Tarihi Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarihi Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2018 Çarşamba

BÜYÜK İSKENDER - VASİLİ YAN

Çeviri: Rauf Aksungur
1. Basım 2015
384 Sayfa

"Olgunlaşmak, kendi eksikliğin üzerine düşünmekle ve aynı zamanda yardıma muhtaç olana elini uzatmakla mümkündür."

Üstteki kitap fotoğrafı yazın yaptığımız Balkanlar turundan kalma , düşünün kitap ne kadar zaman elimde kalmış oluyor şu durumda .

Aslında çok büyük umutlar ile almış olduğum kitap -bilhassa Büyük İskender'in hayatını roman tadında okumayı çok istiyordum - elimde tam anlamıyla aylarca süründü . 

5-10 sayfa art arda okuyabildiğimde kendimi şanslı saydığım zamanları oldu.

Sebep olarak kendimi göstermeyi isterdim ama bu kitap için böyle olmadığı kanaatindeyim .

Anlatıcının 3. kişi olması , zamanların geniş tutulması ve İskender'in konuya ilk 50 ile son 50 sayfada dahil olması benim dikkatimi çeken ve okumamı yavaşlattığını düşündüğüm unsurlar.

Oysa yazar, tarihi kişilikleri anlattığı kitaplar  ile oldukça ünlü .

Ne yazık ki ilk defa tarihi bir okumadan hem de tarihi bir romandan bu kadar mutsuz ayrılıyorum .

Kitap, yarım bırakamama huyumdan bitti , yoksa her şekilde şimdiye kadar tozlu rafların arasına atılabilirdi.

Okuyanlarınız varsa yorumlarınızı özellikle bilmek isterim .

Kitapla , sağlıkla ve umutla kalın.


29 Ocak 2018 Pazartesi

HATİCE SULTAN - HIFZI TOPUZ

1. Basım 2000
3. Baskı 2000
246 Sayfa

"Yazı devriminden tam 135 yıl önce Türkçe'de Latin harflerini ilk kullanan Hatice Sultan olmuştu ."

"Sultanım, bir de sosyal dengesizlikler , adaletsizlikler var .Valiler çalıyor , mütegallibe denen beyler , ağalar çalıyor, rüşvet diz boyu .Yeniçeriler halkı soyuyorlar .Tüccarlar halkı sömürüyor .Sarraflar devleti batırıyorlar .Ulema halkı uyutuyor...."


III. Selim'in kız kardeşi Hatice Sultan'ı anlatan kitap , IV. Mustafa ve II. Mahmut'u da içine alan dönemin , politik , ekonomik durumuna bakış açısından önemli.

Her ne kadar yalın bir tarih kitabı olarak kabul edilemeyecekse de o dönemin belli başlı olaylarını anlatması ve bunu roman diliyle yapması gerçekten güzel ve etkili. 

Hıfzı Topuz'u geç tanıdığım için pişman olduğum bu kaçıncı kitabı hatırlamıyorum bile.

Ama hiçbir kitabından sonra , niye okudum diye düşündürmedi bana.

Bu kitabın ilk yarısında , Hatice Sultan'ın bireysel hayatı anlatıldığından ve anlatılanlar roman tadında olduğundan, bir miktar hayal mahsulü olarak görsem de 2. kısımdaki siyasi hareketleri anlatımına hayran kalmadım desem yalan .

Yaşarken kıymetini bilemediklerimizden biri daha , sanırım öldükten sonra , "vay canına " diyebiliriz rahatlıkla ardından .

Bir an önce okuyun dediklerimden .

19 Mayıs 2017 Cuma

Fedailerin Kalesi ALAMUT -VLADIMIR BARTOL







Çeviri: Ender Nail
1. Baskı 2012
510 Sayfa



"Esasen her türlü tarikat , mensuplarını aldatma üzerine kurulur."

"Hiçbir şey gerçek değil, her şey mubah."

"İnsan hayatının tamamını dört duvar arasında geçirebilir. Kendisini tutsak olarak hissetmediği müddetçe tutsak sayılmaz. Ama kainatın sınırsız büyüklüğünü, milyonlarca yıldızı, galaksiyi  görüp , onlara asla erişemeyeceğini bilen biri için koskoca dünya hapishaneden farksızdır."

