26 Nisan 2018 Perşembe

AŞKIN VE SAVAŞIN ŞARKISI - DINAH JEFFERIES

Çeviri:Meltem Sağlam
Orijinal Adı : The Tea Planter's Wife
1. Baskı 2016
522 Sayfa

Orijinal adı daha uygun kesinlikle kitaba .Elif'ten çerezlik kitabım kalmadı diyerek aldığım kitap kesinlikle çerez sınıflandırmasına girmemeli .

Şimdi Sri Lanka olan Seylan'da  çay yetiştiricilerinden biridir beyaz adam , kendi gibi beyaz olan bir İngiliz kadınla evlenir , sanki hikaye bir historical havasında başlasa da kitap bundan çok daha fazlasını barındırmakta.

Bu evlilikten ikiz bebekleri olur fakat biri siyahidir. Sonrasında o dönem İngiliz sömürgesi olan Sri Lanka'daki kölelerin ve işçilerin hakları , siyahilere yapılan muameleler , büyük buhran yaşanan yıllar oldukça iyi anlatılmış, bir aşk romanı edası ile arka planı oluşturmuş bile diyebilir . Ön planda Gwen ve eşinin hayatlarına dair aldıkları inanılmaz kararlar ve yaşamlarının şekillenişi. 

Bence historical denilen kitabın tam da dozunda ayarlandığı bir kitap olmuş , ne aşk , ne romantizm ne de realizm hakim kitaba , hepsinden biraz var .

Beklediğimden iyiydi kitap gerçekten.





21 Nisan 2018 Cumartesi

EN GÜZEL GÜNLERİNİ DEMEK BENSİZ YAŞADIN- CAN GÜRSES

1. Baskı 2014
229 Sayfa

"Korkma yarından .Yarının olmadığını senden iyi kim bilebilir. Yarının senin elinden var edileceğini senden iyi kim gösterebilir."

"Halbuki geçmişin öyküsü tektir. Mühim olan öyküyü kimin ağzından dinlediğimiz."

"Hangi çocuk hayatına bu kadar karışılarak , düşüncelerine bulaşılarak büyütülse , sonunda işte böyle hayata karışıp bulaşmaktan korkar. ."

"Kimse kimseyi kurtaramaz , kimse kimseye tutunarak yürüyemez .Herkes yalnız başına yürüyebilmeli."

*************
Bu kitabı ilk 4 yıl önce Kitap Sevinci'nin blogunda gördüm. Not aldım almasına ya , ancak sıra geldi , düşünün okunacaklar listemi.

Bu arada Sevinç'in linkini bıraktım ama kendisi sanıyorum bir miktar ara verdi , beni de çoook üzdü ya neyse , iyi olduğunu umarım. 

Sonra bu kitabın bitmesine 30 sayfa kala Damla'nın blogunda gördüm ,  kitabı bitirememiş olmama rağmen , nette gördüğüm en gerçek yorumlardan birini yapmış gibi hissettim .

Kendisi de bir edebiyatçı olduğundan ve aramızdaki samimiyete dayanarak,yazdıklarına güveniyor ve onun yorumlarını önemsiyorum, çok kitapta da benzer şeyler hissettiğimizi düşünüyorum.

Can Gürses'in bu kitabı için de , yakın düşüncelerimiz olduğunu görmek şaşırtmadı beni bu yüzden.

Kitabın ismi 10 numara , kapak 5 yıldız, yazar belli ki donanımlı bir kişilik .

Bu kadar şey yan yana geldiğinde zannediyorsunuz ki iyi bir şey çıkacak ortaya .

Olmuyor, onca iyi şeyi  -ilk kitabı olması sebebiyle belki de-  bir türlü kağıda dökemiyor. Dökemiyor değil belki de , gereğinden fazlasını anlatmaya çalışıyor ve hikaye bir anda aşureye dönüyor.

