defterime kaydettim.

Evet buraya yazdıklarımdan başka bir de yazmadıklarımı tuttuğum bir defterim var :D

Ve her defasında buraya yazdıklarımdan daha fazlasını onlara yazdığımdan sürekli dolmakta ve ısrarla yer kaplamaktalar:D

Şiir severler kaçırmasın diyelim o halde .

20 Temmuz 2017 Perşembe

BENİ ASLA BIRAKMA - KAZUO İSHİGURO

Çeviri: Mine HAYDAROĞLU
1. Baskı 2007
271 Sayfa

"Belki de biliyordum , derinlerde bir yerde , sizlerin bilmediği bir şeyi biliyordum."

Never Let Me Go adıyla filmi yapılmış , ben kitabı olduğunu bilmeden izledim filmi ,çok sevince dikkatimi İshiguro 'nun kitabından yapıldığı çekti. 

Film İngiltere yapımı ama benim sevdiğim Fransız Filmleri gibi ağır bir havası vardı.

İtiraf ediyorum, kasvet severim.

Hiç düşünmedim kitabı edinirken .

Sadece kitaplığımda bulunmalı diye düşündüklerimden biriydi.

Takasla gelmesi sevindirdi :)

Filmle kitabın bu kadar birebir gittiği ender eserlerden biri.

İster kitabı okuyun , ister filmi izleyin.




13 Temmuz 2017 Perşembe

DİZBOYU PAPATYALAR- TOMRİS UYAR

1. Baskı Okan Yayınları 1973
2. Baskı Adam Yayınları 1982
3. Baskı Can Yayınları 1990
YKY'de 1. Baskı 2004
8. Baskı 2017
79 Sayfa


"Şimdi sana şurada bir çay ısmarlayayım kendi cebimden , o çay benim olsun hiç değilse. Dokunma . Koy paranı cebine. Yürekten kopan bir şeyimiz kalsın."

"Yıllardır bekletilmiş, baskı altında tutulmuş , üstüne sünger çekilmiş, o ipini koparmışlık duygusu ansızın gelivermişti işte .Hem de durup dururken."

"Günlerin tam içinde yaşamayınca , onlara akıl erdiremeyince , bunlarla oyalanıyoruz işte, kahve pişirmek , çay demlemek..."

****************
Bir akımın ilham kadını denir Uyar için.

Yazdıklarından çok aşkları ile gündemde kalmış, oysa ne güzel bir kalemi varmış.

Hikaye okumayı sevenler , her satırında his olsun diyenler ,
yaşanmışlık dolansın her cümlesinde isteyenler.

Kaçırmayın bu kadını.






22 Ocak 2017 Pazar

CANIM ALİYE, RUHUM FİLİZ -SABAHATTİN ALİ


1. Basım 2013
7. Basım 2016
155 Sayfa

"Şunu esas olarak kabul etmeliyiz ki  insanların hemen ekserisi yalnız kendilerini düşünürler. Dünyadaki bütün felaketlerin , uygunsuzlukların , bayağılıkların sebebi işte bu her şeyden evvel kendini düşünmek illetidir. İlk bakışta insana bir kurnazlık ve akıllılık gibi görünen bu hal hakikatte aptallıktır. Çünkü dünyada bir insanın başka bir insana yardım ve alakasına muhtaç olmadan yaşaması mümkün olmayacağına , hatta en kötü hayvanlarda bile birbilerine yardım hissi mevcut bulunduğuna göre , sadece kendini düşünmek ve başkalarının da böyle yapmasını istemek kendi kendisinin kuyusunu kazmaktır. İnsan başkalarına yardım ettiği , başkalarını sevdiği kadar yükselir."

"Ben zaten kızdığımı nadiren belli ederim .Teessürümü de hiç göstermem. Herkes beni keyfi yerinde , daima gülen biri sanır. İşte bunun için yazdıklarım çok dertlidir."

************
Sabahattin Ali'nin , eşi Aliye'ye ve kızı Filiz'e yazdığı mektuplardan oluşuyor kitap.

Daha önce yaşadıkları hakkında fikrim olmasa , aşk adamı der geçerdim.

Oysa Ali'nin yaşamı pek mektupları gibi olmamış, ALiye'ye canım demiş ama...

Yine bazı mektuplarda, bir duygu adamında aradığımız o hisli satırları bulamamak .

Fakat bazen lafla peynir gemisi de yürüyormuş işte.

Bazı adamlar , satırlarında yaşamış aşkları hep.

Gerçek yaşamda , pek te o kadar sadık ya da aşık olmadıklarından mı ne , böylelerinin satırlarından daha fazla etkileniyoruz .

Keyifli mektuplar , bazen üzüntü verici .

Ve tabii ki gerçek yaşam... 




10 Kasım 2016 Perşembe

107-ESKİ BAHÇE/ ESKİ ŞEHİR- TEZER ÖZLÜ


1. Baskı 1978 Ada Yayınları 
Eski Bahçe - Eski sevgi adıyla 1. Basım 1987 Ada Yayınları
YKY'de 1. Baskı 1993
18. Basım 2015
119 Sayfa

"Bir ülkenin anarşisini kim anlatabilir ? Ölenler mi? Öldürülenler mi?Her gün yeni ölümleri bekleyenler mi?"

"Yoksa ben yaşanan tüm olayların bir gözlemcisi , dünyanın ,duyguların , özlemlerin, ülkelerin, alışkanlıkların bir seyircisi miyim?Belki de gövdenin öldürücü acılarını gözlemci olarak taşımak daha kolay olurdu . Peki ama sevinçler ve istekleri ne yaptım. Duyguların derinliğinden bir gözlemci olarak kaçtım mı, onların yarattığı akıntılarda Ben'im tümüyle yer almadı mı ve zaman dışı sessizliğimde yeterince içten değil miydim?"

********

Şimdi efendim , neredeyse bütün Özlü kitaplarını okumuş biri olarak şunu söyleyebilirim , Madonna'yı burada oynatmak pek hoş olmamış!

Yani şimdi karma da yapılırmış ama  ben aslında okudum da , yani ne bileyim , çok ta şey değildi yani(!)

Belki de hatırlamıyorumdur , ne bileyim altı çizilecek yerler de yok değil ama .

İşin komedisi bir yana bırakılırsa kitap bir öykü , Eski Bahçe kısmında 11 , Eski Sevgi kısmında 12 hikaye barındırmış kitap.

İlk kısımda sayfa boşluklarının fazlaca olmasından , 70 sayfa okuyabildim metro'da .

O kadar boşluk var evet , normal dolulukta sayfaları olan bir kitabı sadece 30 sayfa okuyabildiğimi düşünürseniz .

İkinci kısım bir miktar daha derli toplu fakat , evet Özlü severler kızıyorlar biliyorum ama , Türk Edebiyatının Melankolik Prensesi , benim için fazla melankolik.

Hatta kitap şöyle 400 sayfa falan olsa , Bakırköy'de(!) inmeyi düşünmem değil, hani o meşhur hastanesini bir de benim görmem gerekebilirdi.

Evet nihayetinde , ben Özlü'yü anlamadım , anlamak için çok mücadele ettim ama olmadı .

Fakat sevenlerine saygım sonsuz ...