Osmanlı Sarayları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osmanlı Sarayları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2017 Pazar

YILDIZ ŞALE KÖŞKÜ -İSTANBUL'DA BİR YER


İşin aslı hazır İstanbul'dayken , gezmediğimiz yer kalmasın :D

Değil tabii ki , tamamen kartımızın süresi bitmeden bir -iki yer görme telaşı .
Şöyle ki müzelere İş Bank kartınızla her yıl 1 ay -sınırsız giriş ile ücretsiz gezme hakkınız var .Biz Ege'den başladık gezmeye , Efes'ti , İzmir Atatürk Evi'ydi derken İstanbul'a geldiğimizden beri bir kez daha Arkeoloji Müzes'ni ve Pargalı İbrahim Paşa'nın Sarayı 'nı(şimdi adı değişmiş ya neyse) da gezdik.


Hala Rumeli Hisarı'nı görmediğimi hatırlayan eşim , haydi gidelim deyince çıktık yola , güya kendisi bakmıştı giriş -çıkış saatlerine fakat günlerine bakmamış :D Gittiğimiz gün çarşamba olunca haliyle giremedik Hisar'a. Neyse dönerken Yıldız Parkı'na girelim dedik , zira iki yıldır Kerem dibinde okuduğu,  defalarca önünden geçtiğimiz halde bir defa bile girmedik içine .



 Yıldız Parkı'na girdikten sonra bir müddet eşimle buluşmakta sıkıntı yaşadık çünkü ben Beşiktaş'taki kapıdan yürüyerek girdim o da motoru bırakmak için üst kapıdan girmek istedi .
Ve park bir miktar büyük , 2 adet cafe/restaurant mevcut , bunlarda yemek yiyebilir ya da çay kahve içebilirsiniz.

Yıldız Parkı
 üst kapısından çıkınca 500 metre yukarısında Şale Köşkü.

III.Selim'den 
II. Abdülhamit'e kadar eklemeler yapılarak oluşturulmuş.

En son yabancı misafirlerin konaklaması için kullanılmış, oldukça görkemli bu yapı çok mahzun.

Zira geleni-gideni oldukça az.




Müze kart geçmiyor , giriş 10 Lira (sanırım ).





İçinden çekilmiş tek kare yok çünkü fotoğraf çekmek yasak.



Fakat çok hoş , çok muhteşem bir yapı . Restore edilmeyen yerleri daha bir güzel .


406 metrekarelik tek parça Hereke halısını ve benzersiz çini sobalarını görmek muazzam bir keyif .



Sobalara dikkat zira tip olarak tamamen porselen vazo gibi ve devasa görünüşleri ile görülmeye değerler.Görevli "soba bunlar" demese dikkatimizi çekmeyeceklerdi.



Eğer İsranbul'da iseniz ya da yolunuz düşerse , bu sessiz ama mağrur yapıyı görmeden geçmeyin , yürümekten korkmuyorsanız , dönüşte Yıldız Parkından geçip , harika köşklerde çay/kahve içebilir , yemek  yiyebilirsiniz.

Hem de şu 




ya da şu manzara eşliğinde:)


İstanbul içinde bu kadar yeşili bulmak bir mucize.


17 Mayıs 2017 Çarşamba

OSMANLI SARAYLARI , SARAY HAYATI VE HAREM -YAVUZ BAHADIROĞLU





1. Basım 2013
322 Sayfa

Topkapı Sarayı'nı daha önce 1 defa gezmiş fakat harem dairesi tadilatta olduğundan girememiştim.

Bu yıl , bildiğiniz üzere , Osmanlıca derslerinde alan çalışmaları yapıyoruz , bunlardan biri de Topkapı Sarayı'na idi. 

Ve işin güzel kısmı Harem dairesi açıktı, gerçi tam açık demek doğru olmayabilir , kısmen açıktı.

Saray hayatını ilginç bulmuşumdur her zaman , sadece Osmanlı'da da değil , Çin , Kore , Japon ve İngiliz saraylarını da ilginç bulurum .

Bu gezinin akabinde Saraylar ile ilgili bir kitap okumak istediğimde , sipariş ettiğim sitede ilk önerilenlerden biri bu kitap oldu.

Aslında o dakika anlamalıydım ve fakat anlayamadım.

Kitaba başladıktan sonra , Yazar'ın notu dikkatimi çekti , kendisine , "Tarihi Sevdiren Adam " derlermiş.

Biraz ilerleyince  Mustafa Armağan okuyormuşum  hissi oluştu bende , tam böyle düşünürken , yazar kendisinden "Sevgili Dostum" diye bahsetti ki bende fena halde jeton düştü ama fikir edinmek adına, her pencereden manzaraya bakmak lazım diyerek kitabı okumaya devam ettim.

Pek çok yabancı yazardan alıntılar yapmış Osmanlı Yaşamı için yazar , hepsini not aldım , ömrüm vefa ederse onları da okumak isterim.

Kitabın en enteresan tarafı Cellatlar kısmı. Bilmem neden ?

Yazara göre , "Böyle bir ortamda diktatörlüğün herhangi bir versiyonunun yeşermesi neredeyse imkansızdır . Zaman zaman diktatöryal yansımaları olan bazı uygulamalar ise , bugünün anlayışı ile değil, dönemin  zaruriyetleriyle birlikte düşünülmelidir."

Şimdi ben her şeyi anlıyorum , ecdat savunma mekanizması diye bir şey mevcut insanlarda kabul ediyorum fakat bu savunmayı yaparken daha dikkatli olmak zorundayız.

Kabulleniş; sorumluluk almak değildir .

Tarihi gerçekler, yumuşatılarak anlatılmaya çalışılmaması gereken , realiteler olmalıdır.

Olmuşsa olmuştur , o dönem yapılmış şeylerin şimdi savunulması, başka yerlere çamur atılmaya çalışılması  bir yerde komik duruma düşürebilir insanları . 

Bu sebepten tarihte her mevzuyu aklamaya çalışmamalı , olduğu gibi yazmalı insanlar , bunu yazdılar diye kimse onları yapılanlardan mesul tutmayacak , hakikatler de bu şekilde su yüzüne çıkacaktır. .

 Avrupa Saraylarında da şunlar şunlar olmuş diye bizimkilerin yaptıkları haklı olmuyor yani , varsa bilginiz bir kitap ta Avrupa Saray Hayatını yazarsınız , biz de oralarda neler yaşanıyormuş okur , öğreniriz .

Netice olarak , Bahadıroğlu da , arkadaşı Mustafa Armağan gibi gözümde tarih yazarı değil, tarihi masal/kurgu yazarı olarak yerini belirlemiş oldu.