otobiyografik roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
otobiyografik roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mayıs 2021 Cuma

İLK AŞK- JAMES PATTERSON & EMILY RAYMOND

 


Orijinal adı First Love olan kitap, 2016 basım ve 264 sayfa. Benzeri hikayeleri çokça okudum ya da izledim, bunun diğerlerinden farkı James Patterson' un hayatından izler taşıması, yani otobiyografik ögelere sahip oluşu benim gözümde kitabı kulvarındakilerden ayrıcalıklı kılıyor. 

Ve aslında bazı yerlerini biraz abartı,  bazılarını masalsı bulsam da sonu ile göz dolduruyor ( reel anlamda). 

Romantik,  maceralı yol hikayeleri sevenler kaçırmasın diyelim o halde. 

Bir de tabii ilk aşka inananlar...

Sonsuz aşka inanan kaldıysa onlar da...

Ve en nihayet benim gibi ciddili kitaplar okuyacak kadar odaklanamayanlar, taşınırken yanına sadece kitap/ipad alanlar, ev arayanlar, bulunan evi temizlemekten canı çıkanlar da okuyabilir mola zamanlarında zira oldukça kolay okunuyor fakat sonu için kalabalık ortamlar tercih edilmemeli diye düşünüyorum. 

Kitaplarla, aşkla ama en önemlisi sağlıkla kalın . 







12 Mayıs 2019 Pazar

BABA EVİ - AVARE YILLAR : ORHAN KEMAL

KÜÇÜK ADAMIN ROMANI 1-2

7. Basım 2016

"Yüksel ki bu yer yerin değildir. Dünyaya geliş hüner değildir. "

Orhan Kemal'in ilk ,
"Küçük Adamın Romanı" serisinin ilk 2 kitabıdır, 
otobiyografik özellik taşımaktadır. 

Materyal Tasarımı dersinden ödevim Toplumcu Edebiyat olunca, Orhan Kemal adını görmem kaçınılmazdı. Aslında pek çok yazarı yine görmek bir anda eserlerini tekrar okuma isteği duymama sebep oldu denilebilir. Orhan Kemal de bu minvalde tekrar okuduklarımdan biri oldu
. Serinin devamını da Toplumcu Gerçekçi eser veren yazarları da sıklıkla göreceksiniz blogumda demek oluyor bu. 

Bu 2 kitap her ne kadar biyografik kurgu olarak değerlendirilse de bence  o dönemin insanlarını, genel ortamı realist bir şekilde ele alış tarzı ile o günlerden habercisi olmuş akımın. 

Yerli yazar okuyamayanların, özellikle bu akımın temsilcilerini(bir Nâzım Hikmet'i, Bir Yaşar Kemal'i, Bir Kemal Tahir'i, bir Sabahattin Ali'yi) okumadan karar vermemelerini dilerim.

Her birini hiç tereddütsüz tavsiye de ederim, okumayan kalmasın da derim.

O halde sevgili kitapseverler düşünüşü bol, keyfi çok okumalarınız olsun ...



23 Kasım 2017 Perşembe

MEŞHUR YENİKAPI CİNAYETİ -MÜJDAT GEZEN

1. Basım 2004
3. Basım 2004
245 Sayfa

"Bu ülkedeki hukuk sistemi çökmüş .Ne yargıçlar , ne savcılar , ne avukatların mutlu olduğu bir ülkede hukuk sistemi nasıl iyi ve doğru olabilir ?"

"Adı üstünde sıkıyönetim , sıkıcı bir yönetim biçimi yani..."

Efendim alt ismi "acayip bir roman " olan , iç kapakta yer alan "bu kitaptaki gerçekler tamamıyla yalan yalanlar tamamıyla gerçek " yazısıyla beni meraka salan bir kitap oldu kendileri .

Daha önce 1-2 kitabını okumuşluğum var ustanın , eskiden dizi ve filmlerini de izlerdim yalan yok.

