Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2020 Salı

TARİHİMİZDE GARİP VAKALAR- REŞAT EKREM KOÇU


Bu kitap ta bir Epub/Pdf olmasına rağmen ayrı bir post olmayı fazlasıyla hak ettiğini düşündüğümden bu şekilde paylaşılmıştır. 

Çok zaman önce İlber Ortaylı’ya tarih kitapları ya da yazarlarından kimleri okuyalım diye sordukları bir röportajda, Reşat Ekrem Koçu ile başlanmasını salık vermişti üstat. Buna istinaden Koçu’nun bir kaç kitabını indirmiş fakat bir türlü elim gidip okuyamamıştım.

Nihayet denk düşüp okumaya başladığımda ki kesinlikle enteresan bir kitabı ile başladığımı düşünüyorum, hakikaten de bugüne kadar ismini niye bu kadar az duyduğuma hayret ettim. 

Aşağıda alıntıladığım satırlar kitabın son sayfalarına eklenmiş enteresan bilgilerdir.

İçerisindeki vakalar ise alttaki iki fotoğrafta var. 

Çok enteresan, bazılarını duyduğumuz ama doğru mudur ki diye düşündüğümüz vakalar, geçtikleri yerler belirtilerek -Naima Tarihi, v.s.- anlatılmış. Bazılarını ben hiç duymamıştım, bu daha da güzel oldu. 

Dışarı zorunlu haller dışında çıkılmaması gerekiyor ise evde kitap okumak iyi gelebilir. Benim normalde de dışarı çıkmayı çok sevmediğim göz önüne alınacak olursa bu günleri en az sıkıntı ile atlatacak kişi benim diye düşünüyordum, yanılmışım zira endişe evde geçirilecek verimli zamanlarımı baltalıyor ne yazık ki. Demek her şey huzur varsa güzel, dışarı çıkmamak bile. Umarım memleketçe en az hasarla atlatırız diye umut ediyorum. Dikkat edin kendinize lütfen ve sağlıkla kalın.

‘Onyedinci asrın büyük şairi Şeyhülislam Yahya Efendi öldüğü zaman cenazesi o kadar kalabalık olmuştu ki, Fatih camiinde kılınan namazından sonra cenaze alayı yapılamadı, herkes olduğu yerde durdu ve yalnız tabut, Çarşambadaki kabre kadar elden ele yürüdü.’

‘Van gölünde yüzen ilk Türk gemisi onaltıncı asırda Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Büyük sanatkar o zaman yeniçeri ocağında dülgerlikteki hünerleri ile tanınmış basit bir neferdi.’

‘Lale çiçeği Avrupaya Türklerden gitmiştir. Bu bir beyaz lale idi ve adı da (Dülbent Lale) idi. Fransızca lalenin ismi olan (tulipe) bu tülbent isminden bozmadır.’

‘Kanuni Sultan Süleyman sağ kulağında daima bir küpe taşımıştır, bu küpe, kulak memesine altın bir halkacık ile takılmış bir fındık büyüklüğünde ve armut şeklinde gayet kıymetli bir inci idi.’





22 Aralık 2019 Pazar

MEYYALE -HIFZI TOPUZ

1. Basım 1998
15. Basım 1999
224 Sayfa 
"İlerleme, din işlerinde olduğu kadar dünya işlerinde de cahilliğin kaldırılmasına bağlıdır. Ilim, fen ve sanat öğretimini sağlayan okullar açacaksınız. " Sultan Abdülmecid 

Kitap aslında Pertevniyal Valide Sultan ile başlıyor. Abdülaziz'in annesi,  II. Mahmut'a hafifçe temas ediyor ve fakat aslında Hıfzı Topuz kendi ailesinin kökenini anlatıyor kitapta. Tabii Osmanlı Saray'ı bu hikayede mekan.  Gerçek hayat tarihle birleştirilip sunulmuş.  Ben Hıfzı Topuz severim, hem de çok.  Fakat bu kitaptaki üslup sanki bir türlü saramadı beni. Akıcı değil diyemesem de sürükleyici de değil.  Belki de tarihle biyografi arasında sıkışıp kaldığı için kim bilir. Yine de ilk ağızdan Osmanlı'da Saraylı bir aileyi merak ediyorsanız, sonundaki fotoğraflar  da güzellik katarak size zevkli saatler geçirebilirsiniz.