**********
Şimdi eğer bu kitabı bir tarih kitabı olarak okumak isterseniz yanılırsınız , yani tarihi gerçekler yok değil ama tamamını gerçek olarak kabul etmenin de imkanı yok.

Fakat roman olarak bile Haşhaşi'leri okumak keyifli.

Enteresan bir keyif , haşhaş çekmiş kadar değildir büyük ihtimalle , yani kafa yapıcı bir durumu yok kitabın.

Fakat ben sevdim , gerçekten sevdim .

Aslında son zamanlarda dikkatimi celbeden tarih okumalarım içinde en çok merak ettiklerimden biri Hasan Sabbah ve Haşhaşi'ler , tabii bu merakı gidermek için bu kitap yeterli değil , ama tarih okumalarım yavaş yavaş ilerleyecek diye düşündüğümde  iyi başlangıçlarımdan biri olarak kabul edebilirim .

Gerçi roman olarak baksanız bile , oldukça düşündürücü bir kitap .

Son günlere biraz fazlaca uyan yanları da yok değil , sanırım "tarih tekerrürden ibaret" sözünü artık kabul etmek gerekir :( 





9 Ocak 2017 Pazartesi

YABAN -YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU

Bütün Eserleri 1
1.-68. Baskı 1983-2013
69. Baskı 2014
198 Sayfa


"Biliyordum ki , toprak katı ve tabiat zalimdir ve insan cinsi bozuk bir hayvandan başka bir şey değildir; biliyordum ki, insan hayvanların en kötüsü , en bayağısı ve en az sevimli olanıdır."

"Yazıklar olsun, seni sevmesini bilmeyenlere ; ey gamlı ülke .Seni sevip , senin sessiz dramın içinde gömülüp gitmekten başka korku çekenlere!.."

"Köylüde mülkiyet duygusu her şeyin üstündedir, derler . Uzun yüzyıllardan beri devam eden dış istilalar , iç eşkıyalıklar , Türk köylüsünde bu duyguyu da köreltmiştir. Hepsinin içinde , semavi bir afet esnasında bir koyun sürüsünün ürkekliğinden bir şey var."

"Edebiyatı , sanatı başkaları yaparken hoş bulurum .Fakat kendim bundan çekinirim. Edebiyat ve sanat dünyasında  yalnız dahiler vardır. Ondan ötesi, bir alay zavallı taklitçi, bir alay zavallı maskaradır."

*************************
Bu tür tarih kokan eski kitapları okuduğumda , ilk düşündüğüm şey ;

ülkemde neden hiç bir şeyin değişmediği oluyor.

Yani evet kurtuluş mücadelesi yıllarını geride bırakmış olabilir ama ülke halam yaşam mücadelesi veriyor.

Her ne kadar hikayede köylü açısından Yaban kalan karakterin fikirlerine, düşüncelerine (özellikle köylüler hakkındakilere) kızsam da , şunu da kabul etmem gerekir ki adam haklı.

Evet çok acı bir gerçek bu ama ne yazık ki haklı.

Ana fikri bu değil belki hikayenin ama hala o kadar geride kalmış ve o kadar aynı ki köylerimiz.

Sadece doğudan bahsetmiyorum , aynı şeylerin belki daha az hissedilir de olsa içine girdiğinizde , bir-iki hafta kaldığınızda o kadar rahat aradaki uçurumların farkında oluyorsunuz ki.

Neden ?

Evet hikaye boyunca , Yaban da pek çok kez bunu sorguluyor ve onun da dediği gibi , sanırım bunda onların olduğu kadar , belki en çok ülke yöneticilerinin suçu var.

Hep bir kendini kurtarmaya çalışma , hep bir kendi bacağından asılma derdi, hep bir egoizm ve gelinen nokta o kadar acı ki.

Bakın Avrupa'ya , Amerika'ya falan demek istemiyorum ben, fakat daha bilinçli olmak neden bu kadar zor.

Neden bu kadar duyarsızlar , neden hep arada uçurum oluyor halkın temsilcileri ile halk arasında .

Bıraksanız sayfalar yetmez bu konuda yazacaklarıma ama ...