Bu kitap ;
 3  arkadaşın, 70-80 dönemi İstanbul'unda sanat ve özel yaşamları hakkında bilgi veriyor .

Ne kadarı biyografik unsur taşıyor çok fena merak etmekle birlikte , hikayedeki arkadaşların, gerçek hayatta kimler olabileceği hakkında varyasyonlar üretip durdum  okuduğum zaman boyunca .

 Ustadan, hem o dönemin genel siyasi havasını alabileceğiniz, hem de üniversite hayatları ve gençlik  farkındalıklarını takip edebileceğiniz , oldukça yalın yazılmış , bir hikaye .

Kitabı kapattığınızda siz karar verin gerçekliğine .

Okumuşlar ise şuraya yazıversin gerçekliğinin olabilme ihtimalini bu hikayenin, sevgiler , kitaplı günler dilerim.


3 Ekim 2016 Pazartesi

93-SIRÇA FANUS-SYLVIA PLATH

50.YILA ÖZEL BASKI
Çeviri:Handan SARAÇ
Türkçe İlk Basım 1987
Kırmızı Kedi'de İlk Basım 2013
2. Baskı 2013
251 Sayfa

"Aslında benim hiç bir şeyi idare ettiğim yoktu, kendimi bile."

"Eğer birinden hiç bir şey beklemezsen hayal kırıklığına uğramazsın."

"Belki de gerçekten evlenip çocuk doğurduktan sonra insanın beyni yıkanmış gibi oluyor ve ondan sonra totaliter bir devletin kölesi gibi duyuları körelerek yaşayıp gidiyordu."

"Sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkılıp kalan insan için dünyanın kendisi kötü bir rüyadır."

********************

Gizdökümcü şiirin en büyük temsilcilerinden biri kabul ediliyor Plath.

İlk şiirini 8 yaşında yayımlatmış.

Bir yerde, Oğuz Atay ile benzerlik kurulduğunu okudum.

İlla yurdumdan birine benzetmek gerekirse , Tezer Özlü'ye benzetebilirim kendisini.

Oğuz Atay'ın yanından bile geçirmem.

Şiirlerini okumadım lakin otobiyografik olma özelliğini gösteren bu kitabından anladığım , manik-depresif yapısını eserlerine de yansıttığı.

Ayrıca bu kitap ilk romanı ve Amerikanın da ilk feminist romanı diye biliniyor.

Plath 30 yaşında , iki çocuğu (1-3 yaşlarında) odalarında uyurken, kafasını gaz fırınına sokup intihar ediyor.

Ha ama çocuklarının odasına süt ve bisküvi bırakmış ve kapı kenarlarını bantlamış.

Eşini , intiharı için hala suçlayanlar var.

Eşinin sonraki birlikte olduğu kadın da intihar etmiş , hatta Plath'ın oğlu da.

Ted Hughes (eşi) daha sonra anılarını ve Plath'ın günlüklerini de yayımlatmış , ne ki bazılarını yok ettiği hakkında şüpheler hiç bitmemiş.

Plath'ın hayatı ilginç , kitapta anlatılan karakterle benzer özellikleri yok değil.

Fakat uyarayım oldukça melankolik.

Bunalıma sürüklenmemek , neden diye sormamak mümkün değil.

Not:Neden diye sorduğum soruların yanıtını , kitapta bulabilmiş değilim.






24 Ağustos 2016 Çarşamba

80-KAVGAM - KARL OVE KNAUSGAARD


CİLT I

Çeviri:Ebru TÜZEL
Monokl Edebiyat
1. Basım 2015
4. Basım 2015
490 Sayfa

"Kalp için hayat basittir: Atabildiği kadar atar .Sonra durur."

"Dünyaya bakış açınız genişledikçe bunun sadece size verdiği acı değil , anlamı da azalır.Dünyayı anlamak onunla aranıza belirli bir mesafe koymayı gerektirir."

**************
Bu seri, bu kitap çıktığından beri deli gibi okumayı istediklerimden biriydi.

Sıfır kitap almayalı 1 yıl oluyor.

