17 Şubat 2021 Çarşamba

GIOVANNI'NİN ODASI -JAMES BALDWIN

Çeviri: Çiğdem Öztekin


"Ne yaparsam yapayım, içimde bir başka ben yaşıyordu, yaşamındaki sorun karşısında dehşetten buz kesmiş, kaskatı kalmış bir ben."

"...alabildiğine yaşandığında özgürlük kadar dayanılması güç bir şey yoktur."



1956 'da yazılmış roman,  o zaman için bile birkaç tık üzerindeymiş genel kabul görmüş toplum kabullerinin. "Bile" dedim ama günümüzde bazı kesimlerde bir hayli kabul ediliyor bence aynı cinsler arasındaki ilişkiler ya da sevgiler. Bazı kesimler kabul ediyorsa da bazıları da tam aksi yönde reddetmeye meyilliler, ama konumuz onlar değil. Belki de olmalı ama... 

Neyseee, biz kitaba gelelim, aslında kitapta anlatılan hikaye oldukça gerçekçi, bakmadım ama biyografik ögeler taşıması muhtemel gibi geldi bana, ya da yazar empatikliğini dibine kadar yansıtabilmiş.  İşin aslı, kitabın özeti : Hetero seksüel bir ilişki içindeki erkeğin, homoseksüel bir yaşam kesiti ile hayat sorgulamalarını bulacaksınız kitapta. Ben kahramanın bazı davranışlarını hiç anlamadığımdan zira erkek değilim ve biliyorum ki sadece "gender" değil aramızdaki farklılık, mantalitemizde de ciddi anlamda ve boyutta aykırılıklar mevcut.

 Her ne kadar gerçek anlamda hetero bir yaşam sürsem de, kabul etmeliyim ki tam bir Yaoi sever, ciddi bir BL kolik, ve sevdanın her türüne saygısı olan bir bireyim. Yine de bazen bazı haller oluyor ki muhatapları alıp karşıma uzun nutuklar atmak geçiyor içimden;
"bak güzel kardeşim ne güzel sevmişsiniz ve kavuşmuşsunuz, uz durun ve bu sevginin kıymetini bilin", gibisine.
Ya da daha pratik eylemlerde bulunmak; ikisinin kafalarını biribirine vurmak gibi, geçmiyor değil aklımdan, ancak şiddetin her türüne şiddetli biçimlerde karşı olduğumdan, üstüne bir de "bana ne birader, benim derdim mi sanki" deyip çok güzel 3 Maymundan biri olabilirim. Ay ay nerelere geldi konu. 

Neyse özetle: Çok sevmedim kitabı, çünkü ana karakteri fazlaca bencil buldum, ayrıca sanki bir şey eksik hissi kısacık olan kitapta hep aklımda idi, neden bilmem, okuyanlar fikir beyan ederler ise çok bahtiyar olabilirim tabii. 

Sevgiyle, kitapla kalın, adalet ne yazık ki bize uzak ama adil olana yakın olun, ve layıkıyla yapın her ne yapıyorsanız, sağlıklı anlar dilerim.



 

14 Şubat 2021 Pazar

BİR KİTAP BİTİMİ- BİR MEVSİM GEÇİŞİ

⇨Ağır ironi, alay, eğlence hali içerir  o sebepten çok ta ciddiye almayın!
*Kerem: Benim 1 tanecik yavrum olup 19 yaşındadır :)
👆Bir sevgililer gününde, özel olarak paylaşılması gereken postlardan değildir!


Henüz çok yakın bir zamanda, geçen ay hatta, bir post ile Şampiyon adlı kitabı okuyuş serüvenimi paylaşmıştım sizlerle.
*Kerem’den 3 yıl sürmeyeceğine dair ettiğim yeminlere binaen alabildiğim serinin 4. kitabı olan Asi, uzun okuma mücadelelerimden sonra bitmiştir. Bu mücadeleleri verdikçe eskiden bir günde bunun gibi iki kitabı okuyup bana mısın demediğim günlerim geliyor aklıma, hey gidi günler hey diyesim geliyor, siz gençler bilmezsiniz amma 👎😏
Yine konuyu saptırma, sizleri gittiğinizi sandığınız yoldan alıkoyma, o kadar kıymetli vaktinizi gereksiz uzatmalar kullanarak çalma yazılarından sonra seriye genel bir bakarak olalım sonrasında sıra gelirse inş özel olarak Asi kitabını da inceleriz!

Seri güzel, gerçekten yani, biraz açlık oyunları havası esmiş olsa da başlangıçta sonuna doğru bir Ursula L. Guin rüzgarı ile finişe ulaşılabildiği ayırdına vardım ben, her türlü okunur, hatta bir iki söz var 
içinde ki iki satır sonra büyük ihtimal ile onları da yazarım,  sosyal mesaj olsun, ismine binaen iktidara muhalif tavırlar olsun az buçuk yazarımız eklemeyi uygun görmüş. İyi de yapmış ben şahsen isyana eğer dozunda yapılırsa karşı değilim ama dozu ben belirlerim :D 
‘Erkek adam, kitaplarının arasına çiçek koymazdı. Sıkıntılarını arkadaşlarına anlatmazdı. Erkek adam dişini sıkar, kalbi içinde solup toz olana kadar konuyu değiştirirdi.’