Mutlaka okunması gereken kitaplar arasında görüyorum kitabı, bence bu ülkede yaşayan her vatandaşın okuması lazım .

Ve ne kadar aynı yerde saydığımızı -ne yazık ki - görmesi...




4 Ocak 2017 Çarşamba

KIZIL KRALİÇE -VICTORIA AVEYARD


Çeviri:Onur Kınacı Birler
1. Basım 2015
388 Sayfa


Kitabın çevirmeniyle sosyal medya arkadaşlığım var.

Onun ismini görmek beni çok mutlu etti.

Çeviri fevkaldenin fevkinde olmuş, arkadaşım diye değil , ciddi olarak beğendim.

Konu itibarı ile sanki bana Açlık Oyunlarını anımsattı.

Asla onun gibi olamaz tabii.

O seriyi de filmleriyle bitirdiler ya, bazı  kitaplara keşke dokunmasalar .

Bunun da filmini  çekerler, tutarsa dizisini yaparlar , olmadı belgeselinde takılırlar :D

Ben ilkini okuyana kadar, 2. si de çıkmış zaten .

Ben takasla edindim , 2. sini de okumak isterim :D

Buradan U-Kitap'taki arkadaşlara da bu vesileyle seslenelim :D

R

21 Şubat 2016 Pazar

15- MİŞEL STROGOF- JULES VERNE


Çeviri:Nihan ÖZYILDIRIM
3. Baskı 2013
574 Sayfa


"Yeryüzünde ancak deliler ödül bekler."


Kitabın sayfa sayısı çok gibi değil mi fakat kitap tam boyla cep boy arasında bir boyla basılmış , punto büyüklüğü ile göz yormuyor ve akıcı bir anlatıma sahip  .

Tüm bunları anlatıyorum ki gözünüz korkmasın. :D

Bir de Verne'in  heyecanlı anlatımını unutmayalım.

Konu itibarı ile de merak uyandıran bir kitap olduğunu unutmamak gerekiyor.

Tatarların Rusya'yı ele geçirdiği dönemin anlatıldığı kitapta Rus bir ulağın 

Rusya'yı bir uçtan diğerine geçerken yaşadığı maceralarını barındırmakta kitap.

"Türk'ün geçtiği yerde ot bitmez."

Sözü ve Türkler 'i oluşturan geniş Mançur, Tatar , Moğol   kitleleriyle Rusların bakış açısını görüyoruz kitapta yine.

Ve bu heyecanlı macerayı soluksuz okuyoruz.

Neredeyse son sayfalarına kadar olayların çözüm bulmadığı roman , son 3 sayfada nihayete eriyor ve böylece son sayfaya kadar heyecan bitmiyor.

Okunması  şiddetle tavsiye edilir.




15 Şubat 2016 Pazartesi

12-ÇANAKKALE CEHENNEMİ-PIERRE MIQUEL


Çeviri:Nuriye YİĞİTLER
380 Sayfa



Yarım kalan kitaplarımdan biri daha.

Ne zaman başladığımı bile hatırlamıyorum.

Yine okurken -benimle  alakalı olması yüksek- kopukluklar yaşadığım kitaplardan.

Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere ; bir Çanakkale romanı.

Savaşı bir de karşı tarafın gözüyle okumak isteyenler için bilhassa iyi bir kitap.



Nette aradığımda okumuş -en azından bunu okuduğunu nette paylaşmış - 1 kişi dışında hiç yorum bulamadım .

Oysa bir dönem bu kitap oldukça fazla kişiye hediye edilmişti, basım hatası -özellikle n yerine sürekli m harfi görmek- fazlaca olsa da.

Belki de aslında çok kitap okuyan ama tarihi kitaplar okumayı sevmeyen bir milletizdir , kim bilir!

Her ne kadar konu ilgi çekici -benim açımdan- ve tarihi kitaplar okumayı seven biri olsam da kitap beni alıp götüremedi .

Oysa
içindeki gerçek kişiler ve gerçek savaş özellikle yabancı gözle Çanakkale Savaşı'nı görmek isteyenlerin kaçırmaması gereken kitaplardan biri haline getiriyor kitabı.

Özellikle neden savaşa katıldığını , savaşta ne yapacağını bilmeyen 20 yaşındaki çocukların ağzından anlatılınca , savaş kavramı bir kere daha gözümde anlamsızlaşıyor.