Takasla edindiklerimden de istediğim kitapların hepsini okuma şansım kalmıyor , çünkü istedikleriniz ile takasladıklarınız sürekli değişiyor.

Neyse Monokl, Aşık Bir Adam'ı göndermek istiyoruz dediğinde hem seriye başlayacağım hem de yeni kitapseverleri yine kitaplarla buluşturacağım için mutlu oldum. 

Artık pek çoğunuzun bildiği üzere hediye gelen kitapları , imzasız ise yeni kitapseverlere hediye ediyorum  .

Hem daha çok kitapseverle buluşmuş oluyor kitaplar hem de ben vicdani olarak rahat ediyorum.

Gelelim kitaba , zannediyorum 6 kitap olacak seri tamamlandığında.

Bu ilkiydi.

Aslında ilk başta ismi ile cezbetmişti beni.

İnsanların hayatla kavgalarını , hayata bakışlarını her zaman merak ederim , bunun içindir sürekli okumalarım.

Bu kitap ; Karl Ove'nin hayatının başlangıcından , babasının ölümüne kadar olan kısmını anlatıyor.

Nasıl desem , sanki sonraki kitaplar için zemin hazırlıyor gibiydi kitap.

Yani diğer kitapları , muhtemelen bundan daha çok seveceğim.

Bir yazarın çocukluktan itibaren , fikirleri , aile hayatı , nasılları ve niçinleri ile ilgilenenlerin kaçırmaması gerek diye düşünüyorum.






16 Mayıs 2016 Pazartesi

48-DAR KAPI- ANDRE GIDE


Çeviri: Buket YILMAZ
1. Basım 2006 , L&M Yaıncılık
2. Baskı 2009
139 Sayfa

"Başkalarının kendilerini koyvermeleri ne kadar doğalsa , benim için de kendimi tutmak o kadar doğaldı.Boyun eğmek zorunda kaldığım herhangi bir sertlik beni yıldırmıyor, aksine neredeyse hoşuma gidiyordu.Mutluluktan çok onu elde etmek için harcadığım sonsuz çabanın peşindeydim ; mutluluk ve erdemi birbirine karıştırıyordum."

"Durup bana bakmayan bir şeye bakmaya vaktim yok."

"Bazen onu konuşurken dinlediğimde kendimi düşünürken görüyormuşum gibi geliyor.Bana beni açıklıyor, kendimi keşfettiriyor.Onsuz var olacak mıyım?Ben sadece onunla benim..."

*******************
Nobel Edebiyat Ödüllü Yazar,

Andre Dide'nin özyaşamöyküsünden kesitler olan hikayesi.

En verimli zamanlarındaki eserlerinden biri.

Umut içinde, aşka tutunulan bir ömür.

İfade şekilleri mükemmel.

Yaşayanlar efsane .

Daha ne olsun sayın edebiyatseverler.

Hemen okunası , edinilesi, etkilenilesi.



1 Mart 2016 Salı

19-ÇOCUKLUĞUN SOĞUK GECELERİ- TEZER ÖZLÜ

1. Baskı 1980 Derinlik yayınları 
YKY'de 1. Basım 1994
Elimdeki Yky 25. Baskı
65 Sayfa


Tezer Özlü adını , "okumalısın" notuyla kaç kere duydum.Sosyal medyada yüzlerce kere denk geldim bu kapaktaki gülümseyen yüze.

Kronolojik sırayla okuma kararı aldım ve edindim tüm kitaplarını  yazarın.

Beklentiyi en çok tetikleyen şey kıyas bende , Oğuz Atay'la kıyaslamışlardı hep Özlü'yü.

Ben de derin etkiler bırakmıştır her Atay kitabı.

Belki o sebepten 65 sayfanın tamamında hep Oğuz Atay aramam.

Kitabı ya da Özlü'yü google amcaya sorduğumda , neredeyse en  çok okunan yazar ve kitabını buldum karşımda.

Herkes beğenmiş , hayran kalmış yazara.

