Çağdaş Türk Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çağdaş Türk Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2020 Cumartesi

BİNBOĞALAR EFSANESİ - YAŞAR KEMAL

1. Baskı 1971 Cem Yayınevi
YKY’de 15. baskı 2013


‘1876`da Türkmenle Osmanlı arasında Çukurova`da bir savaş oldu. Osmanlı Türkmeni yerleştirmek, toprağa çakmak, ondan vergi almak, onu asker etmek istiyordu. Türkmense buna karşı koyuyordu. Dövüş beter oldu, bu dövüşte Türkmen yenildi ve iskan edildi. O gün bu gündür bu yenilginin acısı, iskanın kepazeliği hiçbir Türkmenin yüreğinden çıkmaz.’

‘Çık da bu şehriyin içine, bir gör olan biteni... Azıcık insanlık kalmış mı? Doğru, şehir büyümüş, her bir evi saray olmuş, ama insanlığı kalmamış bu şehrin. İnsanı yozlaşmış gitmiş.’

‘Koca adamların çocukları dövdüğü, ötekilerin de bön bön baktığı bir ülke çürüktür, ölmüştür.’

Yaşar Kemal bir efsanedir gözümde, en çok İnce Memed’ini sevsem de her yazdığını severek okumuşumdur. Aslında Bir Ada Hikayesi’nin 3. kitabını okuyacaktım ama... 

İşin açığı her ne kadar çok iyi bir kitabı, en iyi yazınlarından biri olabilecekse de bence bir İnce Memed değil. 

Yine de evde kaldığımız şu günlerde yürek dağlayacak kadar etkili bir efsane.

Çukurova’nın yine muhteşem anlatılarından biri;
koyaklardan geçip kışlak aradığınız, akarsu kenarlarında Hızır ile İlyas’ı beklediğiniz, yarpuz kokularını sizin de hissedebildiğiniz...

Okuyun, bilhassa Yaşar Kemal okuyun...


17 Şubat 2020 Pazartesi

ŞARKINI SÖYLEDİĞİN ZAMAN - İNCİ ARAL

167 sayfa


"Gözüne en çok çarpan, çoğunluğun çaresizlik ve sinmişliğiydi. Temel sorunlar çözülemiyor, cehaletten beslenen boş insanlar, anti-demokratik uygulama ve baskılar, toplumu parçalara, kamplara bölerek yerinde saydırıyor, gün gün geriye düşürüyordu. Çoğunluk için adalet, kaliteli eğitim , sosyal güvenlik hala arızalıydı."

""Bu ülkedeki karşıtlıklar, her konuda can yakıcıydı aslında. "


2008 'de başlayan hikâye geriye dönüşler ile 1978'e kadar uzanıp bir başka hikayeye kapı açıyor.  Hikâye içinde hikâye,  roman içinde roman oluyor. Bağlantı noktası bir miktar can sıkıyor. 

12 Eylül 1980 darbesine, politik açıdan değil bireyler üzerinden temas ediliyor. Devrimci eleştirileri,  gençlik sorgulamaları ve burjuva devrimciyi psikolojik olarak oldukça yüzeyselden ele alması ile beni tatmin etmeyen hatta beklemediğim bir Inci Aral kitabı oluyor.
Yine de okunabilir tabii özellikle benim gibi darbe dönemi anlatılarını sevenler için.  

Bu arada Edebiyat Tarihinde bu darbeler asla "darbe" olarak başlıklanmaz; 12 Eylül, 12 Mart hikâye/romanı diye geçer. Gereksiz ama beni şaşırtan bir ifade olduğundan burada duruversin.

21 Ocak 2020 Salı

YÜZ YILIN 100 TÜRK ROMANI - FETHİ NACİ

İşbankası Kültür Yayınlarında 
1. Basım 2007
8. Basim 2017
653 sayfa

Ne diyor Fethi Naci önsözde:
‘Bu kitapta 100 roman eleştirisi var...’

Evet kitapta;
  ‘Toplumcu Gerçekçi’ çizgideki  Fethi Naci eleştirileri mevcut.

Tam bir başucu kitabı olabilir, özellikle roman severlerin ve toplumcu gerçekçi romanları tercih edenlerin vazgeçilmezi  olabilir. 