Halbuki aşure de severim :)

Fakat kitabı sevemiyorum, aslında kitapların konularından bahsetmem ama kısaca değineceğim bu kitapta ;

sıradan bir İstanbul aile sofrası...
 4 evlat , 1 anne ,torunlar...

Geçmiş , gelecek , bir sürü kişilik , evin içindeki eşyaların hikayeleri , iyi müzikler...

"O zaman sorun ne?" dediğinizi duyar gibiyim.

Sorun şu, kitapta her şey var ;

 12 Eylül dokundurmasından, lgtb 'ye...

Narsistlikten , artistliğe ...

Aşktan , yalnızlığa....

Diktatörlükten , siyasete ....


ve bütün bunlar 229 sayfaya sığdırılmaya çalışılıyor...

Dolayısıyla , olmuyor.

O kadar sayfaya sığmıyor bu kadar hayat, eğreti duruyor.

Zorlanmış, en iyisi yapılmaya çalışılmış ama olmamış , olamamış hissi veriyor...

Adına, kapağına , yazarına bakıp , içindeki gerçekten anlamlı bir kaç sözden etkilenen okurun çok beğenesi geliyor.

Bir türlü beğenemiyor ...


 

17 Nisan 2018 Salı

YOK BANA SENSİZ HAYAT -ASLI TOHUMCU

1. Baskı 2006 İş Kültür
1. Baskı Doğan 
86 Sayfa

"adnan , mine dışında birini sevmemişti hiç .sevmesi gerekeceği de aklına gelmemişti .mine'yi seviyordu işte .ancak yaşam da oyun oynamayı seviyordu ve kimle , hangi oyunu oynayacağını kafasına göre tayin ediyordu."

"insan zamanının çoğunda niyet ettiğinden başka şeyler yapmak ve yaşamak zorunda kalır."

"Çünkü kimse sevmez çok konuşanları , her şeyini ortaya saçanları, bunu gönülsüz yapmış 
olsalar da ."

"O olmazsa katiyen olmazmış gibi .dünyanın her türden tüm ahalisi kanlarına , canlarına susamış gibi .nasıl o olduysa , sevdicek birini son kez gördüğünü bilmek ancak kabullenememek gibi.çıldırmaya sürüklenmek gibi."

****

Kitabın sanırım en ve tek sevdiğim yanı devrik cümleleri oldu.

86 sayfadan ne anladığımı sormak isteyenleriniz olacaktır , bir şey anlamadım zannederim , hani "tam anladım diyorum hiçbir şey anlamamışım , hani hiçbir şey anlamadım diyorum meğer anlamışım ben bu mevzudan", oluyorum .

Öyle bir şey işte kitap , biraz karamsar , depresif .

Biraz aşk, biraz dostluk , bir de en sevdiğimden devrik cümleler ...

Aslı Tohumcu için bir roman denemesi olabilir bana göre dadaist etkileri görülen bir durum hikayesi .

Post modern hikaye olarak ta adlandırılabilir , neden olmasın.

İlla okuyun diyebileceğim , herkese önerebileceğim bir kitap değil ama okuma sevdalılarının kendilerinden bir şeyler mutlaka bulabileceğini düşünüyorum.

Bu kadar postmodernlikten anlamıyorum diyenler hiç bulaşmasın, o 86 sayfa elinizde bitmek bilmeyebilir zira.





15 Nisan 2018 Pazar

DEMİRYOLU SERSERİLERİ -JACK LONDON

Çeviri:Selvi KARACA
1. Basım 1974
208 Sayfa

"Köpeğe atılan bir kemik yardımseverlik örneği değildir. Yardımseverlik , en az onun kadar aç olunduğu zaman kemiği köpekle paylaşmaktır."

"Serseri yaşantısının en güzel yanı belki de tekdüze olmayışıdır."

Kitap Jack London 'un 18 yaşındayken ,1984 Amerika krizi esnasında işsizler ordusuna katıldığı zamanları anlatıyor.

