Gerçek Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gerçek Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2021 Salı

MAYIS 2021 ÖZET

 


Bu ay bir gerçek yaşam (Real Life) ayı oldu benim için denebilir.  Tamamen tesadüfen okuduğum kitaplar, izlediğim dizi/filmler hep gerçek hayat hikayeleri çıktı. Severim de işin hoş yanı ve fakat bazıları çok reel gelmedi  yine de çok koşturmacalı bir ay olduğundan okuma ve izleme bakımından verimli geçti demek doğru olur bence. Geçen ay bazılarınız hatırlayabilir, hatırlamaya da bilir sorun yok :D, taşınabilirim gibi bir şeyler demiştim. Taşındık, ama eski taşınmalarımız gibi olmadı bu seferki taşınma, taşınma işinde boyut atladık resmen :)  şöyle ki, aldık valizleri çıktık yola. 

Efendim bir ücra kasaba, bir uzak şehirdir bize Ankara. Uzakları yakın ettik, şimdiki mekan Etlik :( (tamam iğrençti kabul ) 
Not: Ankara doğru, Etlik kısmı yanlış bilgidir :D

Uzakları yakın ettiysek te henüz tam anlamıyla yerleşemedik , ama başımızın üzerine bir dam bulabildik. Bu damın alt kısmının temizliğe ihtiyacı olduğu gerçekliği okuduğum gerçek hayatlara bakışımı, tavrımı ve tarzımı değiştirdi. Kendi yazacağım reel kitabıma: yer silmenin pratik yönleri, nasıl hijyenik mutfak dolabı elde edilirin kullanım klavuzu şeklinde başlayabilirim .

Ay ne yazdım arkadaş, neyse bakalım benden bu kadar. Bir süre de bu güzide vilayetimizden sesleneceğiz size gari, kalın sağlıcakla.

 Gelelim Mayıs ayının güzide raporuna :D 

BOOKS OF MAY

Kitapların yorumlarını blogda bulabilirsiniz, kitap yorumundan gayrı bir şey yazmadığımdan çok aramanıza gerek yok son 3 postta bu kitaplar var :D,
 o sebepten buraya tekrar yazmak istemiyorum.









(Oğlum) Kerem'in ödev icabı izlemesi gerekiyormuş, "eşlik etmek istersen beraber izleyebiliriz" dedi ve pek tabii ki yavrumun yanında olabilme fırsatını asla kaçırmayan bir fırsat düşkünü olduğumdan derhal kabul ettim. Üzerine bir de filmi beğenince tadından yenmez oldu canımcımlar.  Kerem'e ödev notunu sormayı unuttum sanırım, yine de benim kadar beğenmedi diye düşünüyorum :D 
(Yeğen) Elifcan'ın "izle bak valla çok romantik  ve de acayip kısa "
demesi üzerine izlendi ve fakat ben, eskiden bir Kore aşığı olan ben, neredeyse her gününün 23 saatini Kore dizileri izleyerek geçiren ben mutlu olamadım bu diziden. Oysa hikaye iyi, gerçekliği mevcut, reel hayat hikayeleri de severdim. Yine de erkek kahramandaki o yapay duruşu sevmedim.  Bu kadar kusursuzluk sanırım bana göre değil.  Saç telin de mi oynamıyor rüzgarda, hiç mi ıslanmadın mübarek yağmurda diyesim, evladım Yaradan'ın en boş zamanına mı denk geldin diye sitem edesim var. Eğer sen insan isen biz ne olalım ay balam, 
ciğer parem, 
 Lee Jong-suk 'um.


Yine ve kısa bir bl serisi, gerçekliği de varmış.  Kafamda deli sorular ile bitirdim, kim bu gerçek kişiler acep 🤔
James te keşke en azından bir yerden sonra o omuzları gevşetip oynasaydı, valla o kasıldı ben kasıldım :D

Kasıla, yorula geçen çok koşturmacalı, pek yenilik dolu bir ay oldu Mayıs. İnstagram'a geri dönmek istiyorum ama orasının yapaylığı çok yoruyor beni ve fakat son yıllardaki atalet halimden bir türlü çıkamayışıma bir nebze iyi gelebilir, bir iki popüler kültür şeysi görmek fena mı olur ?