100 kitabın aynı kişi tarafından eleştirilmesiyle, her ne kadar bunlar zaman içinde yazılmış iseler de, tekrara düşme gibi görebileceğiniz cümlelerle karşılaşmanız olası. 

Akademik bir dili olmaması okumanızı olanaklı kılmakla birlikte hiç edebiyat bilgisi olmayanların bazen anlamakta zorlanabileceği göndermeler ve alıntılar var. Bunun göz önüne alınarak okunması gerekiyor sanırım. 

Fakat roman seviyorsanız ve yerli edebiyatta ne okunmalı diye düşünüyorsanız kronolojik sıralamasıyla size yol gösterici olabilecek bir kitap. 

Okuyun diyebileceğim bir başucu kitabı, aynı zamanda bir klavuz kitap. 

Kitapla kalın...




7 Ocak 2020 Salı

YANSIMA /NADVEN- DENİZ ERBULAK

1. Baskı 2017
408 Sayfa

‘Çünkü romanlar, karakterlerin gerçeğidir ve okuyanların da masalları...’

‘Benim dünyamda Nadven... her şey serbest gibi görünür ama yasaklar insanların içine en baştan yerleştirilmiştir. Kimse istese de onların dışına çıkamaz.’

‘Benim dünyamda asıl yetişkinler istediğini yapamaz. Kurallar en çok onları bağlar... Ellerini, gözlerini, dillerini, kalplerini ve akıllarını... Bir tanesi bile bu görünmez iplerinden kurtulsa daha kaçamadan diğerleri onu yakalar.’

‘Delilerin suçlu olmaya bile hakları yok aslında. Onları her halükarda akıl hastanesine kapatıyorlar. Birini öldürdüklerinde... Birini sevdiklerinde... Hayal kurduklarında... Hayal kuramadıklarında... Her halükarda!’
++++++++++++

Bir seri daha bitti ve ama bitti mi?

Deniz Erbulak okumak farklı bir şey...
Bence bir yazarın, bu kadar kaliteli ve hemen hemen yazdığı her türün hakkını verebilen bir yazarın olabildiğini görmek, hem de bizim edebiyat dünyamızdan, içimizden biri olduğuna inanabilmek, hayret ve hürmet ile adını anmaktan başka yol bırakmıyor okura.

Bu seri öyle bir şey ki, mitlerimizden izler taşırken bir macera, aşkın kenarında dolaşırken gizemini koruyabilen polisiye bir kurgu...

Bence serinin devamı gelebilir, o minvalde bitti sanki.

Ama ısrarla tekrarlayarak bir daha söylüyorum ki bir Deniz Erbulak kitabı okumadan yerli yazarlar kurgu yazamaz demeyin, korku yazamaz demeyin...

Mutlaka okuyun...

11 Kasım 2019 Pazartesi

MAİ VE SİYAH- HALİD ZİYA UŞAKLIGİL

Yeniden düzenlenmiş 1. Basım 2001
17. Basım 2013
400 sayfa

"İnsanlar tuhaftır! Fena bir şey yapmakta olduklarını hissedecek olurlarsa mutlaka en evvel vicdanlarını susturacak bir sebep bulurlar. "

"Bir kadın bir kere uçurumlardan yuvarlanmaya başladı mı artık sukutuna hatime verecek nokta yoktur, ne kadar aşağı düşerse düşecek yerler o kadar çoğalır. "

"O, yatacak bir yatak, oturacak bir sofra, elbisesini süpürecek bir mahluk bulmak, bunları mümkün mertebe ucuz satın almış olmak için evlenmişti. "

"Mai bir gece ile siyah bir gece arasında geçen şu nasipsiz, bahtsız ömür!.. Bir baran-ı elmas altında inkişaf ederek şimdi bir baran-ı dürr-i siyahın altında gömülen emel çiçekleri!.."
🌺🌺🌺

Kitabın arka kapağında da yazdığı üzere Tanpınar'ın "Türkiye'de nesli adına konuşan ilk eser diye tanımladığı", Türk edebiyatında batılı anlamda ilk roman sayılabilecek eser Mai ve Siyah. Sadeleştirilme yöntemi olarak sadece kelime anlamlarının hemen kelime yanlarına parantez açılarak verilmesi seçilmiş.  Açık söylemek gerekirse ben her sayfanın alt kısmında dipnot şeklinde olanını severim. Çünkü bildiğim kelimelere bakma ihtiyacı hissetmeyebilirim. Fakat bu şekilde ne yazık ki her kelimeyi okumak gafletine düşüyorum ve bu da hikayenin akışını bozuyor. Göz kaydırma yapılması açısından bu şekilde verildiği söylenmiş olsa da, her yabancı gelen kelimeyi her defasında sadeleştirmenin çok ta anlamı olduğunu düşünmüyorum.  

