25 Mayıs 2017 Perşembe

16 OCAK GECESİ -AYN RAND


Çeviri:İzzeddin ÇALIŞLAR
1. Baskı 2003
114 Sayfa


"Sana bir şey ifade etmeyen birine aşık olamazsın. Ölümcül bir  yalandır bu .Bir insanı farklı değerlerinden dolayı seversin ve bunlar senin de değerlerin olur .Aşk kişisel yaratıcılığın en iyi yardımcısıdır."


Ön sözünü  İzzeddin Çalışlar yazmış. Ama keşke arkaya koyulabilseymiş. Neyse aklınızda olsun , kitabı bulmanız zor ama olur da elinize geçerse , ön sözü en son okuyun derim.

Ayn Rand , Atlas Silkindi'si ile gönlüme taht kuran ,bütün kitaplarını edinmeye çalıştığım yazar. Bu bulabildiğim 3. kitabı , zira Plato Yayıncılık resmen tekrar basmamak için mücadele halinde .

Bulabilmek neredeyse imkansız , bulunanlar da maşallah  fiyatlarıyla akıllara ziyan.

Gelelim kitaba;
bu bir oyun aslında.

Evet bildiğiniz tiyatro oyunu metni, ama işte Ayn Rand yazınca öyle güzel bir şey oluyor ki :D

Şimdi Ayn Rand deyince hemen emperyalizm falan demeyin , zira kendi deyimiyle " nesnel gerçeklik üzerine kurulu" felsefesi.

Oyunun adı da aslında Çatı katı Efsanesi , ne ki yayımcısına kabul ettirememiş bu ismi.

Keyifli , okursanız/okuduysanız , sonunda sizin kararınız ne oldu onu da yazıverin :D

24 Mayıs 2017 Çarşamba

HUZURSUZLUK- ZÜLFÜ LİVANELİ





1. Basım 2017 Ocak
154 Sayfa

"Bütün Orta Doğu'nun adeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz."

"Başında siyah bir yas örtüsü , üzerinde mavi bir hırka ve omuzlarında, şairin de dediği gibi keder, sonsuz bir keder."

"Annemin bildiği din, namazdan, oruçtan, zekattan , fitreden , fakirlere yardım etmekten ibaretti .Aklı başka bir şeye ermezdi bu yaştan sonra . Bu yüzden aslında IŞİD'in İslam adına kafa kestiğine inanmazdı."

**********

Yine yeğenden tırtıklayarak okuduğum , sahip olmanın dışında okunması gerekenlerimin arasında olan bir kitaptı.

Livane'li'nin hemen tüm kitaplarını okudum ama hiç çıktığı yıl okuduğum kitabı olmamıştı sanırım.

Hem müziğini hem de kalemini severim.

"Yazar bu kitabında Orta Doğu 'yu ele almış. ",
gibi bir klişeyi yazmayacağım zaten alıntıları okuyanlar bunu yazmama gerek kalmadan mevzuyu anladılar.

Zira yazar'ın genelde yurduma has problemleri ele almak gibi bir misyonu da var , bunu kabullenmek lazım.

Gerçi bence daha çok yazılmalı bu mevzuda ama yazacak adam az bizde , olanlarda zaten ...

Neyse hikaye güzel de , bir sevda masalına bağlamasa daha iyiydi sanki , bir de karakterin kadınlar hakkında pek tutarsız düşünceleri olduğunu düşündürttü bana .



23 Mayıs 2017 Salı

FESHANE -İSMEK- KİTAP KAFE


Bilenleriniz biliyor ya , bilmeyenler için boş zamanlarımda :) A.Ö.F. Edebiyat 2. sınıf öğrencisi olduğumdan , ve bölümde Osmanlıca Derslerini vermek zorunluluğu bulunduğundan , İsmek'in Osmanlıca kurslarına gidiyorum Ekim'den beri. 

Bu Pazar günü için Öğretmenimiz , Feshane'de Osmanlıca okuma yarışması olduğunu , kursumuzdan 5 kişiyi götüreceğini söyledi.

Pazar Günü 13.00'te Kağıt Salıncak'la (Yeğenim oluyor ) Feshane'deydik.




İsmek'in bir çok branşı olduğundan , genel olarak bir gezmek istedik.


Salıncak bu odaya bitti.:D




Dediğim gibi pek çok branşı var , biz bir kaç kare yakaladık sadece.


O karelerden en beğendiklerimi ekliyorum , umarım hoşunuza gider.