"IV. Mustafa da on dört aylık bir saltanat döneminden sonra kardeşi II. Mahmut'un emriyle boğularak öldürüldü. Üç ay içinde üç bin gerici idam edildi. II. Mahmut yirmi dört yaşında işte böyle kanlara bulanmış bir ortamda tahta oturdu ve orada on yedi yıl kaldı. "

"Ilk kılık kıyafet devrimini o yaptı, askerlerden ve memurlardan cepkeni, kaftanı, entariyi, şalvarı,  poturu, kavuğu, külahı çıkarttı, setreyi, pantolonu ve fesi o getirdi. Şiir yazdı, resim yaptı, şarki besteledi, 'Rüştiye Mektepleri' denen ortaokulları açtı, ilk gazete Takvim-i Vekâyi onun zamanında çıktı,  Avrupa'ya öğrenci yolladı."

Bu arada iki yakın tarihi art arda okuduktan sonra diyebilirim ki herkes tarih yazmasın!( Yazmasın derken aşağıdaki yazarı kastediyorum)


İBRETLİ HATIRALAR- SÜLEYMAN KOCABAŞ

2015 Basım 
105 sayfa


Yazarı aşağıya aldığım sözü ile tanıyabilir, nereye hizmet ettiğini anlayabilirsiniz demek isterdim ama diyemem.

 Çünkü kitap ciddi anlamda ibretlik bir kitap fakat kendi vaatlerini yerine getirmekten acziyeti buna sebep.


"Mustafa Kemal Atatürk, tarihi misyonu gereği daha gençlik yıllarından beri Osmanlı Saltanatı'nı yıkarak devlet başkanı olarak kendisi Padişah'ın yerine geçmek istiyordu."

O kadar çok tutarsız ve amaçsız ki;
Osmanlıca 'yı savunurken Karamanoğlu Mehmet Bey'den alıntı yapabiliyor. Hemen öncesinde Türkçe'nin yetersizliğinden dem vurmuş olması da üstüne tuz biber ekiyor.

Kitap kapağında da fotoğraflarına yer verdiği kişilerin söylediklerini değil,  bu kişilerin söylediğini kendi hatıralarında yazanların sözlerini esas alan ikişer üçer sayfalık safsatalar. 

Cnr kitap fuarından kitap ve  imzalı. Neden imzalı kısmını anlatarak sizleri güldürmek ya da ağlatmak istemem. 

Demem o ki, nicelik ile nitelik orantının tersini görmek isterseniz 69 kitap yazmış yazarımızın kitaplarını okuyabilirsiniz. Kitabın içindeki basım hataları, kitabın içerisindeki hataların yanında pek aciz kalıyor.  




20 Kasım 2019 Çarşamba

BU ÖLÜMSÜZ- ROGER ZELAZNY

Çeviri: Sönmez GÜVEN 
1. Basım 2000
183 sayfa

"Eski Topraklar'da, Sıcak Topraklar'da insanın karşısına bazen nelerin çıkıverdiğini bilenler, efsanelere fazladan çaba sarf etmeksizin rahatlıkla inanırlar..."

"Böylece kanım donuyor olsa bile gülümsedim, çünkü insanların aklımdan geçenleri bilmelerinden hoşlanmam. "

"Bir ölünün yegâne taahhütü cenazeciye karşıdır. "

"Hiçbir şey sizi birilerinin öldürmek istemeleri kadar yaşama bağlayıcı olamaz."

"Şimdi geri dönüp bakıyorum da tüm yaşamım bir buluşmalar ve vedalar zinciriymiş gibi görünüyor.  'Merhaba,' diyorum. 'Hoşçakal,' diyorum.  Sabreden sadece Yer oluyor."

"Eğer genç olsaydın ürünlerini verememiş büyük bir yeteneğin yok oluşu olarak ölümüne yas tutulacaktı . Ama sen yaşadın ve artık bunu söyleyemezler. Kimileri kendi Turuvalarının önünde yaşanacak kısa ve ilâhi bir yaşamı arzularlar, kimileri uzun ve huzurlusunu. Ve hangisinin daha iyi olduğunu kim iddia edebilir? "

🌺🌺🌺🌺🌺

Çirkin bir Kallikanzaros efsanesidir bu, Kos'ta başlayan. 
Mısır'a  uzanan...
Bir sevda efsanesi, bir yaşam mücadelesi ama hepsinden ötesi bir mit yazması.