Belki ben ince eleyip sık dokuyorum bilemedim.

Kitabı sanırım 3 ya da 4. okuyuşum. Farklı yayınevlerinden okuduğumu itiraf etmeliyim. Her bulduğum Mai ve Siyah'ıı edinmek zorunluluk sanki. Belki de ilk defa okuyup etkisini hissettiğim,  o ümitsizliği yaşadığım,  üzüntüsünü hissedebilmemden mütevellit kim bilir! 

Özellikle batılı anlamda ilk eserlerden olması,  psikolojik tahlilleri, dönemin yazın hayatını net şekilde verişi ile edebiyat severlerin özellikle Türk edebiyatı sevenlerin kaçırmaması gereken  bir eser.

Dili biraz ağır, hatta yazarı hayatta iken sadeleştirmiş buna rağmen ağır oluşu sizi korkutmasın,  okuyun...

4 Kasım 2019 Pazartesi

AYAŞLI İLE KİRACILARI - MEMDUH ŞEVKET ESENDAL

1. Basım 1934
54. Basım 2018
255 Sayfa 

"Severim. Niçin? Bunun niçini yok. O da beni sever, onun sevgisinin de niçini yoktur. İşte sevgi bu. Kalanı yalan. Kalanını biz uydururuz. "

"Yalnızlık içinde bir istasyon, sanki yeryüzünde ikiniz yalnız kalmışsınız,  gece sabaha karşı kalkıp tereyağlı ekmekle çay içmek!.. Dışarda kar! Çaylıkta kaynayan suyun dumanları çıkar. Yaz günü, ikindiüstü yerlere bir hüzün çöker."

Nam-ı diğer Meşe! Çehov tarzı hikâyenin edebiyatımızdaki yansımasıdır. Bu kitabı ise bir roman, hem de ödüllü. 

 Farklı dünya insanlarının bir potaya koyulması, sonrasında olayların evrilişi ve en nihayet yine tek kişiye indirilen hikayeye son veriliş.  

Öyle ustaca, o kadar maharetle kaleme alınır ki zannedersiniz okumuyor, yazarından dinliyorsunuz .

Türk Edebiyatı severler kaçırmasın.


29 Eylül 2019 Pazar

ADAM VE KIZ /2. OKUMA - DENİZ ERBULAK

1. Baskı Eylül 2016
2. Baskı Ekim 2016
230 sayfa

2018'in Ocak ayında okumuşum kitabı, linki aşağı bırakıyorum yoruma bir bakmak isteyeniniz olur diye.


Bir daha okuyacağımdan, bir kere okumanın yetmeyeceğinden o kadar eminmişim ki o zaman.

Yetmedi, aslında kitap elimin altındaydı ama yine bir oturuşta bitecek diye elim bir türlü gitmedi. Öyle etkiledi beni.

Her okuyan sevecek diye bir şey yok ama benim hayatımda yer eden kitaplardan biridir bu kitap. 

Buraya 2. kere yazıyorum ama daha çok kereler de yazacağımı biliyorum çünkü her okuduğumda burada  izi kalsın istiyorum.

İnsanların kendilerini buldukları bir şeyler olur hayatta, kimi bir resimde, kimi bir şiirde, kimi bir şairde, kimi bir romanda, kimi sadece bir kaç satırda işte bu benim demek ister. Ya da anlatılanı yaşamak, ya da yaşadığının anlatılabildiğini görmek ya da yaşamak istediği şeyler bulmak.

Benim için bir Orhan Veli'dir bu bulma hali (kitapta da O'nun Birdenbire şiirinden satırlar var ki ayrı bir tesadüf), bir Çalıkuşu'dur Reşat Nuri 'den, bir de artık diyebilirim ki Adam ve Kız kitabıyla Deniz  Erbulak.

