Çeviri:Nihal YEĞİNOBALI
1. Baskı 1994
2. Baskı 1998
3. Baskı 2002
4. Baskı 2006
226 Sayfa
"Evet, onların kafası böyle işliyor, dünyadaki yüz binlerce Kantorek!Demirden gençlik ha!Hiçbirimizin yaşı yirmiden yukarı değil.Ama gençlik mi?Gençlik ?Ta, gerilerde kaldı o.Biz ihtiyar adamlar olduk."
"Kafamız hala dereden tepeden düşüncelerle doluydu ve bu düşüncelerin etkisiyle hayat ve hatta savaş gözümüze romantik görünüyordu."
"Orduya katılınca on haftalık bir eğitim kursu gördük.Bu on haftanın etkisi bizim üzerimizde on yıllık okul etkisinden daha güçlü ve derin oldu.Apulet üzerindeki parlak bir yıldızın dört ciltlik Schopenhauer felsefesinden daha ağır bastığını öğrendik. Önemli olanın düşünme gücü değil de pabuç fırçası olduğunu , zekanın değil , sistemin söktüğünü , dünyanın özgürlük değil , eğitim üzerinde durduğunu fark ettik."
"Yeni açılmış gözlerimizle , eskiden öğretmenlerimizin kafamıza yerleştirmiş oldukları(Anavatan) kavramının da duman olup gittiğini gördük, çok geçmeden. Burada vatan-severlik demek , insanın en değersiz bir uşaktan bile istemeyeceği kadar mutlak bir şekilde , kişiliğini yitirmesi demekti...Selam çakmalar , hazır-ollar, resmi -geçitler, silah çatmalar, sağa marş , sola çark, topuk vur, hakaret, küfür ve binlerce küçük , adi ayrıntıdan ibaret kırtasiyecilik."
"Kropp ise daha filozof.O ,savaşın , söz gelimi boğa güreşleri filan gibi bir umumi seyir, bir çeşit maç olmasını öneriyor.Bando- mızıka çalmalı, seyircilere bilet filan kesmeliymiş. Sonra savaşan iki devletin başkan ve bakanları güreş mayoları giyip ellerine sopalar alarak dövüşe başlamalıymışlar. Kim ayakta kalırsa onun ülkesi savaşı kazandı sayılmalıymış.Kropp'a göre böylesi daha basit ve daha adilce bir çarpışma olurmuş. O şimdilik savaşlarda , en dövüşmemesi gereken kimselerin dövüştüğünü ileri sürüyor."
"Kamyonlar durmadan sarsılıyor, önündeki adamların bağırışı aralarla duyuluyor, yağmur durmadan yağıyor. Bizim başlarımıza yağıyor yağmur, cephedeki ölülerin üzerine , yarası bedeninden büyük olan küçük aceminin üzerine, Kemmerich'in mezarına yağıyor.Yağmur bizim içimize yağıyor."
"Okulda hiç kimse bize fırtınalı ya da yağmurlu havada nasıl sigara yakılacağını öğretmedi.Islak odunlarla ateş yakmanın kolayını öğreten olmadı.Süngüyü karşımızdakinin karnına saplamak gerektiğini , böğrüne saplarsak süngünün kaburgalara takılıp kalacağını okulda bir kez bile anlatmadılar bize."
"İnsan bir kere cepheyi görüp geçirdikten sonra okulu nasıl ciddiye alır?"
"Artık birbirimizi bile tanımaz olduk.Aslında hissiz , duygusuz ölüleriz biz."
"Kamptayken eski yaşantımızı andıkça bu yaşama dönmek için adeta çıldırır, dönemedikçe isyancı olurduk. Çünkü o zaman bu anılar hala bizim bir parçamızdı.O yerler hala bizim bir parçamızdı; biz de onların .Ayrılmıştık ama kopmamıştık , henüz."
"Hem yetimler gibi kimsesiz , boynumuz bükük , hem de görmüş , geçirmiş kimseler kadar deneyimliyiz."
"O soluk benizleri , o sıkılı yumrukları , o acınacak cesetleriyle küçücük çocuklar! Cephede ne yaptıklarını bilmeden koşuşup duruyorlar ama yaralandıkları zaman bağırmayı bile gururlarına yediremiyorlar."
"Bütün askerler gibi anlar da kurşuni ceketler , pantalonlar , ağır postallar giymişler. Ama çoğuna üniformaları büyük geliyor.Üzerlerinden sarkıyor. Omuzları incecik , kendileri ufacık ...Bu çocuk ölçülerine göre yapılmış üniforma yok ki!"
"Cepheye geldiğimizde mevsim henüz yazdı ve tam yüzelli kişiydik . Şimdi ayazdan donuyoruz .Yapraklar hışır-hışır . Seslerimiz yorgun-argın yükseliyor:
"Bir...İki..Üç..Dört..."
Ve otuzikide sona eriyor."
"İnsan gözü denilen bir çift küçük noktada bazen ne derin acılar birikebiliyor.!"
"Hayattan daha değerli bu sesler benim için.Bu sesler ana sevgisinden , ölümden bile daha güçlü. Dünyada her şeyden daha güçlü, daha avutucu, bu sesler...Silah arkadaşlarımın sesleri..."
Bir gün gelir savaş sona ererse acaba babalarımız bizden neler umacaklar? Sanatımız öldürmek bizim. İlk mesleğimiz bu oldu. Yaşam üstüne bildiğimiz ölümden ibaret. Sonrası ne olacak? Bizim sonumuz ne olacak?"
#guzokumasenligi
#senlikbahaneokumaksahane
17.