1966 da yazılmış kitap. 

Güzel ama vahşi bir hikaye. Biraz mit, biraz tarih, biraz bilim bilmek hikayeyi kavramak ve daha iyi anlamak için, kitabı tercih ederken dikkat etmeniz gereken şey. 








31 Ağustos 2019 Cumartesi

MISIR TARİHİ - ERIK HORNUNG

Çeviri: Zehra Aksu Yılmazer
1. Basım 2004
149 Sayfa

Kitap alt başlığında Ana Hatlarıyla Mısır Tarihi yazıyor ki kitap için daha uygun bir başlık olduğunu düşünüyorum. 

Hemen hepinizin takdir edeceği üzere 3000 yılı 150 sayfada anlatabilmek imkân dâhilinde değildir.  

Fakat benim gibi tarih okumalarına neredeyse sıfır denebilecek bir noktada bulunanlar için özellikle üslûp  olarak, kronolojik olarak anlaşılabilir bir kitap yazılmasını istesem herhalde böyle bir şey olurdu.  Ana hatlarının daha fazla detay içermesini isteyecekler için bir ön okuma, bir fragman niteliğinde denilebilir kitap için.  Tam ortalarında, anlatılan kalıntılara ait fotoğrafların olması ayrıca güzel, keşke daha çok görsel daha çok harita barındırsaydı diye düşünüyorum.  Bir de bu fotoğraflar keşke anlatılan sayfalar ile senkronize olabilseydi topluca verileceğine.  Tabii ki hiç verilmemesinden iyidir ama yine de keşke demekten alamıyorum kendimi. 
Tarih severler kaçırmasın. 

Bir kaç alıntı kitaptan;

"18. Hanedandan itibaren imparatorluğun kurucusu sayılan efsanevi Kral Menes'e de daha sonra yaratıcı eylemler atfedilmiştir. Kral Menes ilk kez bataklıkları kurutur, ilk kent Memfis'i kurar ve insanlığı kültür ve uygarlıkla tanıştırır. "

"Cerrahiyle ilgili Edwin Smith Papirüsü mükemmel teşhisler içerir ve kalbi dolaşım sisteminin bir parçası olarak tanımlar; yine de Mısırlı hekim tedavide büyüye başvurmayı tercih eder."


"Eski Krallıkta Piramit Metinleri'ne, Orta Krallıkta Tabut Metinleri'ne aktarılan ölüm,  defin ve ötedünyayla ilgili zengin dinsel betimlemeler Yeni Krallıkta çeşitli derlemelerle papirüse aktarılarak ölünün yanına konur."





20 Eylül 2018 Perşembe

BİZANS'IN GİZLİ TARİHİ - PROKOPİOS

Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi 
Çeviri:Orhan DURU
1. Basım 2007
6. Basım 2017
148 Sayfa

"Kötü kişiler elinde insafsızca yara alanlar , hiç olmazsa suçluların cezalandırılması umuduyla beklediler ve bu arada düzeni bozulan bir toplumun yarattığı acıyı daha az tattılar . İnsanlar geleceklerinden emin olurlarsa bugünkü güçlüklere daha kolay dayanırlar, olan biteni daha bir hoşgörüyle karşılarlar, ama devlet yöneticileri tarafından saldırıya uğrarlarsa , doğal olarak karşılaştıkları kötülüklerden daha çok üzüntü duyarlar.Adalet bekleme umudu olmadığı için tam bir çaresizliğe düşerler."

Şimdi öncelikle size biraz yazarımızdan bahsedeyim;
Prokopios , Komutan Belisarios 'un danışman ve yazmanlığından sonra İS  527'lerde İmparator İustinianos 'a yaklaşır , önce İllustres daha sonra ise Praefectur olur. Bizans 'ta o dönem her iki ünvanı da sadece en yüksek mevkilerdeki devlet adamları alabilir. 
565 'te İustinianos ile aynı yıl öldüğü sanılmakta.

Aynı zamanda da Bizans tarihi konusunda bir hayli ehil olduğu düşünülmekte .

Fakat kitaplarının içinde belki de en çok tartışma sebebi olan kitabıdır bu.