Başkaca etkileyenler de vardır elbet ama bu kadar kapsayanı bulmak, belki olmak istemek...

Neyse bir sürü yeni işaretçileri gören gözlerinize oralardan satırlar eklemek gerek :)

"Nefret ediyordu böyle sızlanıp duran ama hayatının niye yolunda gitmediğini asıl kendine soramayan aptal insanlardan."

"İnsanlar anlamadıkları şeyler için kalıplar yaratıyor, sonra da başka anlamayanları bunlara inandırıyorlardı. "

"Arkada bıraktığını zannettiği şeylere esnek bir şeyle, bir lastikle bağlıymış, bunu fark etmemiş de, alıp başını uzaklaşmış, gittiğini sanmış, fakat bir noktada esneklik sona erince gerisin geri, geldiği yere savrulmuş,  sertçe vurarak dağılmış hissediyordu kendini."

"Kız basit olanı seviyordu.  Ya da karmaşıklaştırmayı, kalabalıklaştırmayı, içinden çıkılamaz hale getirmeyi sevmiyordu . "

"Fazlalıklar da eksiklikler gibi çürütüyordu  hayatı..."

"Hayatını en bağımsız halinden çıkarıp geçmişe,  bağımlılığın ve çaresizliğin olduğu noktaya, benzer örneklerin içine getirip bırakacak ve turumuz sona ermiştir diyecekti bu seçim. Hayat bu kadar. Başka gidilecek bir yer yok."



17 Eylül 2019 Salı

YAZ GELDİ - FÜRUZAN

1. Basım 2009
3. Basım 2014
133 Sayfa

"Çocukluk bir ak kitaptır. "


Kitabın içindeki öyküler yazarın ;
Parasız Yatılı, 
Kuşatma,
Benim Sinemalarım, 
Gecenin Öteki Yüzü 

adlı kitaplarından alınmış. 

Birbirinden tesirli çocuk hikayeleri. 

Füruzan hiç okumadıysanız bu kitabı ile size bir fikir verebilir. Yok daha önce kitaplarını okuduysanız, tadımlık lezzetler sunar. 

Kalite garantilidir, beğenmeyen gelsin konuşalım :D

12 Eylül 2019 Perşembe

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI- VAHAP KABAHASANOĞLU


 2002 Basım 
382 sayfa


Yrd. Doç. Dr. Vahap Kabahasanoğlu'nun -ki kendisi o tarihte Marmara Üniversitesi Atatürk Eg. Fak. Türk dili ve Edebiyatı anabilim dalı başkanı imiş -
Türk Klasikleri 100 büyük edip, büyük şair alt başlığı ile Toker yayınlarından çıkmış olan kitabı. 

Kitapta adı gecen edipler Yahya Kemal'den Yakup Kadri'ye, Ahmet Hamdi Tanpinar'dan Mehmet Kaplan'a, Orhan Pamuk'tan Cengiz Dağcı'ya hangi edebiyat kitabını açarsanız açın görebileceginiz isimler.

 Kitabın kimleri kapsadığından ziyade, her isme ayrılan kapsam alanlarının bir miktar sankisi var bana göre.  

Gerçi Sayın Hocamın da kitabın sonuna aldığı çeşitli dergilerdeki yazılarından birinde dedigi gibi:

" Biraz dikkat eden herkesin görebileceği gibi, bizde sanat konusunda veya herhangi bir sanatkârın degerlendirilmesi sırasında tarafların görüşleri kısa bir süre sonra ideoloji duvarına gelip dayanacaktır."

Her koşulda "Edebiyatçıların" okuması gerekenlerden, bir de böyle bir kitapta yapılmış basım hataları olmasa çok daha güzel olacakmış. Haddinden fazla göz yoruyor çünkü, bir de yakışmıyor. Başka kitaplarda çok önemsemediğim bu husus özellikle böyle bir kitapta, biraz da fazlaca olunca yordu beni. 

Kitapla, sevgiyle...




