Sevgili blog dostu, kitap aşığı, bloguma hoş geldin. Ben de hazır sizi bulmuşken, BKK etkinliği kapsamında okuduğum kitaptan bir miktar bahsedivereyim.
"Şimdi anlıyorum ki, üniversiteye gitmenin ve bir eğitim almanın en önemli nedenlerinden biri, tüm hayatımız boyunca doğru olduğuna inandığımız şeylerin doğru olmadığını ve hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını öğrenmekmiş."
Bazı kitaplar vardır; duyarsınız, bilirsiniz, fakat bir türlü eliniz erip okuyamazsınız. Benim için işte o kitap, bu kitaptır. Fakat siz, benim yaptığımı yapmayın, ve okumak için bu kadar uzun süre beklemeyin. Zira bazı handikaplarına rağmen muhakkak okunması gereken, size aynı olaylara farklı perspektiflerden bakma şansı verebilecek, okuduklarınızı hissettirebilecek, empati yeteneğinizi besleyebilecek, ve pek tabii, yaşamda çokça karşılaşabildiğiniz fakat dikkat etmediğiniz durumlar içinde kendinizi görmenizi sağlayacak bir ayna olacak diye düşünüyorum.
“Şimdi boş vakitlerimin çoğunu kütüphanede okuyarak ve kitapları adeta sünger gibi içime çekerek geçiriyorum. Herhangi bir konuya özel bir şekilde odaklanmıyorum, sadece Dostoyevski, Flaubert, Dickens, Hemingway ve Faulkner’dan – elime ne geçerse – bol bol hayal ürünü romanlar okuyor ve hiç bitmeyen bir açlığı doyurmaya çalışıyorum.”
Kitabı konusu itibarı ile detaylıca anlatmış olan; aynı zamanda Aralık ayı BKK 'nın ev sahibi ve BKK okumalarını başlatan Dövüşürken Hanımefendi Değilim 'in bloğuna bir bakmanızı salık vereyim. Bu fırsattan istifade, kendisine, bir kere daha bu kitabı okumama vesile olduğu için teşekkür edeyim.
Bu kitabın bendeki yansımalarından bahsedecek olursam:
Öncelikle hikaye birinci ağızdan anlatılıyor, bunun farkında olmak önemli, zira kahramanımız mental retardasyonlu, 32 yaşında bir erkek. Yazım yanlışları, gramer hataları ile, "noluyo ya!" diyerek başlayacağınız kitap, kahramanımızın geçireceği bir operasyon akabinde yaşadığı akıllanma süreci ile devam ediyor, fakat bu süreç o kadar ileri gidiyor ki, ameliyatı yapan Prof.lar "Noluyo ya!" demeye başlıyor.
Bu aşamalarda, özellikle çalıştığı ortamdaki "normal" bireylerin kendine olan yaklaşımlarındaki değişimden tutun, aile bireylerinin, bilhassa anne ile olan ilişkilerin hatırlanması ile okura analık hissiyatı sorgulatan kitabımıza -bir de aslında bu hikayede bence gereksiz kalmış-, bir aşk hikayesi karışıyor. Bu noktada "gereksiz" kelimesi yerine, yersiz uzatılmış demek daha doğru olacak gibi...
“Sevgi ve şefkat eli değmeyen zeka ve eğitim beş para etmez.”
Kendi adıma, bu yıl okuma serüvenlerimde bana eşlik eden kitaplardan genel itibariyle memnunun, bu kitabı da memnuniyet vesilesi olanlardan biri saydığımı söylemekten çekinmeyeceğim. 2022'nin son kitabı olarak bu kitabı paylaşıyorum. 2023 daha güzel, daha sağlıklı, daha umutlu ve şansın da yüzümüze güldüğü bir yıl olsun. Hepimizin güzelliklere doyacağımız, yeniden umutlar beslemeye başlayabileceğimiz, sürprizli bir yıl olsun. Selametle...
“Korkuyorum. Hayattan veya ölümden veya hiçlikten değil, hiç var olmamışım gibi o ışığı harcamış olmaktan korkuyorum. “