Tam bir otobiyografi demek doğru değil belki de çünkü yaşamının  tamamı yok kitapta.

Fakat yazarın ;
 işsiz , aç, sefil zamanlarını ve Amerika'nın 20. yüzyıldaki sosyolojik durumunu net bir şekilde yansıtıyor okura .

Genel olarak yolculuk trenle olduğundan demir yolları adeta arka fonunu oluşturuyor eserin.

Ve sayfa sayısına bakıp aldanıyor insan çabucak biter diye , fakat oldukça zor okuttu kendini.

Bir kere yaşananlar ya da ifadelerdeki karmaşıklık yansımış yazarın kalemine.

Her ne olursa olsun Jack London severlerin mutlaka okuması gerekenlerden biri diye düşünüyorum.

Benim çocukluk aşkımdı , Beyaz Diş .

Sırf o kitabın yazarını okumak bile apayrı bir keyif haline getirdi kitabı , çektiği sıkıntıları derinden hissettirmesi ise mükemmelin ötesinde.

Okuyun!


8 Nisan 2018 Pazar

EMMA -JANE AUSTEN

Çeviri : Nihal Yeğinobalı 
1. Basım 2007
8. Basım 2015
480 Sayfa

"Doğru davranana herkes saygı duyar."

"Çekilmez bir kendini beğenmişlikle herkesin kendi duygularını okuyabildiğine inanmış , bağışlanmaz bir küstahlıkla herkesin yaşamını biçimlendirmeye kalkışmıştı . Her konuda yanılmıştı."

Elif'in sevdim dediği kitabı okumazsam olmaz , standart prosedür haline geldi artık.

Austen de , "en sevdiğim " dediyse var bir hikmeti demiş olabilirim.

Tam bir İngiliz klasiği kitap , tam bir Austen kitabı fakat asla bir Gurur ve Önyargı olamayacak gözümde ki o kitap benim için bir klasikten çok daha fazlasıdır.

Bu kitap iyi , bir kere klasik okumayı sevenlerin atlamaması gerektiğini düşünüyorum , ama eğer ki klasik okumayı sevmiyorsanız hiç bulaşmayın derim.

Uzun betimlemeleri , gereğinden uzun kişi tasvirler ama gerekli kişilerin üzerinden hafifçe temas ile  yetinilmesi ile ve hatta gereğinden  hızlı bir son ile biten tam anlamıyla XVIII. yüzyıl İngiltere'sinin anlatıldığı kitabı 4 günde okuduğum ve neredeyse elimden bırakamadığım söylenebilir.

Çevirinin kalitesine de bu kitap için değinmek zorunluluğu hissediyorum , eğer Nihal Yeğinobalı ismi varsa çeviri de artık sanırım kendimi çok garantide hissediyorum , biliyorum ki asla çeviride hüsrana uğramayacağım .

Austen'in Emma için okuyan bütün kadınların nefret edeceği bir karakter olacak önermesi tarafımdan kabul görmüştür :D

Belki nefret çok sert bir terim ama sevmedim Emma'yı karakter olarak  :D

4 Nisan 2018 Çarşamba

İLK ADIM - REFİK HALİD KARAY

205 Sayfa

"Bugünün gençlerine pek garip gelecek ve onları isyana sürükleyecek ve bize karşı merhamete sevk edecek bir şey söyleyeceğim : Otuz şu kadar yıl önce kadınla erkeğin bir arabaya binmesi şehir içinde yasaktı ; kendi çoluğuyla, çocuğuyla da olsa yasaktı."

Refik Halid Karay, Fecr-i Ati edebiyatının usta kalemlerinden biridir , mizah yazarlığı da romancılığı da vardır . 

Kalem ustaları arasında Türkçe'yi en iyi kullananlardan biri olduğu herkesçe kabul görmüş, ender kalemlerden biridir.

Tam bir muhaliftir .