Hepinize Haziran için bol kitaplı, çok izlemeli ve en sağlıklı geçecek bir ay dilerim, kitap yorumlarında görüşmek dileğiyle :D








17 Nisan 2021 Cumartesi

ÖTEKİLER- TUNCAY ÖZKAN

 


"Kuraklıkta beklemeyi, sert kış günlerinde titremeyi, ölümlerde sevinmeyi, çalışmayı, çok çalışmayı biliyorduk. Ama umutlu olmak? Bu konuda en küçük bir şey duymamıştım. "

"Öldürmek doğal olunca, ölüm de sıradan oluyordu. "

"Zorunluluk hayatımın en önemli gerçeği idi."

"Allah'ım ! Eğer bu karanlığın içinden bir ışık doğmayacaksa, aydınlık neden var? Eğer bunca zulümden sonra yeni bir şey olmayacaksa, karanlık kazanacaksa, hep zalimler kazanacaksa sen neden varsın?"

Kitabın 6. basımı 2013'ün Aralık ayında 170 sayfa olarak yapılmış. 

Kitap Hüseyin Yanç'ın gerçek yaşam öyküsünün kurgulanmış şekli. Kim bu Hüseyin Yanç diye merak edenler kitabı da okuyabilir,  google amcaya da sorabilir. 

Öykünün benim gibi Trakya'nın bağrında doğmuş ve Ankara'dan öte Anadolu'ya geçmemiş biri için anlamlandırılması zor. Ama yine benim gibi Doğu 'yu her zaman merak etmiş iseniz ve üzerine okumalar yapmışsanız inanılması çok ta imkansız değil.  Ve her ne kadar gerçek olaylardan yola çıkılmışsa da kurgusallık gereği olayların çok yüzeysel anlatıldığı, derinlemesine kaleme dökülemediğini söylemek yerinde olacaktır. 

Özellikle son kısımlarının keşke bir miktar daha anlatılsaydı, ya da kesin olarak sonuçlanabilseydi hissi verdiğini inkar edemeyeceğim.  
Benim için farklı,  rahatsız edici, zaman zaman tiksindirici ve fakat bu olayların gerçekliği bilindiğinden aynı zamanda oldukça etkileyici bir okuma oldu. 

Hep arzu ettiğim barış sadece Doğu'ya özgü bir temenni değil,  bütün Dünya için en içten dileklerimdendir.
Barışla,  huzurla, mutlu kalın.  Kitaplarla, sevgiyle, sağlıklı olun.




5 Ocak 2019 Cumartesi

YALNIZ SENİ ARIYORUM- ORHAN VELİ

1. Baskı 2014
4. Baskı 2018
165 sayfa

Murat Yalçın kitabın ön sözünde  Orhan Veli için;
"Boğazın bir ucunda, Sarıyer'de, yalnızlık ve yoksunluk içinde yaşayan bir adam...Sıkboğaz eden parasızlıkla boğuşurken bile sevdasıyla soluklanmayı, gönül işçiliğiyle geçinmeyi öğrenmiş bir adam...
Orhan Veli: Şiirlerinde şairaneliğe sert darbeler indirirken mektuplarında koyu bir kederi imbiklerinden geçiren efkarlı bir şair."

diyor ve hakikaten de tam olarak O'nu anlatıyor.

Orhan Veli'nin, yasak aşkı Nahit Hanım'a mektupları.

Acı bir parasızlık ile uzakta bir kadın hasreti... 
Orhan Veli, bana şiiri sevdiren şair. Türk şiirine, sıradan insanı getiren şair. Bir devrin, bir dönemin şairi.

Okuyun efendim, mektup türünü sevmiyorsanız, 1947-1950 arası Türkiye'sini anlamak için,
 her ne kadar mektuplarda çok tarih bahsi olmasa da...

Belki sevda için, belki hissetmek için....

Sonra da durup İstanbul'u bir daha dinleyin.



27 Ağustos 2017 Pazar

YILDIZ ŞALE KÖŞKÜ -İSTANBUL'DA BİR YER


İşin aslı hazır İstanbul'dayken , gezmediğimiz yer kalmasın :D

Değil tabii ki , tamamen kartımızın süresi bitmeden bir -iki yer görme telaşı .
Şöyle ki müzelere İş Bank kartınızla her yıl 1 ay -sınırsız giriş ile ücretsiz gezme hakkınız var .Biz Ege'den başladık gezmeye , Efes'ti , İzmir Atatürk Evi'ydi derken İstanbul'a geldiğimizden beri bir kez daha Arkeoloji Müzes'ni ve Pargalı İbrahim Paşa'nın Sarayı 'nı(şimdi adı değişmiş ya neyse) da gezdik.