‘Dürüstlüğü hiç ödüllendirmeyen bir sistemde açık açık konuşmak bir tür cehennemdi.’

Evet kitaba da baksak özel olarak, seriyi de incelesek genel olarak netice değişmeyecek, distopik bir seri olup, ergenusların ve benim gibi ergenliğini vaktinde yaşamamış sonra da ömrünü ergen hissiyatını anlamaya adamış kişiler için oldukça sevilesi ve okunası, kendisi okumuyor ise de blogumu,

 thank you yavru :) 



Devamı var kaçmayınız!
Kitaptı, yemekti derken hemen her gün eğer muhalif havanın bize aykırı gideceği yoksa yürüyüşe çıkıyoruz Bey’imlen, kendi Bey’im diye söylemiyorum bir hayli ‘kurtlu’ olup evde oturmaya kesinlikle tahammül edememektedir, buna istinaden mecburi olarak ne kadar kır- bayır varsa 4 aydır defaatle hatim edilmiş, mevsime uygun çiçekler tarafımdan yüzlerce kez fotoğraflanmıştır.
*Kurtlu=evde duramayan, gezmeden yapamayan mealinde kullanılmıştır :)
Yine önceki gün şu veledi görüp ve ne yazık ki sahibinin bütün onayına rağmen yanımıza gelmemesine rağmen, burada muhakkak surette bulunması lazım geldiğini düşündüm.
Ardından da bugün bu harikulade manzaraya uyanmak mümkün olunca, sizler de kusur kalmayın ve muhakkak bu manzaranın keyfini bir fotoğraf karesi ile de olsa sürün istedim.

Bugün okuduğunuzdan da anladığınız gibi 1900’lerin ortası ruh halindeyim, sevgililer gününüz de kutlu olsun o halde :D 
Kafalar karışık, o sebepten dağınıklığımın kusuruna bakmayınız!









 

7 Şubat 2021 Pazar

YAZIN VE YAŞAM- TAHSİN YÜCEL

2. Baskı 2009


"Suçu yapıtlara, sanatçılara yüklemeden önce, kendi ölçülerimizi yeniden gözden geçirmemiz gerek."

Gerçekleri konuşmak gerekirse, Tahsin Yücel bu kitaptaki denemelerinde edebiyat ve yazın yaşamında ne kadar ileri bir yerde olduğunu satırları ile aktarabiliyor okura, çok derin , oldukça yetkin...


"Söz, Benviste'nin tanımına uygun olarak, aynı zamanda hem anlamı, hem de göndergeyi kapsadığı sürece anlaşmayı sağlayan şeyse, belli bir duruma gönderdiği ölçüde anlamlıysa, belli bir durum, belli bir nesne, belli bir gerçek gönderge olarak alınmadıkça, anlam anlaşılır kalsa bile, gönderge belirlenmeyeceğine göre , gerçek anlaşma olmayacaksa, anlaşılır olmak, anlaşmanın yeterli koşulu değil demektir."

Ve üstteki cümleden de anlayacağınız üzere inanılmaz dolaylı anlatılagelmiş teknik edebi literatür hakim kitaba, bu sebepten ötürü akademik alanda edebiyat ile ilgilenenler için okunması elzem olsa da, genel bir kitapsever iseniz okumasanız da olur. 

Kitap iki kısıma ayrılmış, ilk bölüm daha ziyade edebi kritikleri içermekte hatta hemen her okurun bildiği bazı tanıdık isimler ve eserleri kritik edilmiş demek belki de mümkün, bu açıdan enteresan tespitler ile okuru yakalamış Yücel. 

İkinci kısım ise yazarın gene eleştri türü yazılarından oluşmakta ise de bu defa daha çok inanç, değer yargısı vs. konuları etrafında konumlanmakta. 

Benim akademi üzerine hayallerimin bitmesi ile "niye okuyorum artık bunları" balonu başımın üzerinde kıpraşırken okuduğum bu kitaplar,  amaçsız okunacak cinsten olmasalar da benim gibi neredeyse 1 (yazıyla bir yıl / yani neredeyse 12 ay/ yani yaklaşık 300 gün ) yıldır okuyamama halinden yeni çıkmışsanız ne bulsanız okursunuz ayıla bayıla :D

Toparlayacak olursam, özel olarak akademik alanda edebiyat ile ilgilenmiyorsanız, spesifik olarak eleştri okumak takıntınız yok ise pas geçebilirsiniz kitabı, ama yazarın önemi ve edebiyatımızın neresinde konumlandığını mutlaka öğrenmenizi dilerim. Ben anlatacak değilim tabii ki :) Google'layın anacım :D