Zira Bizans imparatoru , karısı , komutanları ve devlet görevlileri hakkında tüm gerçeği yazmış olduğunu söylese de daha önceki kitapları ile uyuşmayan yerleri vardır. 

Ne ki bunu zaten kendisi de söylemekte ve o kitaplarda yazamadıklarımı bu kitapta yazıyorum demektedir..

Kitabın içinde bazı tarihler akıl karıştırsa da , tarihin bilinmeyen gerçeklerine ilgi duyanların mutlaka okuması gerekir diye düşünüyorum.

Bir de günümüzdeki yöneticileri de hatırlatan satırlar olması 1500 yıl sonra bile tarihin tekerrür edebileceğinin göstergesi gibi sanki, ders çıkarılmazsa tabii.

Kitapla kalın...


13 Haziran 2018 Çarşamba

HİTİTLER - İLKER KOÇ (Editör)

Derleyenler:
Çiğdem Atakuman
Tuğba Tanyeri Erdemir
Prof. Dr. Cem Karasu'nun katkılarıyla
Ekim 2006 Basım
130 sayfa 

"İnsanlar anlaşmak için geçmişten beri değişik işaretler kullanmışlardır. Bu işaretler içinde en kalıcı olanı ise yazının keşfi olmuştur. Yazı; konuşma dışında, insanların duygu, düşünce ve isteklerini ifade edebilmek için kullandıkları, belirli işaret ve işaret sistemlerinden meydana gelen kalıcı bir anlatım aracı olarak tanımlanabilir."

Bilinen en eski Anadolu Medeniyetlerinden biri, ODTÜ 'nün hazırladığı kitapta yalın bir dille anlatılmış .

Tarih okuyun.

Mutlaka okuyun!



25 Mart 2018 Pazar

DAHİ DİKTATÖR - A.M. CELAL ŞENGÖR



"18.Baskı 2016
133 Sayfa

"Atatürk'ün diktatörlüğü , dehanın diktatörlüğüdür."

"Osmanlıca diye bir dil yok. Osmanlıca bir "esperanto"dur, yani bir sürü dilin bir araya gelmesiyle yaratılmış yapay bir dildir.Osmanlıcayı layıkıyla okuyup anlayabilmek için Türkçe bilmek lazım, Farsça bilmek lazım, Arapça bilmek lazım.Bu üç dili bilmek lazım zira Osmanlıca bu üç dilden sadece kelime almakla kalmamış , bunlardan bir takım kurallar da almış.Böyle bir dil olmaz."

"Atatürk'ün yaptıkları esasen şapkadan tavşan çıkartmak değil, daha önce başlatılmış pek çok hareketin çok radikalize edilmiş devamıdır. Mesela imparatorluk , felakete gidildiğini gördüğü vakit kendince bir takım tedbirler almaya başlamıştır. Mesela Sultan Mustafa tüm din eğitiminden bağımsız Mühendishane-i Bahriyye'yi , Sultan III. Selim Mühendishane-i Berri'yi kurmuş, Sultan II. Mahmut ilkokul tahsilini zorunlu kılmıştır fakat bu zorunluluk sadece payitahtta uygulanabilmiştir."

"Sultan Mahmut , 'Madem modernleşiyoruz , Avrupa'ya benzeyeceğiz , şalvar giymek , çarık giymek, sarık takmak , kaftan giymek artık yasak .Pantolon giyeceksiniz , ceket giyeceksin(İstanbulin denen yakasız tür) , adam gibi ayakkabı giyeceksin , kafana da fes takacaksın.'

"Aslında bir Balkan serpuşu olan fesin önemi siperliğinin olmamasından kaynaklanıyor .Başını açmadan secde edilebilir .Dolayısıyla Müslümana uyan bir şapka diye düşünülmüş .Fakat bunda da şöyle bir sıkıntı var ;Türkiye'de fes imal edilmiyor . Çok ilginçtir ki, bir kumaşı boyayıp , doğru dürüst bir fes yapılamıyor . Fesler Viyana'dan geliyormuş. İstanbul'da fes yapmaya çalışan birkaç küçük imalathane varmış, ama yağmur yağdığı zaman feslerin boyaları akar, takanların yüzü kırmızı boya içinde kalırmış .Bundan da kimin kaliteli(yani ithal ) , kimin de kalitesiz (yani yerli) fes taktığı belli olurmuş."