Hala Rumeli Hisarı'nı görmediğimi hatırlayan eşim , haydi gidelim deyince çıktık yola , güya kendisi bakmıştı giriş -çıkış saatlerine fakat günlerine bakmamış :D Gittiğimiz gün çarşamba olunca haliyle giremedik Hisar'a. Neyse dönerken Yıldız Parkı'na girelim dedik , zira iki yıldır Kerem dibinde okuduğu,  defalarca önünden geçtiğimiz halde bir defa bile girmedik içine .



 Yıldız Parkı'na girdikten sonra bir müddet eşimle buluşmakta sıkıntı yaşadık çünkü ben Beşiktaş'taki kapıdan yürüyerek girdim o da motoru bırakmak için üst kapıdan girmek istedi .
Ve park bir miktar büyük , 2 adet cafe/restaurant mevcut , bunlarda yemek yiyebilir ya da çay kahve içebilirsiniz.

Yıldız Parkı
 üst kapısından çıkınca 500 metre yukarısında Şale Köşkü.

III.Selim'den 
II. Abdülhamit'e kadar eklemeler yapılarak oluşturulmuş.

En son yabancı misafirlerin konaklaması için kullanılmış, oldukça görkemli bu yapı çok mahzun.

Zira geleni-gideni oldukça az.




Müze kart geçmiyor , giriş 10 Lira (sanırım ).





İçinden çekilmiş tek kare yok çünkü fotoğraf çekmek yasak.



Fakat çok hoş , çok muhteşem bir yapı . Restore edilmeyen yerleri daha bir güzel .


406 metrekarelik tek parça Hereke halısını ve benzersiz çini sobalarını görmek muazzam bir keyif .



Sobalara dikkat zira tip olarak tamamen porselen vazo gibi ve devasa görünüşleri ile görülmeye değerler.Görevli "soba bunlar" demese dikkatimizi çekmeyeceklerdi.



Eğer İsranbul'da iseniz ya da yolunuz düşerse , bu sessiz ama mağrur yapıyı görmeden geçmeyin , yürümekten korkmuyorsanız , dönüşte Yıldız Parkından geçip , harika köşklerde çay/kahve içebilir , yemek  yiyebilirsiniz.

Hem de şu 




ya da şu manzara eşliğinde:)


İstanbul içinde bu kadar yeşili bulmak bir mucize.


11 Haziran 2017 Pazar

İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ- BAHÇE PERİM İLE BİR GÜN

Üstteki fotoğrafta görüldüğü üzere;
 Bahçe Perim, Kağıt Salıncak ve ben bugün harika bir gün geçirmekteyiz .

İstanbul'a yolu düşen Peri , Kağıt Salıncak'la haberleşir ve olaya maydanoz olmayı pek isteyen Eylem mevzuya giriverir.


Nerede buluşalım konuşmalarına, Perim'in önerisiyle Arkeoloji Müzeleri  dahil olur , henüz hiç uğramamış ama hep gitmeyi istemiş Eylem çok mutlu olur.

Osman Hamdi Bey tarafından kurulan müze , ilk olma özelliği taşıyor.


Saat 11.30 gibi konuşulan randevuya , bir miktar bekletilerek dahil olunurken , Salıncak 'ın hafıza kuvvetiyle müzeye  İskender Lahit'inin de olduğu  kısımdan giriş yapılır.




Yürürken dikkat etmenizi öneririm zira alttaki resimde gördüğünüz iskeletin üzerinde duruyor olma ihtimaliniz yok değil.



Bahçe Perim'in Şark Eserleri kısmındayım demesi üzerine , ayran budalası gibi ağzı açık gezilen bölümden çıkılır .




İlk yazılar , ilk aşk şiirleri , çivi yazıları , medeniyetler kuşatması altında buluşma gerçekleşir.



Ve fakat insan daha önce hiç görmemiş olduğu bir kimseyi sanki bir ömür tanıyormuş tavrıyla kucaklar ve samimiyet gösterir mi?

Peri'm ile öyle sıcak ve güler yüzlü bir buluşma yaşadık ki , o hızla Çinili Köşkü gezdik.



Perim'in engin bilgilerinden etkilendik.

Osmanlıca okumaları yapmaya çalıştık , beceremedik ama olsun :)


Akabinde tadilatta olan Arkeoloji binasının girişine yöneldik ki asıl müze zannediyorum orasıdır , 3 kat gezdik ama bir üç kata daha sanırım hayır demezdik.

Baka inceleye, okuya fotoğraflaya talan ettik .