Türk Edebiyatı okumak isteyenlerin, edebiyata ilgi duyanların atlamaması gereken kalemlerin başında gelir.

Kronik serisinden bir kitabıdır , İlk Adım.

İçinde, yazıldığı  döneme ışık tutabilecek yazıları vardır .

En çok İlk Sefer 'i beğenmiş olsam da genel olarak sevdiğim bir kitap oldu .

İnkılap bu kadar pahalı olmasa da bütün kitaplarını ediniversem dediklerimden biridir.

Okuyun!


31 Mart 2018 Cumartesi

MIM : BLOG YAZARLARINI TANIMA / DİRENİŞ HAKKINDA UZUN BİR YAZI

MIM : BLOG YAZARLARINI TANIMA


Sevgili İZEL mimlemiş beni , kendisine teşekkür ediyorum blogu için bir tık...

Bu ve benzeri çok mim yaptım ama bir fazla olsun ne olacak değil mi , bir de hazırladığım bir taslak yazı vardı onu da mimin altına ekliyorum . Bloggerlar ile ilgili benim de bazı fikirlerim var , katıldığınız ya da katılmadığınız konularda fikirlerinizi duymaktan mutlu olacağım .


1-Nerelisin ?

Kırklareli-Kofçaz , evet hiç duymadığınız bir yerlerde olabilir.Zira kendisi Türkiye'nin en küçük 2. ilçesi,
 belki de 1. kim bilir ?

2-Burcunuz ?

Rivayete göre Balık , fakat sulu gözlülüğü hariç hiçbir özelliğini taşımıyorum :D Ya da bana genel olarak söylenen bu.

3-Bloglarda en çok ilgini çeken şey nedir ?

En çok ilgimi çeken yorumlarıma verilen cevaplar :D

4-En sevdiğin mevsim ?

Sonbahar-Kış , donuyorum ama çok seviyorum be :D


5-Yabancı dil biliyor musun ?

Az denecek kadar İngilizce , hiç denecek kadar Bulgarca :((


6-Boş zamanlarını  nasıl değerlendiriyorsun ?

Boş zamanım yok :D Genel olarak zamanımı verdiğim şeyler, kitaplar , blogumdan da belli olmadığı üzere :F

7-En son hangi kitabı okudun ?

Bu soru kadar karmaşık bir soru yok bana yöneltilebilecek . Zira en son bitirdiğim kitap Kime Dokunduğuna Dikkat Et, en son bloguma girdiğim kitaplar da Epub'da okuduklarım fakat aralarında biraz süre var itirafını da buradan yapmak zorundayım :D

8-Hayatında pişman olduğun bir şeyi anlatır mısın ?

Pişmanlık yok , ne gelirse eyvallah :D

9-Tuttuğun takım var mı ?

Gençken Galatasaray , evlendim Fener Bahçe , artık futbol izlemiyorum eskiden tam bir taraftardım ama sanırım artık çok ta anlamlı gelmiyor bana futbol :D


10-Çantanda eksik etmediğin şeylerden bazılarını yazar mısın ?

Kitap, cüzdan , şemsiye , alışveriş için bez çanta :D


11-En sevdiğin içecek ?

Çay / Kahve fark etmez , yaz da olur kış ta :D


        12-Son olarak blogunuzdan hiç para kazandınız mı ?

Hayır , teklif geldi fakat bana işin içine para girince realite kaybolacak gibi geliyor , niyeyse :)

Kuralım belli ilk 3 yorumu yapacak arkadaş bu mimi cevaplamalı :D

Şimdi de şuraya geçenlerde taslağa aldığım ama yayınlamadığım blog görüşlerimi ekleyeyim , bu yazıma eklemek istediğiniz bir şey olursa lütfen çekinmeyin, birlikte direnelim.