Kitap bittiğinde ;
 birilerinin  para hırsı yüzünden, inanç kisvesi giydirilerek ya da 
etnik köken bahanesi uydurularak , artık olmayan vicdanınızı neyle susturuyorsanız , hiçbirine inanmıyoruz.

Ve 
tek dileğim var ; aramızda en masum olanlar çocuklar , artık ecelsiz çocuk ölümü istemiyoruz .



24 Kasım 2015 Salı

79-BOLEYN GELİNİ-BRANDY PURDY

Çeviri:Uğur ME2HTER
1. Baskı 2012
383 Sayfa


Daha önce Boleyn Kızı /Philippa Gregory serisine ciddi anlamda önem vermiş , bu bağlamda İngiltere tarihine merak sarmış biri var karşınızda.

Boleyn Gelini'ni görür görmez , bakalım Jane kendini nasıl anlatmış dedim.

Henry Tudor 'un kadınlarını , başka bir gözle okumak isteyenler olur diye mi yazıldı?

Philippa da amma suçladı Anne'ı , biraz aklayalım sevdası mı ?

Ne amaçla yazılmış olursa olsun , o zamanları tekrar okumak güzeldi.

Kafa dağıtır, romantik takılır , +18'e takılmam diyenler okusun:D








25 Temmuz 2015 Cumartesi

60-KURT SEYT &SHURA

1. Basım 1992
45. Basım 2014
465 Sayfa


Çok okunan ve satılan kitaplardan biri , anlatılan da bir göç hikayesi.

Açık olmak gerekirse çok büyük beklentilerle okumaya başladım kitabı.

Her ne kadar bu beklentilerimi en aza indirmek adına uzunca bir süre elime almaya korksam da , geçen ay boyunca okumam sekteye uğradı ve bu duraksamayı atlatmak için çok önerilen , akıcı olduğu iddia edilen bir kitap seçerek yine beklentilerimi katmerledim.

Belki başka bir zaman olsa daha fazla etkilenebilirdim.

Ne ki Tchaikovsky 'lerin , kuğu gölü balelerinin havada uçtuğu ; Rusya, Kırım ve Türkiye üçgeninde geçen bu yaşam öyküsü beni benden almadı.

Göç öyküsü gibi algıladığımdan mı , bu kadar büyük bir aşkın akıbetinden mi, tesadüflerin fazlalığından mı bilmiyorum .

Gerçek bir yaşam öyküsü olması nedeniyle çok ta fazla eleştirmek istemiyorum.

Sanıyorum dizisi de yapılmış.

Ben diziyi de izlemedim.

2. kitabı elimde yok fakat olsa da hemen okuyacağımı düşünmüyorum.

Sanıyorum Bezmen'den okuduğum 2. ya da 3. kitap .

Fakat yazarın bağımlısı olamadım.

Not: Çok okunmuş ve çok beğenilmiş her kitabı sevmemi beklemeyin.Zevk ve renk mevzuu gibi düşünün.



10 Mart 2015 Salı

22-YABANCI- DIANA GABALDON

Çeviri:Seden GÜREL
2. Basım 2014
752 Sayfa



Dile kolay tam 752 sayfa ...

Kitabı Kış Okuma Şenliği için "700 sayfanın üzerinde " kategorisinde okuyabilirim diye almıştım.

Sonra Ayn Rand'ın kitabını okumuştum , bu kitap yerine . Şimdi dönüp bakınca 'iyi yapmışım ' diyebilirim gönül rahatlığı ile.

Dizisi yapılan , serisi olan kitaplardan biri , bir de tarihi olunca dikkatimi de sürekli üzerinde tutuyormuşum , okudum rahatladım.

Ne var ki aradığımı bulamadım.752 sayfa lakin hiç bir satırına ' hayran oldum ' ya da 'iyi yazmış ' ya da 'olsun ya kafamı dağıttı '  diyemediğim kitap olarak tarihin tozlu sayfalarına gömmek istiyorum kitabı.

Ben ki çok çerez kitap okumuş, çok beyaz dizi takip etmiş biriyim , bunun kadar memnuniyetsiz ayrıldığım olmamıştı hiçbirinden.

