Ka Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ka Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ekim 2021 Pazartesi

APTALI TANIMAK - A. M. CELAL ŞENGÖR

Kitapta Celal Şengör'ün Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji Dergisi için yazdığı yazılar var. Her satırına katılmak zorunda değilsiniz elbette, ve fakat bir bilim insanının bilhassa bu vatanın günümüzdeki düzen ve işleyişi hakkındaki fikirlerinden edineceğiniz birkaç şey mutlaka olacaktır. 
Altta kitaptan bir kaç satır var...
Okuyunuz, okutunuz...

"Akıllı insan problemin çözümüyle ilgilidir, aptal ise kendi kafasındaki herhangi bir fikri çözüm diye dayatmak ister."


"Okullarında itaat ve kanaat öğreten toplumlar başkalarına itaate ve kendilerine verilene kanaate mecbur olurlar."


"Cehalet en büyük düşmandır. Ama bu düşman dışarıdan gelmez.  Bunu biz kendimiz büyütür, bizi daha çok cahil edecekleri başımıza getirmek için sandıklara koşarız,  zira cehalet rehaveti,  rehavet yalancı bir rahatlığı, o da sonunda felaketi getirir."


"Bilimin ülkemizdeki çöküşünün en önemli sebebi ise tamamen bilgisiz politikacılardır..."


"Görmeden, kontrol etmeden,  muhakeme kurmadan inanmayı öğrenmiş bir toplum gerçeği aramaz."


"Bir şeyi ortadan kaldırırken yaptığınızı başkaları fark etmesin isterseniz en iyi yol, yok etmek istediğiniz nesneyi sulandırarak çoğaltmaktır."


 

31 Temmuz 2019 Çarşamba

BÜYÜK KARDEŞİM ATATÜRK- MAKBULE ATADAN

2. Baskı 2016
214 Sayfa

Kitap;
 1 Kasım 1951- 22 Mart 1953 yılları arasında Yeni İstanbul gazetesinde Makbule Atadan'la yapılan gazete söyleşisini içeriyor.

İki bölümden oluşan söyleşinin ilk bölümü;  Zübeyde Hanım'ın gençliği ile başlıyor, nasıl evlendiği, Mustafa Kemal'den önce olan çocukları, Ali Rıza Bey'in yaşamı, o dönem içinde yaşanılan hayat koşulları, bilhassa kadın ve kızların ahvali gibi konuları ele alarak devam ediyor.

İkinci bölüm,
 Mustafa Kemal'in çocukluğunda başlayıp, 13 Mart 1899'da İstanbul'daki Harp Okuluna girişiyle son buluyor.

Açıkçası kitapta Mustafa Kemal Atatürk'ten ziyade bir dönemi -o dönemin Yunanistan'nını- anlatmış Makbule Hanım. Savaş, göç, kadına bakış, Yunanistan'da Osmanlının nasıl göründüğü , çeteler, muhacirler detaylıca aktarılmış.

Ben daha ziyade Atatürk'ün birey olarak daha detaylı ve özel tanımlamalarını bulacağımı umarak başlamıştım kitaba ancak o dönemi okumak ta - hele ki yaşamış birinin ağzından çıkıyorsa- oldukça etkileyiciydi. Her ne kadar o dönemi belki defalarca okumuş olsam da bıkmadan daha defalarca okuyabilirim. 

Tarih severlerin kaçırmaması gerektiğini düşünüyorum.

Bilhassa Atatürk hakkında her yazılanı okumak isteyenler varsa, ya da benim gibi kütüphanelerinde bir Atatürk köşesi oluşturmaya azmetmişler ise edinilmesi gerekenlerden biri.

Bir iki alıntı ile yorumumu bitiriyorum, hepinize keyifli okumalar olsun, sevgiyle...

********

"Memlekette idare soysuzlaşmasından çok daha tehlikeli bir düşman olduğunu unutmamak lazım. Bu düşman, taassuptur."

"Aldatmak, devlet kasasını soymak, rüşvet almak sosyal bir fazilet haline gelmiş..."

"Askerlik bugün olduğu gibi, en kutsal bir vatan hizmeti değil, yalnız fakit vatandaşların sırtına çöken ağır bir yüktü. Bedelini veren askerden kurtuluyor. Medreseliler ise rahat ne bedel var ne askerlik. "

"Osmanlı padişahları arasında kültür düşmanlığı ile tanınmış olanlar çoktur. Fakat bunların başında Abdülhamit gelir. Onun sultanlığı zamanında her türlü fikir hareketi, sırf idare maksadıyla durdurulmuştur. O'na göre halk ne kadar bilgisiz kalırsa o kadar kolay idare edilir."