"Kaybettiğimiz en acı harpler , Osmanlı'nın kendi tebaaları tarafından sırtından vurulduğu harplerdir .Balkan Harbi böyledir. Birinci Dünya Harbinde Arapların yaptığı budur; Büyük Taarruz'dan sonra Yunan ordusuyla birlikte kaçan yerli Rumlar'ın yaptığı budur."

"Yavuz ilk defa Arap tarzı İslam'ı içimize sokuyor ve  o dönemden itibaren Osmanlı'nın çöküşü başlıyor."

"Bilmiyorlar ki , Şeyhülislam fetvasıyla halifeler katledilmiş bu memlekette . Sultan Mustafa , Sultan (Genç) Osman, Sultan İbrahim, Sultan Selim katledilmiş .Bunlar hep fetva ile katledilen sultanlar , halifeler ."

"Atatürk ile beraber herkes kendi efendisi oldu Türkiye'de."


9 Mart 2018 Cuma

TÜRKLERİN TARİHİ - JEAN PAUL ROUX

PASİFİK'TEN AKDENİZ'E 2000 YIL
Çeviri:
Prof. Dr. Aykut Kazancıgil &Lale Arslan Özcan
1. Basım 2017
497 Sayfa

"Eğer idare etmesini bilmiyorsanız , bağımsızlık bedeli yüksek bir erdemdir."

Kitapta geçen üstteki cümle gerçekten müthiş anlamlı şu günlerde .

Kitabın adı ve arka kapak yazısından da gayet güzel anlayabileceğiniz üzere Jean-Paul Roux , Türklerin tarihini anlatmaya çalışmış kitapta , çalışmış diyorum ama bu kadar sayfada yapabileceğinin belki de en iyisini yapmış.

Türkler , 2000 yılda  nereden nereye gelmişler, bazen kayıtlara dayanarak , bazen farklı kayıtlardaki bilgileri yorumlamaya çalışarak anlatmış.

"Türklerle ilgili kabul edilebilecek tek tanım dil bilimsel olandır. Türk, Türkçe konuşandır. "

Bir miktar Türk sever bir yazarımız olduğu anlaşılıyor satırlarından .

"Türkler sözcüğün tam anlamıyla yeryüzünün hükümdarlarıdır."

Tarih okurları için çok ta bilmedikleri şeyler söylememiş olsa da ,  tarih okumaları yapmaya yeni başlamış  benim gibiler için ya da  ilk defa bir tarih kitabı eline alacaklara harika bir genel bakış, ön izlenim edinme şansı sunmuş.

"Long-Men mağaralarındaki heykelleri diktiren Çin Vey hanedanlığı aslında bir Türk hanedanlığıdır. Kahire'deki İbn Tolun cami 'i bir Türk tarafından yaptırılmıştır ve Hindistan Agra'daki benzersiz Tac Mahal , Türk kanı taşıyan bir prensin eşi için diktiği bir anıt mezardır."

Son sayfalarındaki kronolojik sıralama ve haritalarla desteklemiş yazdıklarını.

"Attila 453 yılının mayıs ayında sarışın güzel bir kızla , Cermen İdilko'yla evlendiği günün gecesinde öldü..."

Elimde uzun kalmasını en açıklayıcı nedeni , bu kitabı okurken verilen bilgileri başka kaynaklarla karşılaştırmaya çalışmamdır.

"...Budistler, Taocular , Hristiyanlar ve Müslümanlar zorbalıklarını uygulamak için verilen ödünlerden , sağlanan kolaylıklardan yararlandılar: sonunda suçlanan Türkler oldu ."

Tarih meraklıları kaçırmasın!




31 Ekim 2017 Salı

DRACULA - BRAM STOKER/PASCAL CROCI

Çeviri:Alev ER
1. Basım 2010
2. Basım 2010
158 Sayfa


"Bir şey onu ne kadar önemli buluyorsanız o kadar önemlidir."

"Ağlamak bazen bize iyi geliyor elbette : Havayı temizliyor kuşkusuz , yağmurun yaptığı gibi..."

Dracula; nam-ı diğer Vlad Tepeş , nam-ı diğer Kazıklı Voyvoda .

Bu arkadaşın enteresan bir hikayesi var , bizim tarih kitapları pek ilgi çekici yazılamadığı için tarih dersinde öğrenemediğim şeyleri daha sonra okuduğum  kitaplardan ya da izlediğim filmlerden öğreniyorum ne yazık ki.