Pek çoğunuzun malumu olduğu üzere blog alemindeki durgunluğa dur demeye karar verdik. Büşra kardeşim bir taş attı, deep hafif çalkaladı , bakalım dalgaları nerelere ulaşacak . Kendisi bilhassa kitap blogları için başlatmıştı direnişi ben bir tık üste çıkıyorum , bu platformda yazan herkesi davet ediyorum bu direnişe.

Öncelikle aktif olarak kullandığımız bloggerlarımızın sesi olalım istiyorum , sonra o ses çığlığa dönüşebilse keşke diyorum.

Son zamanlarda yaşanan durgunluk sıyrılsın üzerimizden , yorumlarla coşsun bloglarımız istiyorum.

Takipleşelim istiyorum çünkü herkes için değil ama yeni başlayanlar için çok önemli takipçi sayısı , sonrasında hala yazmaya devam edenler bu kadar büyütmemeyi öğreniyoruz o sayıyı gözümüzde ama yeni yazmaya başlamış bir blogger için bir adım oluyor o sayı , zannediyor ki o sayı kadar okunuyor ...

Oysa öyle olmuyor ne yazık ki ....

Sosyal medyanın pek çok platformunu aktif kullandım yıllarca , facebookta da instagramda da vardım , ne ki bloggerdaki samimiyeti hiçbirinde bulamadım.

Bloglarını yeni açanlar ya da yıllardır bu platformda yazanlar için de naçizane bir iki öneri getirmek istiyorum , sizin de aklınıza gelen keşke söyleyebilseydim dediğiniz şeyler varsa ekleyin lütfen.

Birincisi şu anki takipçi sistemimiz bir miktar değişti , eskiden takipçinin profil resmine tıklayınca blog adresini bulabiliyorduk , şimdi sadece yorum yaparsa bulabiliyoruz kendisini , o sebepten ilk ricam lütfen takibe aldığınız bloggera hiçbir şey olmasa da bir "selam" yazın.

Bir sonraki ricam takibe almak istemediğiniz bloga takipçi olmayın , bakın inceleyin ve takip etmek istediğinize karar verdiğinizde ekle sekmesine tıklayın , çünkü gidişiniz üzüyor bizleri.

Empati yapmaktan asla vazgeçmeyin , sempati beslemiyorsanız yazılan konuya bunu açıkça yazın ama kişisel hakaret etmek edene bir şey kazandırmıyor , edilene kaybettirmediği gibi.

Yazılan yorumlara cevap verelim , hepsine tek tek yazalım , kendimi bu konuda eleştiriyorum çünkü aynı gün içinde yorum yazamıyorum çoğu zaman çünkü o bloggera iade-i ziyaret yapmak istiyorum ve cevap verdiğimde unutabiliyorum , bekletmelerim ondan sebep , ama mutlaka vermeye çalışıyorum her bir yoruma cevap, biliyorum çünkü kendim de önemsiyorum cevaplarınızı yaptığım yorumlara .

Ne paylaştığınız (benim için ) çok ta önemli değil , bilhassa farklı fikirler okumayı severim ve önemserim her yazılanı çünkü burada ciddi bir emek var , çünkü yazıyoruz, çünkü okuyoruz , çünkü en kıymetli şeyimizi veriyoruz buraya ; zamanımızı. 
Siz de önemseyin .

VE bırakmayın arkadaşlar , en çok uzun zamandır hiçbir şey yazmamış ama baktığımda yıllarını vermiş bloggerlar için üzülüyorum , sorunlarınız , verdiğiniz uzun aralarınız olabilir yine de bırakmayın , ve arada bir ses verin , verin ki umudumuz sönmesin yazan ve okuyanlara dair.

Çok arkadaş edindim bu alemde , en uzun süreli olanlardan biri deep'tir mesela , bilirsin her zaman yanında , eyvallah :D

Kaybettiklerim de oldu , andıkça ismini bir yanım buruktur mesela Sinem'in....

En azından yaşarken kaybolmayalım , ses olalım , birlik olalım derim ....