Genç ölümler de etkiler ya insanları hep , belki de ondan sebep.

Yaşım 34 ,artık 20'li yaşlara nazaran daha materyalist bakmaktayım yaşama ,budur belki Özlü'nün çalkantılı melankolikliğini hissedememiş olmamın mazereti.

Ergen ya da yeni genç yaşlarımda okusam , zannederim çok daha derin etkileri olacaktı üzerimde.

Yine de bu kadar kısa bir yaşam öyküsünde işaretlediğim satırlar yok değil.

Ne ki bu kadar melankoli (ki ciddi bir melankoliğimdir) fazla bana.

Yine de devam etmeli ÖZLÜ okumaya.

***************

"İntihar düşüncesi peşimi bırakmıyor.Çoğunluk gibi doğal ölümü bekleyeceğim."

"Pazar günleri...Şimdilerde...Sokak aralarından geçerken...gözüme pijamalı aile babaları ilişirse , kışın , yağmurlu gri günlerde tüten soba bacalarına ilişirse gözlerim...evlerin pencere camları buğulanmışsa ...odaların içine asılmış çamaşırlar görürsem ...bulutlar ıslak kiremitlere yakınsa, yağmur çiseliyorsa , radyodan naklen futbol maçları yayımlanıyorsa, tartışan insanların sesleri, sokaklara dek yansıyorsa, gitmek , gitmek, gitmek , gitmek, gitmek...isterim hep."


"Hastalanırsam evde kalmak , plaklarımla , kitaplarımla , sevdiğim bir iki eşyayla olmak ve çay içebilmek istiyorum."






31 Mayıs 2014 Cumartesi

48-PERİ GAZOZU- ERCAN KESAL

1. Baskı 2013
Elimdeki 6. Baskı 2013
198 Sayfa



"Türkiye'yi koca bir "Sessizlik Kulesi " yaptık en sonunda.Ölülerimizi zalimler yesin diye inşa ettiğimiz bir kule artık ülkemiz.
Saklanıp bir şeylerin arkasına, dilsiz rahipler gibi bakıyoruz ölülerimize."

"Peki ne kadar daha seyredeceksiniz, plazma LCD televizyonlarınızın önünde, bayrağa sarılı tabutlara sarılarak , babalarının göğüslerini arayan yetimlerin hüznünü?
Ya da , çoğu zaman usulünce yıkamak bile reva görülmeyen diğerlerinin, geride bıraktığı isyankar çocukların öfkesini.
YETMEDİ Mİ?"

"Artık burnumuzda sıcak ekmek kokusu yerine kan kokusu var."

"Zulüm ile abat olanın akıbeti berbat olur."

"Ama yorulmadınız mı, ağzınızda cesetlerle yıllar yılı tepemizde akbaba gibi dolaşmaktan?
ir karga gibi yapın hiç olmazsa. İnin yere ve bırakın ölülerimizi.Kalplerimiz onların mezar yeridir."

"BİZ

Belki de biricik mesele bu.Dünyanın bizimle birlikte kurulduğunu zannedip, kendimiz için sonsuz bir yaşam hayal etmek.Bu yüzden, bu kadar kalınlaştı derimiz.Bu yüzden dipsiz bir kuyuya dönmüş içimiz.

Gebeliğini kalın bir bez kuşakla sarıp saklayan küçük kadın gibi, gövdesinden başka sunacak hiç bir şeyi olmayan genç insanların çaresizliği üzerinden yapılan siyasetimiz, kızının kalbindeki değil , çarşafındaki kana bakan adamlar gibi yaşayıp, komşusuna verdiği "ileri demokrasi" akıllarından kendi nasiplenememiş riya dolu düzenimiz ve elbette meseleleri kökünden çözmek yerine , onun büyümesini seyrederek aldığımız ölümcül hzla sarhoş BİZ:"

******************************************

Ben bu kitap için ne söylesem az , hangi kelimeleri kullansam anlamsız olacak.