Neresini anlatsam , neresinden yakınsam bilemiyorum.

Kadın karakterdeki karaktersizlik mi ; 
Kadın evliyken tarih içinde yaptığı bir yolculuk  sonunda başka bir adamla evlenmesi ya da 
sevişmelerine de hadi bir şey demeyeyim
 lakin kadının dayak yedikten sonra zevk alabilmesindeki mantıksızlık mı?

Adamın babasından yediği dayaklara;
 ama haksız olarak hiç dövmüyordu , ben de çocuklarımı eğitmek için döveceğim , demesinden mi?

Adamın tecavüze uğradıktan sonra ;
 la kötüydü ama bir yandan da zevke geldim, iyi mi , demesinden mi?

Hiç bir şekilde beğendiğim bir kitap değil.

Yukarıdaki satırları bu kadar aleni yazmak istemezdim lakin bu kadar insan haklarına aykırı bir kitabın (bakın kadın hakları falan değil mesele) , bu kadar beğenilmesi , dünyada milyonlar tarafından okunması hafsalamın aldığı bir şey değil inanın.

Okumayın demiyorum , okuyun ve bunlar da yazılır mı ve beğeni alır mı diye düşünmeyin , zira oldukça popüler kitap.

Seriye devam etmeye gelince; aman çok çok çok uzun zaman elime bile almak istemediğim bir yazar olacak .

Netice ;okurken tüylerim diken diken oldu yahu , ne anlatmak istemiş ki şimdi modu :(



19 Aralık 2014 Cuma

126-HAYALET SÜVARİ- RAY BROCK

 Çeviri: Haluk GURULKAN
1. Basım 2014
480 Sayfa


Bu kitaba yorum yazmak , son yıllarda okuduğum kitaplara yorum yazmaktan daha zor.

Güz Okuma Şenliği kapsamında , 3 ay boyunca okuduğum 30 kitap içinde okuyamadığım , gitmeyen , bitmeyen tek kitap diyebilirim.

Aslında konu Atatürk olunca , ne olursa olsun okurum hem de ayıla bayıla. Ve fakat bunu okurken o kadar sıkıldım ki.

Her ne kadar yazar, 'hepsi yaşandı bunların, yalan yok , şahit bile var' dese de sonsözde, sanki inandırıcılık kısmında eksikler var , kronolojide hatalar olduğunu da özellikle düşünüyorum. Uzman tarihçi değilim ama , bugüne kadar okuduğum yakın tarh kitaplarındaki kronolojiyle tutmayan yerleri var.

Efsaneleştirerek , destanlaştırarak , abartı sanatını çokça kullanılarak yazılan kitap bana yetmedi .Yok fazla geldi.

Tarih yazarken , çok dikkatli olmak lazım gibi geliyor bana.

Tarih  yazarken , bir lideri yazarken objektif olabilmek çok önemli.

Överken de , yererken de realite kaybedilmemeli , asla sadık kalınmalı.

Benim gibi tarihi ve Atatürk'ü çok seven birine dar edebilirsiniz yoksa 480 sayfayı.

  #guzokumasenligi
#senlikbahaneokumaksahane 

29.


125- DRİNA KÖPRÜSÜ- İVO ANDRİÇ

Çeviri:Hasan Ali EDİZ
Nuriye MÜSTAKİMOĞLU

1.-16. Baskı 200-2013
17. Baskı 2014
349 Sayfa

"Oysa zarar görenler ve sömürülenler, zekalarını ve çılgınlıklarını istedikleri gibi kullanabilirler.  Bu, onların sömürenlere karşı kah sinsice , kah açıkça kullanabildikleri iki silahtır."

"İnsanlar böyledir. Çok yükselen ve yükseklerde uçanların düşmesinden adeta tat duyarlar."

"Yüreği katı ve ruhu sert olanlar çabuk ihtiyarlamazlar."

"Bugünkü kuşaklar daha çok hayatla değilde , hayat üzerine görüşleriyle meşguldü."

"Birisinin bize acı vermemesi , bizi incitmemesi için ona arkamızı çevirmemiz yetmiyordu."

*************

Yazarımız 1961'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmış, edebiyat çevrelerince de bu ödül Drina Köprüsü adlı eserine verildi gibi kabul edilmiş.

