Nihal YEĞİNOBALI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nihal YEĞİNOBALI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Nisan 2018 Pazar

EMMA -JANE AUSTEN

Çeviri : Nihal Yeğinobalı 
1. Basım 2007
8. Basım 2015
480 Sayfa

"Doğru davranana herkes saygı duyar."

"Çekilmez bir kendini beğenmişlikle herkesin kendi duygularını okuyabildiğine inanmış , bağışlanmaz bir küstahlıkla herkesin yaşamını biçimlendirmeye kalkışmıştı . Her konuda yanılmıştı."

Elif'in sevdim dediği kitabı okumazsam olmaz , standart prosedür haline geldi artık.

Austen de , "en sevdiğim " dediyse var bir hikmeti demiş olabilirim.

Tam bir İngiliz klasiği kitap , tam bir Austen kitabı fakat asla bir Gurur ve Önyargı olamayacak gözümde ki o kitap benim için bir klasikten çok daha fazlasıdır.

Bu kitap iyi , bir kere klasik okumayı sevenlerin atlamaması gerektiğini düşünüyorum , ama eğer ki klasik okumayı sevmiyorsanız hiç bulaşmayın derim.

Uzun betimlemeleri , gereğinden uzun kişi tasvirler ama gerekli kişilerin üzerinden hafifçe temas ile  yetinilmesi ile ve hatta gereğinden  hızlı bir son ile biten tam anlamıyla XVIII. yüzyıl İngiltere'sinin anlatıldığı kitabı 4 günde okuduğum ve neredeyse elimden bırakamadığım söylenebilir.

Çevirinin kalitesine de bu kitap için değinmek zorunluluğu hissediyorum , eğer Nihal Yeğinobalı ismi varsa çeviri de artık sanırım kendimi çok garantide hissediyorum , biliyorum ki asla çeviride hüsrana uğramayacağım .

Austen'in Emma için okuyan bütün kadınların nefret edeceği bir karakter olacak önermesi tarafımdan kabul görmüştür :D

Belki nefret çok sert bir terim ama sevmedim Emma'yı karakter olarak  :D

10 Mayıs 2016 Salı

45-ÇILGIN KALABALIKTAN UZAK-THOMAS HARDY

Çeviri:Nihal YEĞİNOBALI
1. Basım 1984
6. Basım 2015
491 Sayfa

"Aşkta edilen tövbe ne kadar vurgulu olursa, kesinlikten o kadar uzaklaşır."

Klasiklerden bu kitabı alırken , benim okumadığım nadir kitaplardan biri diye düşünerek almıştım. 

Fakat benim aldığım kitap farklı yayınevindendi .

Yeğenin aldığı bu kitapla kıyaslayınca sayfa sayısının bende daha az olduğunu gördüm , belki kısaltılmış falandır dedim ve yeğenin edindiğini okumaya karar verdim.

Çok iyi yapmışım diyemiyorum çünkü diğerini okumadım :D

491 sayfa olan kitap , tam bir klasik. Uzun uzun doğa ve çevre betimlemeleri olan ,konusunu aşktan alan , entrikların bol olduğu bir klasik hem de .

Bir Jane Eyre değil tabii ki :D

Yine de benim gibi henüz okumamış klasik severler için ilaç niyetine okunmalı.

Klasik sevmeyenlerin ise kesinlikle uzak durması gereken kitaplarından biri , zira o kadar çok betimleme var ki kitapta , benim bile yorulduğum anlar oldu.

Bir de çeviri için çok fazla yazmaktan hoşlanmıyorum , üstelik çevirmenin daha önceki kitaplarından da okumuşluğum var fakat bu kitabı yavaş okutan diğer  faktörün çeviri olduğunu  düşünüyorum .Oysa dediğim gibi hem yayınevi, hem çevirmen konusunda oldukça güvendiğim isimler söz konusu fakat aşağıdaki cümleye bir bakın ve bana lütfen benim algılamamda bir sorun olduğunu söyleyin. Ya da orijinalinden okuyanınız varsa lütfen beni aydınlatsın.

"Görünüşe bakılırsa, çoğu erkekler, kadına başka yoldan sahip olamayacakları için evlenirler; çoğu kadınlar da bir erkeğe sahip olmadan evlilik durumuna geçemeyecekleri için kocaya varırlar."

Neyse tüm mırın kırınlarıma rağmen , hele de lise dönemimde okumamış olduğumu farkettiğim bir klasik okuduğum için mutluyum.

Kitapla kalın :)


6 Ocak 2016 Çarşamba

1-NAR EVİ - OSCAR WILDE

Çeviren:Nihal Yeğinobalı
Resimleyen:Mustafa Delioğlu
1. Baskı 2010
137 Sayfa


"Bu dünyanın yükü öyle ağır ki tek bir insan taşıyamaz ; dünyanın derdi öyle büyüktür ki tek bir yüreğe sığamaz."




İstanbul'a gelirken Kerem bazı kitaplarını bırakmak istedi.Fakat benim O'nun kitaplarından bırakmaya gönlümün elvermedikleri oldu.

İşte o kitaplardan biri, Nar Evi.

Can Yayınlarının Klasik Dünya Edebiyatı , Öykü türünde yayımladığı kitap harika.

İnanılmaz güzel öyküler var içinde.

En sevdiğim , en son ve en uzun öyküsü Balıkçı İle Ruhu oldu.

Üzerinde en çok düşündüğüm de öyle.

Aslında bu kitabı okuyan ya da Wilde'ın o öyküsünü okumuş biri ile konuşmayı çok isterdim ya da Can yayınlarından biriyle.

Yılın ilk kitabı biterken , aklımda düşünceler :D 

sevgiyle , kitapla...