Sesinizi duyurmak için ne üzerine yazdığınızı ve blog adresinizi bırakın rica ederim.Yeni bir postla duyurabilirim bu blogları , böyle bir post ister misiniz?






30 Mart 2018 Cuma

Mart Ayının Epub / Pdf / Çerez Okumaları


Kampüs serisinin 3 kitabı :D
Anlaşma
506 sayfa

Hata
407 sayfa

Hesaplaşma
Elle Kennedy
461 sayfa

Kaleydoskop Kalpler
Claire Contreras
380 sayfa

Başka Dilde Aşk
Mia Sheridan
387 sayfa

28 Mart 2018 Çarşamba

FEO VE KURT- KATHERINE RUNDELL

Çeviri: Duygu Dalgakıran
İllüstrasyonlar : Gelrev Ong Bico
1. Baskı 2017
278 Sayfa

"Kurtlar çocuklar gibidir .Dünyaya uslu durmaya gelmezler."

İllüstrasyonları mükemmel , önce bunu söylemek isterim.

Yazardan Gökyüzü Çocukları'nı okumuşum 2 yıl önce , tamamen tesadüfi olarak Şubat ayında :D

Yazar yine özgün bir konu üzerinden bir çocuk hikayesi yazmış.

Aslında çocuk hikayesi üzerinden , özgürlük mücadelesi demek gerekiyor sanırım .

Baş kahraman yaş olarak hayal edebileceğimden çok küçük bir yaşta verilmişti , bu beni bu tür hikayelerde rahatsız ediyor .

Fakat genel olarak hoş bir mücadele hikayesi olduğunu söylemek zorundayım .

Okuyun !




27 Mart 2018 Salı

ÇOCUKLAR SANA EMANET- SİNEMADA BU HAFTA


Geçen hafta ilgimizi çeken bir film olmayınca , cuma da bu filmin vizyona gireceğini öğrenince sırf bu film için herhangi bir filme girmek yerine geçen haftayı pas geçmek zorunda kaldık.

Neden bu kadar izlemek istedik bu filmi kısmında ilk sırayı Çağan Irmak adı alır . Zira kendisini hem senarist hem de yönetmen koltuğunda görüyoruz filmde, eskiden yaptığı işlerin verdiği keyfi biliyor ve hiç tereddüt etmeden oturuyoruz koltuklarımıza. 

2. önemli isim Engin Akyürek , bence son dönemin en karakteristik oyuncularından biri kendisi , sevdiğim renklere sahip olmasa bile beğeniyor ve yakıştırıyorum ekrana /perdeye kendisini.

Şerif Sezer için laf etmek benim haddime değil nitekim müthiş biri, bence tam anlamıyla kült bir isim sinema için , harika ötesi... 

Bu kadar tanıtımdan sonra gelelim filmi nasıl bulduğumuza , bir kere gerilim/dram diye etiketlenmiş olsa da film ilk yarıda bir miktar korkuya da yer vermiş ve benim beklentimin aksine 2. kısımda korkudan ziyade drama dönüşmüştür.

Bizim ülkemizde malumunuz olduğu üzere , gerilim de olsa korku da hep aynı unsurları içerir filmler .

Çağan Irmak bunun bir tık üzerine çıkarak fantastik/mitolojik bir hava da katmış ve bunu da bazı sosyolojik temaslarda bulunarak ve ülkemizin sorunlarından birine yer vererek tamamlamış filmi.

Bir kere her koşulda sevmek için gittim filme , istediği kadar korkutsun izlenecek ve sevilecekti.

Şurasında şu da mı olsaydı, mevzuyu bu kadar erken açıklamasaydı mı gibi yorumlar yapmış olsam da, memnun kalarak veda ettim filme .

Bir de not , Hilal Altınbilek çok hoş bir kadınmış , kendisini ilk kez fark ediyorum bir beyaz perde yapımında , sanırım bundan sonra onun ismini gördüğüm filmlerden de beklentilerim olacak . Yolu açık olsun.