Vlad Tepeş , Fatih Sultan Mehmet ile birlikte büyümüş , birlikte eğitim görmüş bunları ben bu yıl izlediğim, bir filmden öğrendim , sonradan nasıl bir tiran haline geldiği enteresan geldiğinden takas listeme Bram Stoker'ın kitabını ekledim ve fakat gelen kitap çizgi roman çıktı , olsun varsın . 

İşin kötü tarafı deli gibi çizgi roman okuyan bir nesilde yetişmeme rağmen , çizgi roman sevmem .

Buna rağmen bu kitap elime ulaştığı zaman ilgimi çekti .Hem çizimleri hem de kullanılan baskı kalitesi muhteşem .

Hikaye bir miktar değişmiş ama fark etmez, zira filmde de bildiğin koskoca tarihi/Fatih'i değiştirmişlerdi.

İlk defa bir çizgi romanı keyifle okudum ki çizimler çok kasvetli :D

Dediğim gibi ben sevdim , eğer çizgi roman severseniz bu enteresan hikayeyi de göz ardı etmeyin.


5 Ekim 2017 Perşembe

SAPIENS - YUVAL NOAH HARARI

İNSAN TÜRÜNÜN KISA BİR TARİHİ
Çeviri:Ertuğrul GENÇ
1. Baskı 2015
7. Baskı 2015
408 Sayfa

"Tarih öncesi insanlarla ilgili bilinmesi gereken en önemli şey etraflarına goriller ,  ateş böcekleri veya deniz analarından daha fazla etki etmeyen sıradan hayvanlar olduklarıdır."

Bu cümle kitabın ilk sayfalarında karşılaşabileceğiniz , şaşırmamanız gereken cümlelerden biri.

"Hoşgörü , Sapiens'in baskın özelliklerinden biri değildir ."

Homo Sapiens'in "zeki insan " demek olduğunu öğrendikten sonra yukarıda yazan cümleye katılmayanınız olacağını düşünmüyorum , hele de Türkiye'de yaşıyorsanız bunu yaşayarak öğrenmiş olduğunuzu varsaymak yanlış olmaz.

Kitabı okumadıysanız bile adını duymuş ya da görmüş olma ihtimaliniz yüksek diye düşünüyorum o sebepten alıntısı bol bir yorum olacağını şimdiden yazıyorum , sadece alıntıları okumak isterseniz renkli satırları takip edin.

Kitap şu sorular ile devam ediyor ;

"-Sapiens'in başarısının sırrı neydi?
-Birbirinden çok uzak ve ekolojik olarak farklı  yerlerde bu kadar hızla yerleşmeyi nasıl başardı ?"
-Diğer insan türlerinin hepsini nasıl yok oluşa itti?
-Neden çok kuvvetli , beyni gelişmiş ve soğuğa dayanıklı Neandertaller bile bizim katliamımızdan kaçamadılar?"

Bu soruların hepsine dair teoriler mevcut kitapta, insanlık tarihi meraklıları kaçırmayın.

"Eğer Avustralya 'daki yok oluş istisnai bir durum olsaydı , insanların lehine şüphe ederdik .Fakat tarihsel kayıtlar Homo Sapiens'in bir ekolojik seri katil olduğunu kanıtlıyor."

"Ne kadar çok türü ortadan kaldırdığımızı bilseydik , hala hayatta olanları korumak için daha istekli olurduk."

Ve inanılmaz bir ifade gibi gelecek ama ,
"Tarım devrimi tarihin en büyük aldatmacasıdır." diyor yazar.

"Biz buğdayı evcilleştirmedik , buğday bizi evcilleştirdi ." 
şeklinde ifadelerle okurun ilgisini canlı tutmakta oldukça başarılı oluyor.

"Tarih çok az insanın 'yaptığı' , geri kalanların da tarla sürdüğü veya su taşıdığı bir şeydir."

"Etrafımızdaki hapishane duvarlarını yıkıp özgürlüğe kavuştuğumuzda aslında daha büyük bir hapishanenin geniş bahçesine doğru koşuyoruz."

Üstteki söz şu an içinde bulunduğum durum itibarıyla hislerimi birebir yansıtıyor.