Drina Köprüsünün tarihini , bazen hayal bazen de gerçek olabilecek hikayelerle anlatmış yazar.

En iyi kitabıdır deniliyor .

İlk Andriç okumamadan kaynaklı herhalde , üslup yabancı geldi .

Bosna-Hersek , Sırbistan tarihi ne kadar ilgimi çekse de yeterli kitap okuyamadığımı düşünüyorum .

Bu kitaptan sonra bir not daha alıyorum .

Tekrar okunabilir , edebi değeri yüksek kitap mı arıyorsunuz , aramayın , çünkü buldunuz.


 #guzokumasenligi
#senlikbahaneokumaksahane 

28.


13 Kasım 2014 Perşembe

114-GARP CEHPESİNDE YEN BİR ŞEY YOK- ERICH MARIA REMARQUE

Çeviri:Nihal YEĞİNOBALI
1. Baskı 1994
2. Baskı 1998
3. Baskı 2002
4. Baskı 2006
226 Sayfa


"Evet, onların kafası böyle işliyor, dünyadaki yüz binlerce Kantorek!Demirden gençlik ha!Hiçbirimizin yaşı yirmiden yukarı değil.Ama gençlik mi?Gençlik ?Ta, gerilerde kaldı o.Biz ihtiyar adamlar olduk."

"Kafamız hala dereden tepeden düşüncelerle doluydu ve bu düşüncelerin etkisiyle hayat ve hatta savaş gözümüze romantik görünüyordu."

"Orduya katılınca on haftalık bir eğitim kursu gördük.Bu on haftanın etkisi bizim üzerimizde on yıllık okul etkisinden daha güçlü ve derin oldu.Apulet üzerindeki parlak bir yıldızın dört ciltlik Schopenhauer felsefesinden daha ağır bastığını öğrendik. Önemli olanın düşünme gücü değil de pabuç fırçası olduğunu , zekanın değil , sistemin söktüğünü , dünyanın özgürlük değil , eğitim üzerinde durduğunu fark ettik."

"Yeni açılmış gözlerimizle , eskiden öğretmenlerimizin kafamıza yerleştirmiş oldukları(Anavatan) kavramının da duman olup gittiğini gördük, çok geçmeden. Burada vatan-severlik demek , insanın en değersiz bir uşaktan bile istemeyeceği kadar mutlak bir şekilde , kişiliğini yitirmesi demekti...Selam çakmalar , hazır-ollar, resmi -geçitler, silah çatmalar, sağa marş , sola çark, topuk vur, hakaret, küfür ve binlerce küçük , adi ayrıntıdan ibaret kırtasiyecilik."

"Kropp ise daha filozof.O ,savaşın , söz gelimi boğa güreşleri filan gibi bir umumi seyir, bir çeşit maç olmasını öneriyor.Bando- mızıka çalmalı, seyircilere bilet filan kesmeliymiş. Sonra savaşan iki devletin başkan ve bakanları güreş mayoları giyip ellerine sopalar alarak dövüşe başlamalıymışlar. Kim ayakta kalırsa onun ülkesi savaşı kazandı sayılmalıymış.Kropp'a göre böylesi daha basit ve daha adilce bir çarpışma olurmuş. O şimdilik savaşlarda , en dövüşmemesi gereken kimselerin dövüştüğünü ileri sürüyor."

"Kamyonlar durmadan sarsılıyor, önündeki adamların bağırışı aralarla duyuluyor, yağmur durmadan yağıyor. Bizim başlarımıza yağıyor yağmur, cephedeki ölülerin üzerine , yarası bedeninden büyük olan küçük aceminin üzerine, Kemmerich'in mezarına yağıyor.Yağmur bizim içimize yağıyor."

"Okulda hiç kimse bize fırtınalı ya da yağmurlu havada nasıl sigara yakılacağını öğretmedi.Islak odunlarla ateş yakmanın kolayını öğreten olmadı.Süngüyü karşımızdakinin karnına saplamak gerektiğini , böğrüne saplarsak süngünün kaburgalara takılıp kalacağını okulda bir kez bile anlatmadılar bize."

"İnsan bir kere cepheyi görüp geçirdikten sonra okulu nasıl ciddiye alır?"