Ercan KESAL kendi çocukluğundan başlıyor hikayesine ama öyle bir anlatıyor ki , hani O'nun oynadığı sokakalarda O'nunla birlikte oynayıp , O'nun okuduğu kitapların sayfalarını siz çeviriyorsunuz  sanki.

Sonra büyüyor, kocaman yürekli bir doktor oluyor.

İşte o noktadan sonra ülkemin gerçeği daha çok vuruyor.

Her kelimesi ile etkili, samimi ...

Hem sıcacık hem buz gibi, 

hem güldüren hem ağlatabilen 

ender kitaplardan/hayatlardan biri.

Syf 73'teki hikayeyi okuduysanız ,
Syf 93 'teki dileğe katılıyorsanız ,  ne mutlu size.

Not:Ercan KESAL ismi pek çoğunuza yabancı gelmeyebilir, Nuri Bilge CEYLAN ile birlikte çalışmış kendisi , hatta Bir Zamanlar Anadoluda adlı filmde oynamış , ve o filmdeki doktor kendisinden esinlenilerek yazılmış.






22 Mayıs 2014 Perşembe

44-İÇİMDEN KUŞLAR GÖÇÜYOR - İNCİ ARAL

1. Baskı 1998
Kırmızı Kedi'de 1. Basım-2012
165 Sayfa


"Her insan yükünü kendi taşır ister istemez ve düşmeden önce, düştüğünde başına gelecekleri bilemez."


Yine klasik bir İnci Aral kitabı.

Artık orta yaşlara gelmiş yazarımız menopozla , orta yaşla ve hayatla yüz yüzedir.

Sorgulamalar , yanlışlar , doğrular, acılar ve hastalıklar...

Ve yine yazım sürecinde ve sonrasında hissedilen cendere hali, yine günlük koşturmalar.

Yine doğal , karmaşık , hayat...

Arayışlar ve sonlar.





                                      

3 Mart 2014 Pazartesi

19-BANKO-HENRI CHARRIERE

e Yayınları
1972 Basım-481 Sayfa
Çeviri: Aydın EMEÇ

"Ne kadar güç herkes gibi yaşamak, boyun eğmek herkes gibi herkese ayak uydurup yürümek kural diye şu iki ölçüyü kabul ederek:Zaman ve Uzaklık."


Yukarıdaki cümle kitaptan , Henri Charriere , nam-ı diğer Papi'nin hayat felsefesini oluşturmakta.

Bu yazarı duydunuz , biliyorum.

Çok güzel bir kitaptı ilk kitabı :KELEBEK.

Belki de filmini izlediniz.

Eğer duymadı iseniz duyun , görün , okuyun ve izleyin.

MUTLAKA.

"Kelebek " ile başlayan öykü , aslında Kelebeğin nasıl yazıldığını ve kürekten kaçan Papi'nin sonraki hayatını anlatıyor.

Yine aynı üslup.

Kitabı okumuyorsunuz.

Papi anlatıyor, siz dinliyorsunuz.

"Okurun özellikle istediği şeyin , Venezuella tarihi değil de benim başıma gelen serüvenler olduğunu biliyorum ."
dese de yazar , kendi hayatının akışı içinde dönemin siyasi oluşumunu anlatmadan geçemiyor.

Aslını isterseniz , şu günlerde yaşadıklarımıza da benzemiyor değil.

1933 yılında bir delikanlı küreğe mahkum edilir.Suçsuzdur fakat derdini anlatamamıştır.Aslında anlatmış fakat adaletin terazisi anlamak istememiştir.

Özgür olmak , nasıl bir tutkudur ?

Varlığının yaşarken çok farkında olmadığımız bu duygu için neler yapılabilir?

Cayenne 'de yavaş yavaş çürüyen kürek mahkumu gencin hayatı Kelebek adlı kitapta anlatılır , fakat öncesi ve sonrası bu kitaptadır.

Kitaplığınızda bu kitap yoksa ,çok şey kaybediyorsunuz.