"..bizde her şey yasak. Düşünmek, öğrenmek, fikir sahibi olmak yasak...Burada yasak olmayan şey, dalkavukluk, iki yüzlülük..."




25 Mart 2018 Pazar

DAHİ DİKTATÖR - A.M. CELAL ŞENGÖR



"18.Baskı 2016
133 Sayfa

"Atatürk'ün diktatörlüğü , dehanın diktatörlüğüdür."

"Osmanlıca diye bir dil yok. Osmanlıca bir "esperanto"dur, yani bir sürü dilin bir araya gelmesiyle yaratılmış yapay bir dildir.Osmanlıcayı layıkıyla okuyup anlayabilmek için Türkçe bilmek lazım, Farsça bilmek lazım, Arapça bilmek lazım.Bu üç dili bilmek lazım zira Osmanlıca bu üç dilden sadece kelime almakla kalmamış , bunlardan bir takım kurallar da almış.Böyle bir dil olmaz."

"Atatürk'ün yaptıkları esasen şapkadan tavşan çıkartmak değil, daha önce başlatılmış pek çok hareketin çok radikalize edilmiş devamıdır. Mesela imparatorluk , felakete gidildiğini gördüğü vakit kendince bir takım tedbirler almaya başlamıştır. Mesela Sultan Mustafa tüm din eğitiminden bağımsız Mühendishane-i Bahriyye'yi , Sultan III. Selim Mühendishane-i Berri'yi kurmuş, Sultan II. Mahmut ilkokul tahsilini zorunlu kılmıştır fakat bu zorunluluk sadece payitahtta uygulanabilmiştir."

"Sultan Mahmut , 'Madem modernleşiyoruz , Avrupa'ya benzeyeceğiz , şalvar giymek , çarık giymek, sarık takmak , kaftan giymek artık yasak .Pantolon giyeceksiniz , ceket giyeceksin(İstanbulin denen yakasız tür) , adam gibi ayakkabı giyeceksin , kafana da fes takacaksın.'

"Aslında bir Balkan serpuşu olan fesin önemi siperliğinin olmamasından kaynaklanıyor .Başını açmadan secde edilebilir .Dolayısıyla Müslümana uyan bir şapka diye düşünülmüş .Fakat bunda da şöyle bir sıkıntı var ;Türkiye'de fes imal edilmiyor . Çok ilginçtir ki, bir kumaşı boyayıp , doğru dürüst bir fes yapılamıyor . Fesler Viyana'dan geliyormuş. İstanbul'da fes yapmaya çalışan birkaç küçük imalathane varmış, ama yağmur yağdığı zaman feslerin boyaları akar, takanların yüzü kırmızı boya içinde kalırmış .Bundan da kimin kaliteli(yani ithal ) , kimin de kalitesiz (yani yerli) fes taktığı belli olurmuş."

"Kaybettiğimiz en acı harpler , Osmanlı'nın kendi tebaaları tarafından sırtından vurulduğu harplerdir .Balkan Harbi böyledir. Birinci Dünya Harbinde Arapların yaptığı budur; Büyük Taarruz'dan sonra Yunan ordusuyla birlikte kaçan yerli Rumlar'ın yaptığı budur."

"Yavuz ilk defa Arap tarzı İslam'ı içimize sokuyor ve  o dönemden itibaren Osmanlı'nın çöküşü başlıyor."

"Bilmiyorlar ki , Şeyhülislam fetvasıyla halifeler katledilmiş bu memlekette . Sultan Mustafa , Sultan (Genç) Osman, Sultan İbrahim, Sultan Selim katledilmiş .Bunlar hep fetva ile katledilen sultanlar , halifeler ."

"Atatürk ile beraber herkes kendi efendisi oldu Türkiye'de."


28 Mart 2015 Cumartesi

29-BENİ SUSTURABİLECEK TEK ŞEY- EMİNE ÜLKER TARHAN

1. Basım 2014
167 Sayfa 


Bu kitap bir bir söyleşi ;
Emrah AKKURT'un  Emine Ülker TARHAN ile röportaj kıvamında söyleşisi.

Önsöz'ü A. Mümtaz İDİL yazmış , lakin neden ön söze karşı olduğu hakkında yazmış daha çok.

Kitap için söylenecek çok şey yok , ama okunması gereken kitaplardan biri diye düşünüyorum , kitabın ismini oluşturan cümlenin devamını öğrenmek için.