"Artık birbirimizi bile tanımaz olduk.Aslında  hissiz , duygusuz ölüleriz biz."

"Kamptayken eski yaşantımızı andıkça bu yaşama dönmek için adeta çıldırır, dönemedikçe isyancı olurduk. Çünkü o zaman bu anılar hala bizim bir parçamızdı.O yerler hala bizim bir parçamızdı; biz de onların .Ayrılmıştık ama kopmamıştık , henüz."

"Hem yetimler gibi kimsesiz , boynumuz bükük , hem de görmüş , geçirmiş kimseler kadar deneyimliyiz."

"O soluk benizleri , o sıkılı yumrukları , o acınacak cesetleriyle küçücük çocuklar! Cephede ne yaptıklarını bilmeden koşuşup duruyorlar ama yaralandıkları zaman bağırmayı bile gururlarına yediremiyorlar."

"Bütün askerler gibi anlar da kurşuni ceketler , pantalonlar , ağır postallar giymişler. Ama çoğuna üniformaları büyük geliyor.Üzerlerinden sarkıyor. Omuzları incecik , kendileri ufacık ...Bu çocuk ölçülerine göre yapılmış üniforma yok ki!"

"Cepheye geldiğimizde mevsim henüz yazdı ve tam yüzelli kişiydik . Şimdi ayazdan donuyoruz .Yapraklar hışır-hışır . Seslerimiz yorgun-argın yükseliyor:
"Bir...İki..Üç..Dört..."
Ve otuzikide sona eriyor."

"İnsan gözü denilen bir çift küçük noktada bazen ne derin acılar birikebiliyor.!"

"Hayattan daha değerli bu sesler benim için.Bu sesler ana sevgisinden , ölümden bile daha güçlü. Dünyada her şeyden daha güçlü, daha avutucu, bu sesler...Silah arkadaşlarımın sesleri..."

Bir gün gelir savaş sona ererse acaba babalarımız bizden neler umacaklar? Sanatımız öldürmek bizim. İlk mesleğimiz bu oldu. Yaşam üstüne bildiğimiz ölümden ibaret. Sonrası ne olacak? Bizim sonumuz ne olacak?"

#guzokumasenligi
#senlikbahaneokumaksahane 

17.

                                      

10 Haziran 2014 Salı

52-TILSIM- ROBERTO BOLANO



Çeviri :Zeynep Heyzen ATEŞ
1. Basım 2013-171 Sayfa


Uruguaylı Pedagog Alcira Soust Scaffo'nun hikayesi.

Latin Amerika'nın kanlı yakın tarihi.

Hikayenin içinde kimler yok ki , bu kitabın yazarından Che'ye ve  Latin Amerika'nın edebiyat dünyasından hayal dünyasına.

Alcira hikayemizde Auxilio (imdat ) oluyor ve kendi dünyasını yaşıyor.Ama ne hayat.

Neden "Tılsım" Sorusuna , yazar:

"Tarih , tarihçiler tarafından iğfal edildiğinde gerçekleri anlatmak sanatçılara düşer."

diyor.

2666 adlı kitabıyla tanımış ya da duymuş olabilirsiniz yazarı.

Borges ve Mailer'a benzetiliyor.

Müthiş.

***************

"Sanırım beni sevdiler, sevilmeyecek biri değilimdir, bazen sıkıcı olduğum söylenir, ama sevilmeyecek biri olduğumu söyleyen olmadı."

"....öpüşmeden aşk ne kadar dayanabilir ki?"

"....sıfata benzemeyen bir sıfattır ilginç, sıkıcı bulduğunuz ama öyle olduğunu itiraf etmek istemediğiniz bir filmi anlatmaktan, bir kadının hamileliğini değerlendirmeye kadar sayısız amaçla kullanılabilir.

Ama ilginç, aynı zamanda gizemlinin de eş anlamlısıdır ve ben gizemliden bahsediyordum."

"Kehanetlerim şunlar:

Vladimir Mayakovski, 2015 yılına doğru yine popüler olacak .

James Joyce, 2124 'te Çinli bir oğlan olarak yeniden doğacak.

Thomas Mann, 2018'de Ekvadorlu bir eczacı olarak karşımıza çıkacak.
...."