İstanbul'da iseniz , uğramadan geçmeyin derim.
Yarışma kısmını anlatmıyorum , anladınız siz onu :D



Yarışmadan sonra , daha önce alan çalışmasında gördüğümüz bir kafenin yakınlarda olduğunu hatırlayıp , uğrayalım dedik .



Eyüp'teki bu Kitap Kafe'yi de tamamen siz sevgili takipçilerim :)))(hülolooghlsngbfa) için ekliyorum.



Biz oldukça beğendik mekanı , Salıncak Çilekli Limonata, ben Moka tercih ettim.



İsmek'in kafesini kurstan arkadaşlar ile talan etmesek , tatlıları da deneyecektik ama yolumuz düşerse bir dahaki sefere diyerek veda ettik.

Kasanın üzerindeki yazıyı çok beğendik , Nazım'ı zaten eskiden de severdik :D



Yolunuz düşerse bir kahve, bir çay içmeden geçmeyin der, hepinizi yeni mekanlarda, kitap olan her yerde görmeyi dilerim .





22 Mayıs 2017 Pazartesi

SANA SÖYLEYEMEDİĞİM HER ŞEY -CELESTE NG

Çeviri:Zeynep YEŞİLTUNA
1. Basım 2015
336 Sayfa

"Sevgin ve umutların o kadar büyük oluyor ki , sonunda elinde avucunda bir hiç kalıyordu."

Ben bu kitabı okumaya başlarken , instagrama koyduğum fotoğrafın altına bir iki arkadaş , ebeveynlerin okuması gerekir falan yazmıştı.

Evet ben de bir ebeveynim ya ilk başlarken , nasıl ders alırım , neresini kendimle bağdaştırabilirim diye bir kasıldım.

Ama bu kitap öyle bir aktı , ben o kadar çok sevdim , öyle çok etkilendim ki , ders alma kısmını kaçırdım.

Bilmiyorum benimle mi alakalı , yeğene de okutuyorum şimdi , bakalım o da etkilenecek mi benim gibi.

Çok sevdim , yazarın ilk kitabı olmasına , birden fazla konu anlatmaya çalışmasına rağmen hem de .




19 Mayıs 2017 Cuma

Fedailerin Kalesi ALAMUT -VLADIMIR BARTOL







Çeviri: Ender Nail
1. Baskı 2012
510 Sayfa



"Esasen her türlü tarikat , mensuplarını aldatma üzerine kurulur."

"Hiçbir şey gerçek değil, her şey mubah."

"İnsan hayatının tamamını dört duvar arasında geçirebilir. Kendisini tutsak olarak hissetmediği müddetçe tutsak sayılmaz. Ama kainatın sınırsız büyüklüğünü, milyonlarca yıldızı, galaksiyi  görüp , onlara asla erişemeyeceğini bilen biri için koskoca dünya hapishaneden farksızdır."

**********
Şimdi eğer bu kitabı bir tarih kitabı olarak okumak isterseniz yanılırsınız , yani tarihi gerçekler yok değil ama tamamını gerçek olarak kabul etmenin de imkanı yok.

Fakat roman olarak bile Haşhaşi'leri okumak keyifli.

Enteresan bir keyif , haşhaş çekmiş kadar değildir büyük ihtimalle , yani kafa yapıcı bir durumu yok kitabın.

Fakat ben sevdim , gerçekten sevdim .

Aslında son zamanlarda dikkatimi celbeden tarih okumalarım içinde en çok merak ettiklerimden biri Hasan Sabbah ve Haşhaşi'ler , tabii bu merakı gidermek için bu kitap yeterli değil , ama tarih okumalarım yavaş yavaş ilerleyecek diye düşündüğümde  iyi başlangıçlarımdan biri olarak kabul edebilirim .

Gerçi roman olarak baksanız bile , oldukça düşündürücü bir kitap .

Son günlere biraz fazlaca uyan yanları da yok değil , sanırım "tarih tekerrürden ibaret" sözünü artık kabul etmek gerekir :( 





17 Mayıs 2017 Çarşamba

OSMANLI SARAYLARI , SARAY HAYATI VE HAREM -YAVUZ BAHADIROĞLU





1. Basım 2013
322 Sayfa

Topkapı Sarayı'nı daha önce 1 defa gezmiş fakat harem dairesi tadilatta olduğundan girememiştim.

Bu yıl , bildiğiniz üzere , Osmanlıca derslerinde alan çalışmaları yapıyoruz , bunlardan biri de Topkapı Sarayı'na idi. 

Ve işin güzel kısmı Harem dairesi açıktı, gerçi tam açık demek doğru olmayabilir , kısmen açıktı.