Eğitimli , donanımlı , birikimli bir kadının , bir hukuk uzmanının , YARSAV''a başkanlık etmiş , partisinde öne çıkabilmiş , hatta  yakın zamanda parti kurmuş bu kadının hayatı , bu ülkede kadınların neler yapabileceğini görmek  için okunmalı .

**************************

"Öyle anlamsızdı  ki...Ölen çocuk, öldürenler çocuk..."


"Hukuk fakültesinde okuyorduk , bize evrensel hukuk kuralları , yargı bağımsızlığı öğretiliyordu ama insanlar evrensel hukuk kurallarına göre değil , sıkı yönetim mahkemelerinde yargılanıyordu,
idamlar oluyordu. Aslında hukuk falan yoktu."

"Balyozla vurulup ezilerek babaları tarafından öldürülmüş , namus cinayetine kurban gitmiş kız kardeşler gördüm o dosyalarda .Ellerine iğneler batırılıp işkence edilmiş minik bebekler , tecavüze uğramış , iç çamaşırının lastiği ile boğularak öldürülmüş 11 yaşında küçük bir kız çocuğu , öyle masum sanki uyuyor gibi."


"Ceza kürsüleri bir yargıç için mesleki açıdan çok tatmin edicidir, mağduru , yoksulu,güçsüzü korumak , adalete en azından yaklaşabilmek , onu somutlaştırmak insanı huzurlu kılar, bu dünyada adalete biraz yaklaşabildiyseniz gece çok rahat uyursunuz. Tabii duruşma salonlarını , dosya kutularındaki raporları ve ölü insan bedenlerini gece uykunuza taşımazsanız eğer ...

Aslında yaşamın en zorlu , karanlık ve derin duyguları duruşma salonlarında ve dosya sayfalarında gezinir durur.Oradadır, uzansanız dokunacağınız dirilikte , bazen korkutucu bir vahşilikte oradadır yaşam. Bazen de çok iç burkucudur.Aile içi tacizlerle tükenmiş hayatlar, dosyalardan fırlayıp uykunuzu bölmezse eğer uyuyabilirsiniz. Hikayelerini , tanık ifadelerinden , fotoğraflarından ve adli tıp raporlarından sadece okumaz yaşarsınız da...Dedesi yaşında adama satılıp , dayanamamış , köyünün yolunu bulmak için çıplak ayakla bata çıka koşarken tutulup eve geri getirilmiş , sabah bir dut ağacına kendini asmış bulunmuş 15 yaşında bir kız , saçları uçuşur sabahın alaca karanlığında , uyandırır sizi uykunuzdan...

"Devrimci olmak , bana göre , yanlış olanı , kötü olanı , çirkin olanı ,çürümüş olanı önce bilmek , sonra hiç korkmadan , güçlü bir şekilde değiştirmek ya da yıkıp yenisini yapabilmeyi istemek demek."

"Vakit daha geç olmadan şapkayı önümüze koyup ciddiyetle düşünmemiz gereken hususlar var. Demek ki yeterince iyi değildik."

"Demokrasi bir siyasi idare şekli , yöneticilerin nasıl seçileceğine dair bir usul. Fakat bunların ötesinde bir kültür. Her şeyden önce , farklılıkları muhafaza ederek bir arada yaşama iradesi gösteren insanlar gerekiyor demokrasinin yerleşebilmesi için .Birbirinden nefret eden kalabalıklar demokrasi inşa edemezler. Nasıl ki , kadın erkek eşitliği anayasaya yazarak , yasalar koyarak sağlanamıyorsa, 
içselleştirilemiyorsa , demokrasi de sadece yasalarla kurulamaz."

"Üstelik belki siyaset denilen şey hayal kırıklığından ibaret...Hele benim gibi tek derdi memleket olanlar için..."


"Demokrasi sadece çoğunluğun değil , azınlığın da, iktidara oy vermeyenlerin de kuvvetli güvencelerinin olduğu bir rejimdir.Aksi zaten demokrasi falan değildir.Yani dört yılda bir halkı sandığa götürmek demokrasi değildir."

"Ben bu ülkedeki yoksullarla ilgili her şeyi biliyorum , ne yemediklerini , neleri olup olmadığını , gidemedikleri tatilleri...Bilmemiz gereken neden yoksul oldukları .Onlar yardım edilmiş yoksulluk istiyor, bense yok edilmiş yoksulluk.Yıllardır , ben doğduğumdan beri aynı tür iktidarlar yönetiyor bizi ve onlar sayesinde hep borçlu doğduk.Onlar sayesinde en çok kadınlar ve yoksullar görünmez oldu bu ülkede."