9 Şubat 2019 Cumartesi

OLAĞAN IŞLER - REŞAT NURİ GÜNTEKİN

153 sayfa


Reşat Nuri Güntekin ismi akla ilk olarak Roman tarzını getirir, edebiyata gönül vermiş kaç kişi vardır ki Çalıkuşu'nu Yaprak Dökümü'nü bilmesin!

Fakat Çağdaş Türk Edebiyatı içerisinde öykü türüne olan katkıları da azımsanmayacak yazarlardan biridir.

Bugün Türkiye'nin önde gelen liselerinde Edebiyat  Öğretmenliği yaptığını ve Müfettiş olarak Anadolu'yu karış karış gezdiğini ve Anadolu insanını reel olarak tasvir edebilenlerin başında geldiğini pek bilmeyiz.

Bu kitap iki bölümden oluşuyor, ilki;
yazarın kendine ait öykülerini barındırmakta ,
ikincisi ise kendisinin çevirdiği hikayelerinden oluşmakta.

Özellikle Maupassant'tan yapmış olduğu çeviriler , Türk edebiyatının hikayecilikte örnek aldığı iki isimden biri olması hasebiyle mühim.

Diğer ismi bilen var mıdır? 

5 Ocak 2019 Cumartesi

YALNIZ SENİ ARIYORUM- ORHAN VELİ

1. Baskı 2014
4. Baskı 2018
165 sayfa

Murat Yalçın kitabın ön sözünde  Orhan Veli için;
"Boğazın bir ucunda, Sarıyer'de, yalnızlık ve yoksunluk içinde yaşayan bir adam...Sıkboğaz eden parasızlıkla boğuşurken bile sevdasıyla soluklanmayı, gönül işçiliğiyle geçinmeyi öğrenmiş bir adam...
Orhan Veli: Şiirlerinde şairaneliğe sert darbeler indirirken mektuplarında koyu bir kederi imbiklerinden geçiren efkarlı bir şair."

diyor ve hakikaten de tam olarak O'nu anlatıyor.

Orhan Veli'nin, yasak aşkı Nahit Hanım'a mektupları.

Acı bir parasızlık ile uzakta bir kadın hasreti... 
Orhan Veli, bana şiiri sevdiren şair. Türk şiirine, sıradan insanı getiren şair. Bir devrin, bir dönemin şairi.

Okuyun efendim, mektup türünü sevmiyorsanız, 1947-1950 arası Türkiye'sini anlamak için,
 her ne kadar mektuplarda çok tarih bahsi olmasa da...

Belki sevda için, belki hissetmek için....

Sonra da durup İstanbul'u bir daha dinleyin.



11 Kasım 2018 Pazar

ANSIZIN YOLA ÇIKMAK- RASİM ÖZDENÖREN

İz yayıncılık 
88 Sayfa


Yine okuduğum bölümle alakalı , yine döneminde almış olduğum Çağdaş Türk Edebiyatları dersi kapsamında karşıma çıkan , daha önce 1 kitabını okumuş olduğumu unuttuğum ama blogum sağolsun hatırlatmasına çok memnun olduğum bir yazar.

Çağdaş Türk Öyküsüne damga vurmuş isimler arasında...

 Üniversite kitaplarına adını yazdırmışsa bir yazar bence okunmalı.

Kitabın içindeki öyküler:

Bir kapının önünde 
Okaliptüs
İçi ve dışı 
Ansızın yola çıkmak 
İki leyla
Mum
Tuhaf şeyler 
Boyalı ölü 
Yırtılma 
Maske 
İskelet
Ölü 



26 Ekim 2018 Cuma

HOŞGÖR KÖFTECİSİ

5. Baskı 2014
Yky
53 sayfa

Orhan Veli'yi nasıl tanırsınız?

Aslını isterseniz bana şiiri sevdiren adamın öykü yazmış olduğunu bilmemem büyük ayıp! Edebiyat okuma sebeplerimden birine, tam da bu kitabı okumama vesile olduğundan dolayı "iyi ki" deyişlerimden biridir bu kitap.

Son zamanlarda, derslerimle doğru orantılı olarak öykü okumalarına yoğunlaştım.

Bu bağlamda bir sürü öykü kitabı indirdim, çünkü derslerimden biri Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Nesri. 