İstanbul'da yaşayıp  bu müzeye gitmeyenleriniz derhal işi gücü bırakıp , 1 günü burası için ayırsın.


Müzeler; Gülhane Parkı içinde , Müzekart ile , ya da İş Bankası kartı ile gezebilirsiniz.Kartı olmayanlar için giriş ücreti sanırım 10 tl.

Biz müzeden sonra Eminönü'ne kadar yürüyüp birer de yorgunluk çayı içtik .


Peri ile ayrıldıktan sonra ise Salıncak ile Galata köprüsü üzerinde bir tur atmayı ihmal etmedik. 



Bahçe Perim'i en yakın zamanda İstanbul'a tekrar bekliyorum , samimiyeti , içtenliği için de teşekkür ediyorum .

Yeni gezilerde buluşmak üzere...Sağlıkla ...Sevgiyle...Kitaplarla kalın...

10 Nisan 2017 Pazartesi

ALİ İLE RAMAZAN -PERİHAN MAĞDEN





1. Basım 2010
162 Sayfa

"Sen benim hayatımdaki tek temiz şeydin Ali."


Ali ile Ramazan bir gerçek yaşam kitabı.

Bir 3. sayfa gazete haberi.

Daha doğrusu 3. sayfa haberine konu olmuş kişilerin kurgusal hikayesi.

Harman olmuş ikili ilişkiler , büyütülemeyen kimsesiz çocuklar, büyüse de insan olmayan ama yetki verilmiş elemanlar .

Ülkemin acı gerçekleri.

İyi yazar yazınca , okunmalı .

Önyargılarını yenememiş arkadaşların okuması da anlaması da beklenmemeli .

Çok ağır , çok acı.

Bildiğin yıkıcı.





8 Mart 2017 Çarşamba

SAVAŞ SANATI -SUN TZU

Çeviri: İbrahim ŞENER
1. Basım 2011
298 Sayfa

"Üstün başarı düşmanın direncini savaşmadan kırabilmektir."

"Güçlü olmak aynı zamanda öfkeye hakim olmak , aşağılanmaya katlanmak demektir."

"Savaşta kazanılan zafere herkes 'bravo' der.Ancak gerçek kutlama gizli olanı görüp , saklananı bularak kazanana yapılmalıdır."

"Çalışılmış düzensizlik , disiplinin; çalışılmış korku, cesaretin; çalışılmış zayıflık , güçlülüğün hazırlayıcısı olacaktır."

"Başarılı komutanlar başka türlüdür. Ne ölüme koşarlar ne de yaşamak için beklenti içinde olurlar."

"Çaresiz insanlar ölümden korkmazlar."

"Duygularınızda tutarsızlık size onur ve itibar kaybından başka yarar getirmez."

*********
Sun TZU bir Çin hükümdarı. Moğolları yendiği için -ki o dönemde imkansızı başarmak gibi bir şeymiş bu - pek değerli bu komutan.

2500 sene önce , savaşın ve savaşmanın kurallarını tek tek yazmış. Sonra başka komutanlar , bu basit kuralları daha anlaşılır ya da kendi anlayışları çerçevesinde yorumlamış.

Kitabı oluşturan; bu kurallar ve yorumları.

Şu günlerde yeniden popüler olma sebebi ise aynı kuralların , iş yaşamı içinde de uygulanabilir olması.

Aslında kişisel platformların hepsi için geçerli öğütler .

Bu da bana , günümüzün bir savaş arenasını andırdığını bir kez daha hatırlattı.

Etrafınıza baktığınızda güvendiğiniz/miz o kadar az insan olması , diğerlerinin düşman olduğu anlamına gelmese de .


Not: Kitabın popüler olduğundan/olacağından haberdar değildim , bir takas sırasında hediye edildiğinde de oldukça şaşırmıştım. Şimdi iyi ki okumuşum dediğim , iyi ki takas yapıyorum dediğim kitaplardan birini daha tanıdım.

28 Şubat 2017 Salı

EDEBİYAT KIRAATHANESİ - YAŞAMDAN PARÇALAR

Bilenleriniz biliyor ama bilmeyenleriniz için , boş zamanlarımda :) 

AÖF Türk Dili ve Edebiyat'ı  2. sınıf öğrencisiyim.YEĞEN de 2. üniversite kapsamında aynı bölümü okumakta. Her hafta sonu İsmek'in kursalarında Osmanlıca dersine katılıyoruz . 

O kurstaki öğrencilere bir güzellik yapıp Topkapı Sarayına götürmüştü öğretmenimiz, burayı da tesadüfen o zaman görmüştük.