Pek çok tespit, bir çok kanıt ve fazlaca teori ile yoluna devam eden kitap yeni sorular çıkarıyor karşımıza ;

"-Küresel ekonomik krizden çıktık mı, yoksa daha kötüsü mü gelecek ?
-Çin süper  bir güç olana kadar büyüyecek mi?
-ABD hegemonyasını kaybedecek mi?
-Kökten dinciliğin yükselişi geleceği de etkisi altına alacak bir dalga mı , yoksa uzun dönemde etkisini yitirecek gerici bir akım mı?
-Çevre felaketlerine doğru mu , teknolojik bir cennete doğru mu gidiyoruz."

Daha fazla uzatarak canınızı sıkmayayım , yukarıda sadece bir kısmı var kitabın barındırdıklarının , o sebepten kitabı okumanızı tavsiye ediyorum .

Çok söylenen bir şey varmış kitap hakkında, güya okuyanların inancını sarsıyor , dinsizliğe itiyormuş.

Eğer bir kitabın yazdıklarını okudunuz diye inancınız sarsılıyorsa , ya inancınızın sağlamlığından şüphe edin ya da size bu zamana kadar öğretilenlerin doğruluğundan.

Keyifli okumalar dilerim.




27 Ağustos 2017 Pazar

YILDIZ ŞALE KÖŞKÜ -İSTANBUL'DA BİR YER


İşin aslı hazır İstanbul'dayken , gezmediğimiz yer kalmasın :D

Değil tabii ki , tamamen kartımızın süresi bitmeden bir -iki yer görme telaşı .
Şöyle ki müzelere İş Bank kartınızla her yıl 1 ay -sınırsız giriş ile ücretsiz gezme hakkınız var .Biz Ege'den başladık gezmeye , Efes'ti , İzmir Atatürk Evi'ydi derken İstanbul'a geldiğimizden beri bir kez daha Arkeoloji Müzes'ni ve Pargalı İbrahim Paşa'nın Sarayı 'nı(şimdi adı değişmiş ya neyse) da gezdik.


Hala Rumeli Hisarı'nı görmediğimi hatırlayan eşim , haydi gidelim deyince çıktık yola , güya kendisi bakmıştı giriş -çıkış saatlerine fakat günlerine bakmamış :D Gittiğimiz gün çarşamba olunca haliyle giremedik Hisar'a. Neyse dönerken Yıldız Parkı'na girelim dedik , zira iki yıldır Kerem dibinde okuduğu,  defalarca önünden geçtiğimiz halde bir defa bile girmedik içine .



 Yıldız Parkı'na girdikten sonra bir müddet eşimle buluşmakta sıkıntı yaşadık çünkü ben Beşiktaş'taki kapıdan yürüyerek girdim o da motoru bırakmak için üst kapıdan girmek istedi .
Ve park bir miktar büyük , 2 adet cafe/restaurant mevcut , bunlarda yemek yiyebilir ya da çay kahve içebilirsiniz.

Yıldız Parkı
 üst kapısından çıkınca 500 metre yukarısında Şale Köşkü.

III.Selim'den 
II. Abdülhamit'e kadar eklemeler yapılarak oluşturulmuş.

En son yabancı misafirlerin konaklaması için kullanılmış, oldukça görkemli bu yapı çok mahzun.

Zira geleni-gideni oldukça az.




Müze kart geçmiyor , giriş 10 Lira (sanırım ).





İçinden çekilmiş tek kare yok çünkü fotoğraf çekmek yasak.



Fakat çok hoş , çok muhteşem bir yapı . Restore edilmeyen yerleri daha bir güzel .


406 metrekarelik tek parça Hereke halısını ve benzersiz çini sobalarını görmek muazzam bir keyif .



Sobalara dikkat zira tip olarak tamamen porselen vazo gibi ve devasa görünüşleri ile görülmeye değerler.Görevli "soba bunlar" demese dikkatimizi çekmeyeceklerdi.



Eğer İsranbul'da iseniz ya da yolunuz düşerse , bu sessiz ama mağrur yapıyı görmeden geçmeyin , yürümekten korkmuyorsanız , dönüşte Yıldız Parkından geçip , harika köşklerde çay/kahve içebilir , yemek  yiyebilirsiniz.

Hem de şu 




ya da şu manzara eşliğinde:)


İstanbul içinde bu kadar yeşili bulmak bir mucize.