İlk bitirebildiklerimden biri de -zira bir sürü öykü kitabına başlamış olsam da hem sınavların yakın oluşu , hem formasyon dersleri, hem de stajımın başlaması kitap bitirmeme pek imkan vermemekte- bu kısa öykü kitabıydı.

Şiirini sevdiğim üstadın hikayelerine de bayıldım. Kitabın içindeki hikayelerin isimleri de şöyle;


Hoşgör köftecisi 
Kan
Baharın ettikleri
Öğleden sonra 
İşsizlik 
Denize doğru 
Yaşasın aşk( william sorayan çevirisi)
Ve Bahadır Dülger anketi
Aşk çevirisi



Not: İlgilenen arkadaşlar için:
 Orhan Veli, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri'nde Garip Hareketi ya da diğer adıyla Birinci Yeni'nin öncüsü olarak görülür .Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile Ankara Erkek Lisesi'nde kapıldıkları şiir tutkusu onların bir döneme imza atmaları ile sonuçlanır. 

Sevgiyle , kitapla kalın...

21 Nisan 2018 Cumartesi

EN GÜZEL GÜNLERİNİ DEMEK BENSİZ YAŞADIN- CAN GÜRSES

1. Baskı 2014
229 Sayfa

"Korkma yarından .Yarının olmadığını senden iyi kim bilebilir. Yarının senin elinden var edileceğini senden iyi kim gösterebilir."

"Halbuki geçmişin öyküsü tektir. Mühim olan öyküyü kimin ağzından dinlediğimiz."

"Hangi çocuk hayatına bu kadar karışılarak , düşüncelerine bulaşılarak büyütülse , sonunda işte böyle hayata karışıp bulaşmaktan korkar. ."

"Kimse kimseyi kurtaramaz , kimse kimseye tutunarak yürüyemez .Herkes yalnız başına yürüyebilmeli."

*************
Bu kitabı ilk 4 yıl önce Kitap Sevinci'nin blogunda gördüm. Not aldım almasına ya , ancak sıra geldi , düşünün okunacaklar listemi.

Bu arada Sevinç'in linkini bıraktım ama kendisi sanıyorum bir miktar ara verdi , beni de çoook üzdü ya neyse , iyi olduğunu umarım. 

Sonra bu kitabın bitmesine 30 sayfa kala Damla'nın blogunda gördüm ,  kitabı bitirememiş olmama rağmen , nette gördüğüm en gerçek yorumlardan birini yapmış gibi hissettim .

Kendisi de bir edebiyatçı olduğundan ve aramızdaki samimiyete dayanarak,yazdıklarına güveniyor ve onun yorumlarını önemsiyorum, çok kitapta da benzer şeyler hissettiğimizi düşünüyorum.

Can Gürses'in bu kitabı için de , yakın düşüncelerimiz olduğunu görmek şaşırtmadı beni bu yüzden.

Kitabın ismi 10 numara , kapak 5 yıldız, yazar belli ki donanımlı bir kişilik .

Bu kadar şey yan yana geldiğinde zannediyorsunuz ki iyi bir şey çıkacak ortaya .

Olmuyor, onca iyi şeyi  -ilk kitabı olması sebebiyle belki de-  bir türlü kağıda dökemiyor. Dökemiyor değil belki de , gereğinden fazlasını anlatmaya çalışıyor ve hikaye bir anda aşureye dönüyor.

Halbuki aşure de severim :)

Fakat kitabı sevemiyorum, aslında kitapların konularından bahsetmem ama kısaca değineceğim bu kitapta ;

sıradan bir İstanbul aile sofrası...
 4 evlat , 1 anne ,torunlar...

Geçmiş , gelecek , bir sürü kişilik , evin içindeki eşyaların hikayeleri , iyi müzikler...

"O zaman sorun ne?" dediğinizi duyar gibiyim.

Sorun şu, kitapta her şey var ;

 12 Eylül dokundurmasından, lgtb 'ye...

Narsistlikten , artistliğe ...

Aşktan , yalnızlığa....

Diktatörlükten , siyasete ....


ve bütün bunlar 229 sayfaya sığdırılmaya çalışılıyor...

Dolayısıyla , olmuyor.

O kadar sayfaya sığmıyor bu kadar hayat, eğreti duruyor.