Merak edenler için FRAGMAN ı aşağıda :D

25 Mart 2018 Pazar

DAHİ DİKTATÖR - A.M. CELAL ŞENGÖR



"18.Baskı 2016
133 Sayfa

"Atatürk'ün diktatörlüğü , dehanın diktatörlüğüdür."

"Osmanlıca diye bir dil yok. Osmanlıca bir "esperanto"dur, yani bir sürü dilin bir araya gelmesiyle yaratılmış yapay bir dildir.Osmanlıcayı layıkıyla okuyup anlayabilmek için Türkçe bilmek lazım, Farsça bilmek lazım, Arapça bilmek lazım.Bu üç dili bilmek lazım zira Osmanlıca bu üç dilden sadece kelime almakla kalmamış , bunlardan bir takım kurallar da almış.Böyle bir dil olmaz."

"Atatürk'ün yaptıkları esasen şapkadan tavşan çıkartmak değil, daha önce başlatılmış pek çok hareketin çok radikalize edilmiş devamıdır. Mesela imparatorluk , felakete gidildiğini gördüğü vakit kendince bir takım tedbirler almaya başlamıştır. Mesela Sultan Mustafa tüm din eğitiminden bağımsız Mühendishane-i Bahriyye'yi , Sultan III. Selim Mühendishane-i Berri'yi kurmuş, Sultan II. Mahmut ilkokul tahsilini zorunlu kılmıştır fakat bu zorunluluk sadece payitahtta uygulanabilmiştir."

"Sultan Mahmut , 'Madem modernleşiyoruz , Avrupa'ya benzeyeceğiz , şalvar giymek , çarık giymek, sarık takmak , kaftan giymek artık yasak .Pantolon giyeceksiniz , ceket giyeceksin(İstanbulin denen yakasız tür) , adam gibi ayakkabı giyeceksin , kafana da fes takacaksın.'

"Aslında bir Balkan serpuşu olan fesin önemi siperliğinin olmamasından kaynaklanıyor .Başını açmadan secde edilebilir .Dolayısıyla Müslümana uyan bir şapka diye düşünülmüş .Fakat bunda da şöyle bir sıkıntı var ;Türkiye'de fes imal edilmiyor . Çok ilginçtir ki, bir kumaşı boyayıp , doğru dürüst bir fes yapılamıyor . Fesler Viyana'dan geliyormuş. İstanbul'da fes yapmaya çalışan birkaç küçük imalathane varmış, ama yağmur yağdığı zaman feslerin boyaları akar, takanların yüzü kırmızı boya içinde kalırmış .Bundan da kimin kaliteli(yani ithal ) , kimin de kalitesiz (yani yerli) fes taktığı belli olurmuş."

"Kaybettiğimiz en acı harpler , Osmanlı'nın kendi tebaaları tarafından sırtından vurulduğu harplerdir .Balkan Harbi böyledir. Birinci Dünya Harbinde Arapların yaptığı budur; Büyük Taarruz'dan sonra Yunan ordusuyla birlikte kaçan yerli Rumlar'ın yaptığı budur."

"Yavuz ilk defa Arap tarzı İslam'ı içimize sokuyor ve  o dönemden itibaren Osmanlı'nın çöküşü başlıyor."

"Bilmiyorlar ki , Şeyhülislam fetvasıyla halifeler katledilmiş bu memlekette . Sultan Mustafa , Sultan (Genç) Osman, Sultan İbrahim, Sultan Selim katledilmiş .Bunlar hep fetva ile katledilen sultanlar , halifeler ."

"Atatürk ile beraber herkes kendi efendisi oldu Türkiye'de."