Sultanahmet tramvay durağından 50 metre yürüdüğünüzde solunuzda kalıyor.




Hayal ettiğimiz yer , duvarlarında kitapların olduğu , kitap okuru müdavimlerin doldurduğu bir mekandı.




Nette araştırınca  künefesinin pek meşhur olduğunu görüp , hem mekanı dener hem de künefeseverler olarak bu sevdiğimiz tattan istifade edebiliriz diye düşündük.



Ortak Blog arkadaşımızla buluşmak için yer kararlaştırmaya çalışıyorken , hem mekanı görelim hem de buluşmak için orta nokta bulalım diye düşünürken yine hatırımıza gelen mekan için arkadaşla anlaşmaya vardıktan sonra bugün saat 12.15 gibi Sultanahmet'te buluştuk.


Mekan pek hayal ettiğimiz gibi değil , ilk girişte sağ yanda kalan kitaplık gibi bir yer var ama oldukça küçük görünüyordu ve cazip değildi . Oturma yerleri ferah , Osmanlıca yazıların olduğu çeşmesiyle , sanırım içinden geçilen bir de sinema kısmı var ama o kadar içerilere girmedik.

Turistlerin mekanı olması bu yerin ilk dikkatimizi çeken özelliği oldu.Pastahane havası baskın , Osmanlı motifleri ile süslü duvarlar ile biraz içimizi kasvet kaplasa da , künefe hatırına oturduk.



Künefenin peyniri uzuyor , ama bakmayın siz onun uzamasına tadı yok. Şekeri sıfıra yakın . Su böreği güzel ama :D 

Yine de künefesini beğenmediğimiz için tekrar gidebileceğimiz bir mekan olmaktan çıktı kendileri.


Ki ardından hızımızı alamayıp Starbucks'a gidip tatlı almamızdan da künefenin ne kadar yetersiz geldiğini anlamanız mümkün :D 

Poşet; firmanın reklamını yapar gibi çıkmış ama mecburi amme(sadece bana ) hizmeti yapan yeğenden rica ettiğim AÖF kitaplarından birinin fotokopisi var içinde.

Bu yazıyı beğendiyseniz ,  denediğimiz tatları ve  gittiğimiz  mekanları paylaşmayı düşünüyorum .

Lütfen düşüncelerinizi paylaşın ki , ben de sizin fikirlerinize göre "yaşamdan kareler " postlarıma  devam edeyim ya da bunu ilk ve son olarak yayınlayayım :D

14 Şubat 2017 Salı

BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK -HARPER LEE

Çeviri:Ülker İNCE
2014 Basım
357 Sayfa

"Daha başlamadan yüz yıl  önce davayı kaybetmiş olmamız demek kazanmaya çalışmayacağımız anlamına gelmez."

"Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insan vicdanıdır."

"Belli koşullarda insanın hiçbir şekilde değiştiremeyeceği koşullarda yalan söylemesi gerekir."

"Yüreğinde neşe olanın yüzü de neşe saçar."

"Eski aile demek sağlam bir geçmişi olmak demek değildir.Ailenin ne zamandan beri okuryazar olduğu ile ilgilidir."

Çok gündemde olan kitaplardan biri daha , sanal alemde sık sık gözümüze takılanlardan .

Yeğen almış, okumuş , beğenmiş , bana da tavsiye etmişse , demek?

Okumama şansım olamaz.

Okudum , yeğen Suskunlar'a benzettim demişti , ben pek çıkaramadım:D

Hikaye tabii ki iyi , neticede Harper Lee .

Filmi de var, eski ama ...

Mevzu güzel;

 10 numara 5 yıldız.

Dil iyi ;

öyle iyi ki bazı yerlerinde hop oturup hop kalkıyorum.

Spoiler değil,

 duruşma sahnesi için ciddi ciddi telaşlandığımı hissettim , gurur duydum , hırs yaptım , kızdım , ve bütün bu duyguları neredeyse aynı saat içinde yaşadım.

Fakat öyle bir şey var ki kitapta , ilk 100 sayfası mesela , enteresan bir şekilde dağılıyorum.

Sonraki 50 sayfada , bu dağılmayı kurtarmaya çalışıyorum.

Son 200 o kadar hızlı bitiyor ki , anlamıyorum .

Filmi de var, eski ama ...

Filmini izlemek te istedim , fakat kafamdaki karakterler başkaydı , bitiremedim.

Okuyanınız var mı bakalım?