1. Basım başka bir yayınevinde 2000 yılında yapılmış, Can Yayınlarının bu baskısı ise 1. baskı ve 2008 yılına ait. Ve 264 sayfa.
"Kendini sökülmüş bir gelecekle, sona ermemiş bir geçmiş arasında hissediyordu."
Gerçekten de kitabın ana karakterinin en az üst alıntıdaki kadar ikilem içinde olduğunu kitabın her satırında görebiliyorsunuz. Kitapta anlatılan/tasvir edilen iki şehir; biri Prag diğeri İstanbul.
Önce sevgili olabilmekten başlayan, Hermes Trismegistus'tan dem vuran, Kral Rudolf'ta demlenen, simya ne alaka dedirten, imgelerden, yengelerden, karışık bir tür.
"Kopuk kopuk bir hikayeydi ortaya çıkan. Zamansal bir bütünlük yoktu, birkaç gün, birkaç hafta önce yaşananlar, yıllar öncesiyle karışıyor, sıradan ayrıntılar temel olay örgüsüne baskın çıkıyordu. "
Tam olarak üstteki alıntı gibi işte. Okuması da zor bence anlaması da. Çok uzun zamandır, bu kitabın tekniği ne ola ki? sorusunun benim için bu kadar çetrefilli hale geldiği bir kitap okumadım sanırım. Bir an akışa kapılıp okumayı derinleştirebilirken bir an sonra anlatıdan kopup gittiğimi hissedip satır başına, olmadı paragraf başına, o da olmadı bölüm başına gidip gidip geldiğim bir okuma. Bir şey gelecek hissi ile belki bir yerde kırılacak umudu arasında uzadıkça hikaye bende bir iç yılgınlığı yaratmadı değil.
"Binlerce kitabın ortasında yaşıyorum, dedi. Sık sık umutsuzluğa kapılıyorum. Kitaplarım okuma yeteneğimden çok daha hızlı çoğalıyor. Zamanımın yetmeyeceğini, her birine asla yetişemeyeceğimi biliyorum. Evreni içeren bu nesneler başımı döndürüyor . Hangi birine el atacağımı şaşırıyorum. Her konuya uzanmaktan vazgeçtim, ama kendi kendime koyduğum sınırlar bile çok geniş. Bu engin dünyada yine ufacık kalıyorum."
Yukarıdaki satırlar Eray isimli karaktere ait, yan role layık görülmüş niyeyse, fakat ben bu karakteri merak ediyorum. O'nun anlatımını içeren bir kitap okumayı isterdim. Ya da O'nu tanımak/ O'nu bilmek isterdim. Hem de öyle göndermesiz, anıştırmasız bir hikayede. Öyle yalın bir anlatı, çetrefile, ille de yazım ustasıyım göstermelerine gerek olmadan, ne güzel olurdu.
Siz yine de bana bakmayın efem, belki de siz seversiniz :)
Sevgiyle, sağlıkla ve pek tabii kitaplarla kalın...