Saray hayatını ilginç bulmuşumdur her zaman , sadece Osmanlı'da da değil , Çin , Kore , Japon ve İngiliz saraylarını da ilginç bulurum .

Bu gezinin akabinde Saraylar ile ilgili bir kitap okumak istediğimde , sipariş ettiğim sitede ilk önerilenlerden biri bu kitap oldu.

Aslında o dakika anlamalıydım ve fakat anlayamadım.

Kitaba başladıktan sonra , Yazar'ın notu dikkatimi çekti , kendisine , "Tarihi Sevdiren Adam " derlermiş.

Biraz ilerleyince  Mustafa Armağan okuyormuşum  hissi oluştu bende , tam böyle düşünürken , yazar kendisinden "Sevgili Dostum" diye bahsetti ki bende fena halde jeton düştü ama fikir edinmek adına, her pencereden manzaraya bakmak lazım diyerek kitabı okumaya devam ettim.

Pek çok yabancı yazardan alıntılar yapmış Osmanlı Yaşamı için yazar , hepsini not aldım , ömrüm vefa ederse onları da okumak isterim.

Kitabın en enteresan tarafı Cellatlar kısmı. Bilmem neden ?

Yazara göre , "Böyle bir ortamda diktatörlüğün herhangi bir versiyonunun yeşermesi neredeyse imkansızdır . Zaman zaman diktatöryal yansımaları olan bazı uygulamalar ise , bugünün anlayışı ile değil, dönemin  zaruriyetleriyle birlikte düşünülmelidir."

Şimdi ben her şeyi anlıyorum , ecdat savunma mekanizması diye bir şey mevcut insanlarda kabul ediyorum fakat bu savunmayı yaparken daha dikkatli olmak zorundayız.

Kabulleniş; sorumluluk almak değildir .

Tarihi gerçekler, yumuşatılarak anlatılmaya çalışılmaması gereken , realiteler olmalıdır.

Olmuşsa olmuştur , o dönem yapılmış şeylerin şimdi savunulması, başka yerlere çamur atılmaya çalışılması  bir yerde komik duruma düşürebilir insanları . 

Bu sebepten tarihte her mevzuyu aklamaya çalışmamalı , olduğu gibi yazmalı insanlar , bunu yazdılar diye kimse onları yapılanlardan mesul tutmayacak , hakikatler de bu şekilde su yüzüne çıkacaktır. .

 Avrupa Saraylarında da şunlar şunlar olmuş diye bizimkilerin yaptıkları haklı olmuyor yani , varsa bilginiz bir kitap ta Avrupa Saray Hayatını yazarsınız , biz de oralarda neler yaşanıyormuş okur , öğreniriz .

Netice olarak , Bahadıroğlu da , arkadaşı Mustafa Armağan gibi gözümde tarih yazarı değil, tarihi masal/kurgu yazarı olarak yerini belirlemiş oldu.





15 Mayıs 2017 Pazartesi

DUMAN VE KEMİĞİN KIZI- LAINI TAYLOR



Çeviri:Uğur Mehter
1. Basım 2013
435 Sayfa

"Umut. Umut , çok güçlü olabilir.Belki gerçek sihir diye bir şey yoktur ama en çok neyi istediğini biliyorsan ve umudu içinde bir ışık gibi tutabiliyorsan , neredeyse sihir kullanmış gibi , dileklerinin gerçekleşmesini sağlayabilirsin."

Duman ve Kemiğin kızı okunacak kitaplarım arasına tesadüfen ve jet hızıyla girdi , yine aynı hızla okundu çünkü ödünç bir kitaptı.

Daha önceki paylaşımlarımdan bilenlerin bildiği doktor adayımıza Cinder serisini övünce ve ödünç verince, o da bu seriden bahsedip , serinin bu ilk kitabını getirdi sağolsun.

Ben de hemen okuyuverdim , hiç hesapta olmayan bu güzelliği .

Çok beğendim dersem yalan olacak , aslında beğenmedim de değil ama bu tip kitapları genel olarak hız kazanmak için okuduğumdan ve arada hayal dünyasına dalmayı sevdiğimden sanki bu kitapta o istediğim hızı da , hayalleri de çok yakalayamadım .

Ne ki ders çalışma modundan (en azından psikolojik olarak :D) yeni çıktığım için de yavaş bulmuş olabilirim .

Yine de tam olarak beklentilerimi karşıladı diyemeyeceğim , bakalım devamını getirirse okur ve ona göre karar veririm .:D