21 Mart 2018 Çarşamba

BÜYÜK İSKENDER - VASİLİ YAN

Çeviri: Rauf Aksungur
1. Basım 2015
384 Sayfa

"Olgunlaşmak, kendi eksikliğin üzerine düşünmekle ve aynı zamanda yardıma muhtaç olana elini uzatmakla mümkündür."

Üstteki kitap fotoğrafı yazın yaptığımız Balkanlar turundan kalma , düşünün kitap ne kadar zaman elimde kalmış oluyor şu durumda .

Aslında çok büyük umutlar ile almış olduğum kitap -bilhassa Büyük İskender'in hayatını roman tadında okumayı çok istiyordum - elimde tam anlamıyla aylarca süründü . 

5-10 sayfa art arda okuyabildiğimde kendimi şanslı saydığım zamanları oldu.

Sebep olarak kendimi göstermeyi isterdim ama bu kitap için böyle olmadığı kanaatindeyim .

Anlatıcının 3. kişi olması , zamanların geniş tutulması ve İskender'in konuya ilk 50 ile son 50 sayfada dahil olması benim dikkatimi çeken ve okumamı yavaşlattığını düşündüğüm unsurlar.

Oysa yazar, tarihi kişilikleri anlattığı kitaplar  ile oldukça ünlü .

Ne yazık ki ilk defa tarihi bir okumadan hem de tarihi bir romandan bu kadar mutsuz ayrılıyorum .

Kitap, yarım bırakamama huyumdan bitti , yoksa her şekilde şimdiye kadar tozlu rafların arasına atılabilirdi.

Okuyanlarınız varsa yorumlarınızı özellikle bilmek isterim .

Kitapla , sağlıkla ve umutla kalın.


19 Mart 2018 Pazartesi

DİVAN-I KEBİRDEN SEÇMELER -MEVLANA CELALEDDİN RUMİ

Hazırlayan : Bekir Şahin 
2. Baskı 2011
186 Sayfa

"Öyle bir arkadaş istiyorum ki, benim derdimi kendine dert edinsin .Fakat öyle kendinden geçsin ki neşe ile gamı birbirinden ayırt edemesin."

Esasen Edebiyat okumaya başladığımdan beri bazı kitapları okumayı daha fazla istediğime karar verdim.

Keşke orijinal dilinden okuyabilsem dediklerimden biri de  Divan-ı Kebir'di . Tabii bu kitapta sadece Mevlana'nın Divan-ı Kebirin'den seçmeler var.

Esasında Divan-ı Kebir 'i Mevlana yazmaz , Mevlana'nın söylediği gazel , rubai gibi şiirleri yazanlar vardır . Divan-ı Kebir içindeki şiirler geneli Farsça yazılmış şiirlerden oluşur , Mevlana'nın Şems'e söylediklerinin çokluğu divanın adının Şems Divan-ı olarak anılmasına da sebep olmuştur , Bazı gazellerinin altında da Şems mahlası-Şems adının türevleri- göze çarpar.

Evet Edebiyatçılar bu yazdıklarımın altına daha pek çok şey ekleyebilir , benim okuduğum çok minik bir özeti sayılabilir . Hem sayfa sayısı bakımından orijinali ile kıyaslamak mümkün değil hem de Türkçe olması anlam bakımından bazı sıkıntılar doğurmakta olsa da okumak istediklerimden biriydi ve okuyabildiğim için mutluyum.

Divan-ı Kebir'in el yazmaları da hacim olarak birbirinden oldukça farklıdır .

Bütün Dünya'nın tanıdığı fakat bizim coğrafyamızda yaşamış olmasına rağmen adının çok fazla bilinmediği , kendisinin  neredeyse hiç tanınmadığı , söylediklerinin ise merak bile edilmediği ender güzel insanlardan biridir Mevlana.

Bakmayın siz popülist yazarların arkasından atıp tuttuğuna , derinliği o kadar basit anlatılabilecek biri değildir.

Okuyun , eğer imkanınız ve zamanınız var ise tüm külliyatını.