13 Kasım 2014 Perşembe

114-GARP CEHPESİNDE YEN BİR ŞEY YOK- ERICH MARIA REMARQUE

Çeviri:Nihal YEĞİNOBALI
1. Baskı 1994
2. Baskı 1998
3. Baskı 2002
4. Baskı 2006
226 Sayfa


"Evet, onların kafası böyle işliyor, dünyadaki yüz binlerce Kantorek!Demirden gençlik ha!Hiçbirimizin yaşı yirmiden yukarı değil.Ama gençlik mi?Gençlik ?Ta, gerilerde kaldı o.Biz ihtiyar adamlar olduk."

"Kafamız hala dereden tepeden düşüncelerle doluydu ve bu düşüncelerin etkisiyle hayat ve hatta savaş gözümüze romantik görünüyordu."

"Orduya katılınca on haftalık bir eğitim kursu gördük.Bu on haftanın etkisi bizim üzerimizde on yıllık okul etkisinden daha güçlü ve derin oldu.Apulet üzerindeki parlak bir yıldızın dört ciltlik Schopenhauer felsefesinden daha ağır bastığını öğrendik. Önemli olanın düşünme gücü değil de pabuç fırçası olduğunu , zekanın değil , sistemin söktüğünü , dünyanın özgürlük değil , eğitim üzerinde durduğunu fark ettik."

"Yeni açılmış gözlerimizle , eskiden öğretmenlerimizin kafamıza yerleştirmiş oldukları(Anavatan) kavramının da duman olup gittiğini gördük, çok geçmeden. Burada vatan-severlik demek , insanın en değersiz bir uşaktan bile istemeyeceği kadar mutlak bir şekilde , kişiliğini yitirmesi demekti...Selam çakmalar , hazır-ollar, resmi -geçitler, silah çatmalar, sağa marş , sola çark, topuk vur, hakaret, küfür ve binlerce küçük , adi ayrıntıdan ibaret kırtasiyecilik."

"Kropp ise daha filozof.O ,savaşın , söz gelimi boğa güreşleri filan gibi bir umumi seyir, bir çeşit maç olmasını öneriyor.Bando- mızıka çalmalı, seyircilere bilet filan kesmeliymiş. Sonra savaşan iki devletin başkan ve bakanları güreş mayoları giyip ellerine sopalar alarak dövüşe başlamalıymışlar. Kim ayakta kalırsa onun ülkesi savaşı kazandı sayılmalıymış.Kropp'a göre böylesi daha basit ve daha adilce bir çarpışma olurmuş. O şimdilik savaşlarda , en dövüşmemesi gereken kimselerin dövüştüğünü ileri sürüyor."

"Kamyonlar durmadan sarsılıyor, önündeki adamların bağırışı aralarla duyuluyor, yağmur durmadan yağıyor. Bizim başlarımıza yağıyor yağmur, cephedeki ölülerin üzerine , yarası bedeninden büyük olan küçük aceminin üzerine, Kemmerich'in mezarına yağıyor.Yağmur bizim içimize yağıyor."

"Okulda hiç kimse bize fırtınalı ya da yağmurlu havada nasıl sigara yakılacağını öğretmedi.Islak odunlarla ateş yakmanın kolayını öğreten olmadı.Süngüyü karşımızdakinin karnına saplamak gerektiğini , böğrüne saplarsak süngünün kaburgalara takılıp kalacağını okulda bir kez bile anlatmadılar bize."

"İnsan bir kere cepheyi görüp geçirdikten sonra okulu nasıl ciddiye alır?"

"Artık birbirimizi bile tanımaz olduk.Aslında  hissiz , duygusuz ölüleriz biz."

"Kamptayken eski yaşantımızı andıkça bu yaşama dönmek için adeta çıldırır, dönemedikçe isyancı olurduk. Çünkü o zaman bu anılar hala bizim bir parçamızdı.O yerler hala bizim bir parçamızdı; biz de onların .Ayrılmıştık ama kopmamıştık , henüz."

"Hem yetimler gibi kimsesiz , boynumuz bükük , hem de görmüş , geçirmiş kimseler kadar deneyimliyiz."

"O soluk benizleri , o sıkılı yumrukları , o acınacak cesetleriyle küçücük çocuklar! Cephede ne yaptıklarını bilmeden koşuşup duruyorlar ama yaralandıkları zaman bağırmayı bile gururlarına yediremiyorlar."

"Bütün askerler gibi anlar da kurşuni ceketler , pantalonlar , ağır postallar giymişler. Ama çoğuna üniformaları büyük geliyor.Üzerlerinden sarkıyor. Omuzları incecik , kendileri ufacık ...Bu çocuk ölçülerine göre yapılmış üniforma yok ki!"

"Cepheye geldiğimizde mevsim henüz yazdı ve tam yüzelli kişiydik . Şimdi ayazdan donuyoruz .Yapraklar hışır-hışır . Seslerimiz yorgun-argın yükseliyor:
"Bir...İki..Üç..Dört..."
Ve otuzikide sona eriyor."

"İnsan gözü denilen bir çift küçük noktada bazen ne derin acılar birikebiliyor.!"

"Hayattan daha değerli bu sesler benim için.Bu sesler ana sevgisinden , ölümden bile daha güçlü. Dünyada her şeyden daha güçlü, daha avutucu, bu sesler...Silah arkadaşlarımın sesleri..."

Bir gün gelir savaş sona ererse acaba babalarımız bizden neler umacaklar? Sanatımız öldürmek bizim. İlk mesleğimiz bu oldu. Yaşam üstüne bildiğimiz ölümden ibaret. Sonrası ne olacak? Bizim sonumuz ne olacak?"

#guzokumasenligi
#senlikbahaneokumaksahane 

17.