29 Nisan 2012 Pazar

40-BİR PINAR GİBİ-MARTIN WALSER

Çeviri:Yasemin BAYER
Can Yayınları
1998 Basım-356 Sayfa


Kitabın arka kapağında; yazarın, kitapta (isimler değiştirilmiş olsa da) kendi hayatını anlattığı yazıyordu.

Kitabın ismi de ; yazar o kadar berrak bir dil kullanmış ki adeta Bir Pınar Gibi yazmış deniyordu.

Artık hepinizin bildiği üzere ben otobiyografi pek sevmem, ancak Frank MCCOURT bu yargımı yıkmış ve beni bir an önce yeni hayatları öğrenmeye teşvik etmişti, belki o sebepten bu kitabı hızla çektim kitaplığımdan , yeni bir yazarın hayatına bir an evvel yelken açmak için.

Ancak işler umduğum gibi gitmedi , 
yazarın dilini kesinlikle akıcı bulmadım , bence oldukça zoraki yazılmıştı.

Kitabı genel olarak ta beğenmedim , oldukça uygun bir konu var (Hit'ler gibi) ve  o zamanda yaşanmışlıklar ve benim de ilgi duyduğum bir zaman parçası , ancak ne alaka dedirtecek bir sürü detay ...


Bilmiyorum belki yaz geliyor diye dertlendiğimden , belki bahar yorgunluğundan bu kitap benim hem okuma hızımı hem de beğeni oranımı düşürdü,belki de farklı bir zamanda tekrar okumalıyım:)

Eğer daha önce okuduysanız , özellikle yorumlarınızı bekliyorum:)




29 Mart 2012 Perşembe

30-SİYAH SÜT - ELİF ŞAFAK

Doğan Kitap
2007 Basım-303 Sayfa
81. Baskı

Bugüne kadar okuduğum hiç bir kitap beni anlatmamıştı....

Daha önce pek çok kereler söylemişliğim vardır; ben yazamam daha çok okurum.Ama yazsaydım, yazabilseydim kendimi , bu kitap çıkardı ortaya.

Gerçi Elif Şafak bambaşka bir şeyi, postnatal depresyonu, anlatmak için yazmış kitabı ama kitap kesinlikle bir otobiyografi.Yani kendini anlatmış.

Aslında yalan söyleyemem, ben otobiyografi sevmem pek, objektif bulmam yazarı kendini anlatırken.

Belki de bu sebepten yani kitapta Elif Şafak kendini değil , beni anlattığı için  çok sevdim.

İçindeki çelişkileri ufak , farklı kadınlarla ifade etmiş ya yazar , aslında benim kelimelere dökemediklerimin tam karşılıkları olmuş.
Bu arada anne olmanın , mükemmel olmakla aynı değerde görüldüğü halde aslında pek te öyle olmadığı, anne olmanın kusmukla, ağlamayla ister hazır, ister değil mücadele etmek olduğunu anlatmış ki sonuna kadar katılıyorum.AAa ne güzel erken anne olmuşsun diyenlere her zaman söylediğim şeydir , hayatımda ilk ve tek defa depresyona doğum sonrası girdim ...Bunu kabullendim ve ne zaman geçtiğini hatırlamıyorum ama kesinlikle hiç bir tedavi görmeden geldiği gibi kendiliğinden gitti , tıpkı Elif Hanım'daki gibi....

Çok net söyleyebilirim, bir kitap yazsa idim yaşadıklarımı anlatan , hayatımın en önemli olayını doğum olarak algılardım ve bu kitap çıkardı ortaya.

Çok kısa da bir alıntı:

"Ancak zamanı gelince , yani ben tamam olunca çıktım o kuyudan.İşin doğrusu bu.Nasıl ki 24 saat sürüyorsa bir gün yada 7 gün sürüyorsa 1 hafta ya da belli bir müddeti varsa güz mevsiminin ...Nasıl ki önceden belirlenmişse kaç günde çıkacağı kozadan ipek böceğinin ya da ne zaman boy verip açacağı toprağa ekilen bir tohumun....."