Zorlanmış, en iyisi yapılmaya çalışılmış ama olmamış , olamamış hissi veriyor...

Adına, kapağına , yazarına bakıp , içindeki gerçekten anlamlı bir kaç sözden etkilenen okurun çok beğenesi geliyor.

Bir türlü beğenemiyor ...


 

17 Nisan 2018 Salı

YOK BANA SENSİZ HAYAT -ASLI TOHUMCU

1. Baskı 2006 İş Kültür
1. Baskı Doğan 
86 Sayfa

"adnan , mine dışında birini sevmemişti hiç .sevmesi gerekeceği de aklına gelmemişti .mine'yi seviyordu işte .ancak yaşam da oyun oynamayı seviyordu ve kimle , hangi oyunu oynayacağını kafasına göre tayin ediyordu."

"insan zamanının çoğunda niyet ettiğinden başka şeyler yapmak ve yaşamak zorunda kalır."

"Çünkü kimse sevmez çok konuşanları , her şeyini ortaya saçanları, bunu gönülsüz yapmış 
olsalar da ."

"O olmazsa katiyen olmazmış gibi .dünyanın her türden tüm ahalisi kanlarına , canlarına susamış gibi .nasıl o olduysa , sevdicek birini son kez gördüğünü bilmek ancak kabullenememek gibi.çıldırmaya sürüklenmek gibi."

****

Kitabın sanırım en ve tek sevdiğim yanı devrik cümleleri oldu.

86 sayfadan ne anladığımı sormak isteyenleriniz olacaktır , bir şey anlamadım zannederim , hani "tam anladım diyorum hiçbir şey anlamamışım , hani hiçbir şey anlamadım diyorum meğer anlamışım ben bu mevzudan", oluyorum .

Öyle bir şey işte kitap , biraz karamsar , depresif .

Biraz aşk, biraz dostluk , bir de en sevdiğimden devrik cümleler ...

Aslı Tohumcu için bir roman denemesi olabilir bana göre dadaist etkileri görülen bir durum hikayesi .

Post modern hikaye olarak ta adlandırılabilir , neden olmasın.

İlla okuyun diyebileceğim , herkese önerebileceğim bir kitap değil ama okuma sevdalılarının kendilerinden bir şeyler mutlaka bulabileceğini düşünüyorum.

Bu kadar postmodernlikten anlamıyorum diyenler hiç bulaşmasın, o 86 sayfa elinizde bitmek bilmeyebilir zira.





24 Eylül 2017 Pazar

KORKUYU BEKLERKEN - OĞUZ ATAY

BÜTÜN ESERLERİ 4
1.-35. Baskı 1984-2012
36. Baskı2013
196 Sayfa


"Hayır, gerçekten ölmedi ; çünkü ben yaşayamazdım ölseydi."

"Ülkeme ve insanlarına kızmaya başladım :Kimsenin doğru dürüst okuduğu yoktu . Doğru dürüst hissetmesini bile beceremiyorlardı .Bu yüzden insan , duyduğu şeyleri söyleyen insanların kültürüne güvenemiyordu. Belki bu zavallılığın , bu yarım yamalaklığın , bu gülünç durumun bile bir aslı , gerçek bir biçimi vardı. "

"Yüzyıllardır bu kadar insan , saçlarını kesip kesmemek ya da belirli günlerde su içmemek için mi bir araya gelmişti? Sonra, kötülük neredeydi ;  kötülük? Görünürde hep sevgi , ahlak , güzellik sözleri vardı ama , bir yerde kötülük olmalıydı; gizlilikten kötülük doğmalıydı .Sonra bunların araları neden açılmıştı peki?"


**************

Oğuz Atayın bu kitabında 8 adet öykü var. 

İçlerinde en sevdiğim Babama Mektup oldu.

Oğuz Atay hakkında ne yazabilirim ki ben ?

Kitap okuyan herkes en azından adını duymuş , Tutunamayanlar'ını görmüş , okumaya heves etmemiştir.

Bütün eserlerini bitirmeye az kaldı diyorum :D

Ve kendime hemen 5.sini edinmeyi istediğimi gösteren notlar alıyorum .

Keyifli okumalar kitapseverler , her nerede okunuyor ya da okutuluyorsa :D